Son dönemde hakkında ciddi hukuki iddialar bulunan bazı dini veya topluluk liderlerinin gözaltına alınması ve tutuklanması sırasında yaşanan görüntüler, yalnızca hukuki süreci değil, takipçi-lider ilişkisinin psikolojik boyutunu da gündeme taşıdı. Süleymancılar Cemaati lideri Alihan Kuriş'in tutuklanmasının ardından adliye çevresinde yaşananlar da bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Kuriş'in cezaevine sevki sırasında bölgede toplanan bir grup destekçi, cezaevi aracına doğru yöneldi. Kalabalığın araca el salladığı ve hareket eden aracın arkasından bir süre koştuğu görüntüler dikkat çekti. Ortaya çıkan tablo şu soruyu beraberinde getirdi: Hakkında ciddi iddialar bulunan bir kişiye yönelik bağlılık, hangi psikolojik mekanizmalarla devam ediyor? Bu soruyu psikolog Ece Erkan'a yönelttik.
"TEK BİR PSİKOLOJİK MEKANİZMAYLA AÇIKLANAMAZ"
Erkan'a göre böyle bir bağlılığı tek bir nedene indirgemek mümkün değil. Lidere duyulan güven, grup aidiyeti, otoriteye bağlılık ve kişinin benimsediği inanç sistemi aynı anda etkili olabiliyor. Erkan, "Bu durum tek bir psikolojik mekanizmayla açıklanamaz. Lidere duyulan güven, grup aidiyeti, otoriteye bağlılık ve kişinin inanç sistemi birlikte etkili olabilir" ifadelerini kullandı. Bir kişinin liderini uzun yıllardır güvenilir ve doğru bir figür olarak görmesi halinde, lider hakkında ortaya atılan olumsuz iddiaların mevcut inançlarla çatışabileceğini belirten Erkan, bu noktada bilişsel çelişkinin devreye girebileceğini söyledi. Erkan bu süreci şöyle açıkladı:
"Kişi lideri uzun yıllardır güvenilir ve doğru bir figür olarak görüyorsa, lider hakkındaki olumsuz iddialar mevcut inançlarıyla çelişir. Bu noktada bilişsel çelişki ortaya çıkabilir. Kişi, 'Güvendiğim kişi bunu yapmış olamaz' düşüncesi ile 'Bu kişi hakkında ciddi iddialar var' bilgisini aynı anda taşımakta zorlanabilir. Çelişkiyi azaltmak için iddiaları reddedebilir, küçümseyebilir, kaynağını itibarsızlaştırabilir veya farklı bir şekilde yorumlayabilir."
SADECE LİDERİ DEĞİL, KENDİ DÜNYASINI SAVUNUYOR OLABİLİR
Takipçinin liderini savunması her zaman yalnızca o kişiye yönelik bir savunma anlamına gelmeyebilir. Liderle birlikte kişinin ait olduğu topluluk, sosyal çevre ve hatta kimliğinin bir bölümü de tehdit altında hissedilebilir. Erkan, grup aidiyetinin bu noktadaki rolüne dikkat çekerek, "Lideri savunmak bazen yalnızca bir kişiyi savunmak anlamına gelmez; kişinin ait olduğu topluluğu, arkadaşlıklarını, sosyal çevresini ve hatta kimliğinin bir bölümünü savunması anlamına gelebilir" dedi. Bu nedenle kişinin karşılaştığı iddiayı kabul etmesi, yalnızca bir lider hakkındaki düşüncesini değiştirmesi anlamına gelmeyebilir. Kişi açısından yıllardır içinde bulunduğu sosyal düzenin ve aidiyetinin sorgulanması anlamına da gelebilir.
"KİŞİ KENDİ ŞÜPHELERİNİ İKİNCİ PLANA ATABİLİR"
Liderin sorgulanamaz veya özel bir bilgiye sahip olduğu düşünülen yapılarda otoriteye bağlılığın da belirleyici olabileceğini belirten Erkan, kişinin kendi değerlendirmesinden ziyade liderin açıklamasına güvenebileceğini söyledi. Erkan, "Otoriteye bağlılık da kişinin kendi değerlendirmesinden çok liderin açıklamasına güvenmesine neden olabilir. Özellikle liderin sorgulanamaz veya özel bir bilgiye sahip olduğu düşünülen yapılarda, kişi kendi şüphelerini ikinci plana atabilir" ifadelerini kullandı. Bu tabloyu yalnızca "inanmak istememek" şeklinde değerlendirmenin eksik kalacağını belirten Erkan, davranışın altında kişinin inançlarını, aidiyetini ve benlik algısını koruma çabasının da bulunabileceğini ifade etti.
