Uzman Klinik Psikolog Metin Aydın, çocukluk döneminde maruz kalınan fiziksel şiddetin akademik başarıdan sosyal ilişkilere, özgüvenden meslek hayatına kadar uzanan yıkıcı sonuçlarını TÜRKINFORM muhabiri Sema Ersoy'a anlattı. Şiddetin çocuk beyninde kalıcı izler bıraktığını vurgulayan Aydın, "Şiddet, zihnin kapılarına kilit vurur ve çocuğun potansiyelini o kilitli odada çürütür" ifadelerini kullandı.
"BEYİN HAYATTA KALMAYA ODAKLANIYOR"
Fiziksel şiddetin akademik başarı üzerindeki etkilerine ilişkin konuşan Aydın, şiddet gören çocukların öğrenme süreçlerinin ciddi şekilde sekteye uğradığını belirtti.
Aydın, "Şiddet gören bir çocuğun beyni, akademik bilgiyi işleyecek lükse sahip değildir; çünkü o beyin sadece 'hayatta kalmaya' odaklanmıştır. Korku anında salgılanan yoğun kortizol hormonu, öğrenme ve hafıza merkezi olan hipokampüsü kelimenin tam anlamıyla zehirler. Yapılan güncel nörobilimsel çalışmalar, kronik korku altında büyüyen çocukların beyinlerindeki gri madde hacminin daraldığını ve bilişsel kapasitenin doğrudan tıkandığını kanıtlıyor" dedi.
Çocuğun sınıfta dahi kendisini güvende hissedemediğini belirten Aydın, "Çocuk sınıfta öğretmeni dinlerken bile zihni evdeki tehdidi tarar, bu yüzden dikkatini derse odaklayamaz ve yeni bilgileri hafızaya kaydedemez. Korkunun hüküm sürdüğü bir zihinde, matematik formüllerine ya da dil bilgisi kurallarına yer kalmaz. Güvende hissetmeyen bir child için okul başarısı, lüks bir hayalden ibarettir. Biz onun tembel ya da başarısız olduğunu sanırken, o aslında içindeki yangını söndürmekle meşguldür" ifadelerini kullandı.
Şiddetin çocukların potansiyelini yok ettiğini vurgulayan Aydın, "Şiddet, zihnin kapılarına kilit vurur ve çocuğun potansiyelini o kilitli odada çürütür. Şiddete maruz kalan bir zihin, fırtınanın ortasında ders çalışmaya çalışan bir yolcu gibidir; etraf yıkılırken kimse kitaptaki kelimelere odaklanamaz" diye konuştu.
"ŞİDDET HEM ÖĞRETİYOR HEM DE HASAR BIRAKIYOR"
Şiddete maruz kalan çocuklarda görülen saldırgan davranışların nedenlerine de değinen Aydın, sorunun tek bir sebeple açıklanamayacağını söyledi.
Aydın, "Bu durum tek bir nedene bağlanamaz; her ikisinin de acımasız bir ortaklığıdır. Çocuk hem evde sorunların şiddetle 'çözüldüğünü' görerek bunu taklit eder hem de travma nedeniyle beynindeki duygu kontrol merkezi (prefrontal korteks) hasar görür. Klinik travma çalışmalarında sıkça gördüğümüz gibi; travmatize olmuş bir beyin, tehlike fiziksel olarak geçse bile hücresel düzeyde alarm durumunda kalır" dedi.
Saldırganlığın bir terbiye sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Aydın, "Dolayısıyla çocuğun sergilediği saldırganlık aslında bir ahlak veya terbiye sorunu değil, beynin aşırı uyarılmış savunma sisteminin kaçınılmaz bir fırlamasıdır. Mantık ve fren sistemi çalışmadığı için, en ufak bir hayal kırıklığında amigdala (ilkel beyin) devreye girer ve çocuk doğrudan saldırıya geçer" ifadelerini kullandı.
Aydın açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Yani şiddet, hem zihne ekilen zehirli bir tohum hem de o tohumu büyüten hormonal bir fırtınadır. Çocuk sadece gördüğünü kopyalamaz, beynindeki hasar yüzünden başka türlü davranmayı da beceremez. Kendi canı yanan çocuk, dünyayı tekinsiz bir savaş alanı olarak kodlar ve ilk darbeyi alan olmamak için etrafına saldırmaya başlar. Bu çocuklar, freni patlamış bir kamyon gibidir; ne zaman, nerede ve kime çarpacaklarını kendi iradeleriyle değil, içlerindeki o durdurulamaz hasarla belirlerler."
"ÇOCUKKEN ATILAN TOKAT, YETİŞKİNLİKTE DEĞERSİZLİK DUYGUSUNA DÖNÜŞÜYOR"
Fiziksel şiddetin uzun vadeli etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aydın, klinik gözlemlerinin çarpıcı sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi. Aydın, "Klinik odasında gördüğümüz en acı gerçek şudur:
Çocukken atılan bir tokat, yetişkinlikte bir ömür boyu süren bir 'Ben değersizim' inancına dönüşür. Şiddet gören çocuklar büyüdüklerinde ya aşırı boyun eğici olup sınır çizemezler ya da insanlara güvenemedikleri için derin bağlar kurmaktan kaçınırlar" dedi.
Klinikte karşılaştığı örnekleri de paylaşan Aydın, "Örneğin kliniğimize başvuran ve ikili ilişkilerinde partnerlerine bağımlı olan, sürekli aldatılmasına rağmen 'beni terk etmesin' diye her haksızlığa katlanan birçok başarılı kadının geçmişini kazıdığımızda, çocukken babasından gördüğü şiddeti 'sevginin ve ilginin bir parçası' olarak kodladığını görüyoruz" ifadelerini kullandı.
Mesleki başarıların bile çocukluk travmalarını silemediğini belirten Aydın, "Meslek hayatında çok başarılı olsalar bile, içlerindeki o 'kusurlu çocuk' yüzünden başarılarının tadını çıkaramazlar. Çocuklukta kırılan o özgüven kemiği, yetişkinlikte tüm hayatı sakat bırakır. Şiddet, kişinin gelecekte kuracağı tüm ilişkilerin mimarisini bozar. Yetişkin bir bireyin attığı her başarısız adımda, aslında geçmişte yediği darbelerin sızısı gizlidir" dedi.
Aydın, sözlerini şu çarpıcı ifadelerle tamamladı:
"Geçmişinde şiddet olan bir yetişkin, tabanı çatlak bir bardak gibidir; içine ne kadar başarı, para ya da sevgi doldurursanız doldurun, dipten hep bir sızıntı yapar ve asla dolmaz."