YILLARCA SÜREN İNANÇ, KİMLİĞİN PARÇASINA DÖNÜŞEBİLİYOR
Bir kişinin mevcut inancını korumasının nedenlerinden biri de o inancın zaman içerisinde hayatının merkezine yerleşmesi olabilir. Erkan, "Mevcut inancı kişinin yalnızca bir düşüncesi değil, zamanla kimliğinin ve yaşam düzeninin bir parçası haline gelmiş olabilir" dedi. Kişinin yıllardır aynı topluluğun içinde bulunması, ilişkilerini bu çevrede sürdürmesi ve hayatındaki önemli kararları bu inanç sistemi üzerinden vermesi halinde lideri sorgulamanın çok daha büyük bir psikolojik tehdit oluşturabileceğini belirten Erkan, şöyle konuştu:
"Kişi yıllardır bu topluluğa inanıyor, ilişkilerini bu çevrede sürdürüyor ve hayatındaki önemli kararları bu inanç sistemi üzerinden veriyorsa, lideri sorgulamak 'yanlış bir bilgiye inanmış olabilirim' demekten çok daha büyük bir tehdit yaratabilir."
İDDİALAR "İFTİRA" OLARAK YENİDEN YORUMLANABİLİYOR
Çelişkili bilgilerle karşılaşan kişi, mevcut inancıyla yeni bilgi arasındaki çatışmayı azaltmak için iddiayı reddedebilir veya farklı biçimde yorumlayabilir. Erkan bu durumu, "Bu durumda kişi bilişsel çelişkiyi azaltmak için karşılaştığı bilgiyi reddedebilir veya yeniden yorumlayabilir. Örneğin iddiaları 'iftira', 'karalama kampanyası' ya da 'yanlış anlaşılma' olarak değerlendirebilir" sözleriyle anlattı.
Burada kişinin karşısına yalnızca "Doğru mu, yanlış mı?" sorusu çıkmıyor. Aynı zamanda yıllardır oluşturduğu inanç sistemiyle yeni bilgi arasında bir tercih yapma baskısı da oluşabiliyor.
SOSYAL ÇEVRE DE KARARI ETKİLEYEBİLİYOR
Psikolog Ece Erkan'a göre kişinin bağlı olduğu sosyal çevrenin kaybedilmesi korkusu da sorgulama sürecinde önemli bir etken olabilir. Erkan, "Ayrıca sosyal çevrenin baskısı da oldukça belirleyicidir. Kişi inancını sorguladığında ailesini, arkadaşlarını, topluluğunu veya ait olduğu sosyal çevreyi kaybetmekten korkabilir. Bu durumda gerçeği sorgulamanın psikolojik ve sosyal maliyeti, mevcut inancı korumanın maliyetinden daha yüksek hale gelebilir" ifadelerini kullandı. Bu nedenle kişi, karşısındaki iddianın doğruluğunu araştırmak yerine mevcut düzenini korumayı tercih edebilir.
"İNSAN ZİHNİ HER ZAMAN EN DOĞRU BİLGİYİ SEÇMEZ"
Erkan, insan zihninin her durumda yalnızca en doğru olduğu düşünülen bilgiyi seçerek hareket etmediğini vurgulayarak, "Bu nedenle insan zihni her zaman 'en doğru bilgiyi' seçerek hareket etmez. Bazen tutarlılığı, aidiyeti, güvenlik duygusunu ve mevcut kimliğini korumaya yönelik çalışır" dedi. Erkan'a göre lider hakkındaki çelişkili bilgilerin reddedilmesi veya yeniden yorumlanması tek başına bir nedene bağlanamaz. Bilişsel çelişki, otoriteye güven, grup aidiyeti, sosyal baskı ve kişinin kimliğini koruma ihtiyacı aynı süreçte birlikte rol oynayabilir. Erkan sözlerini şöyle tamamladı:
"Kısacası, kişinin çelişkili bilgiyi reddetmesinin altında yalnızca 'inanmak istememesi' değil; bilişsel çelişki, otoriteye güven, grup aidiyeti, sosyal baskı ve kimliğini koruma ihtiyacı birlikte bulunabilir."





