3 Haziran 2026'da İngiltere Rekabet ve Piyasalar Kurumu (CMA), Google'ın arama hizmetlerine dünyada ilk kez bağlayıcı bir "yayıncı davranış kuralı" getirdi. Bu yazı, kararın ne olduğunu, neyi değiştirdiğini ve Türkiye'nin neden artık seyirci kalamayacağını ele alıyor.
ÖNVE OLANI DOĞRU ANLAYALIM: BU BİR ‘’İYİ NİYET JESTİ’’ DEĞİL
Son günlerde Türk basınında dolaşan haberlerin çoğu olayı "Google geri adım attı", "Google yayıncılara hak tanıdı" gibi başlıklarla verdi. Bu çerçeveleme yanlış ve önemli ölçüde yanıltıcı.
Olan şu: İngiltere'nin rekabet otoritesi CMA, 2024 tarihli Dijital Piyasalar, Rekabet ve Tüketiciler Yasası (Digital Markets, Competition and Consumers Act) kapsamında Google'a bağlayıcı bir hukuki yükümlülük dayattı. Bunun arka planı da önemli: CMA, 10 Ekim 2025'te Google'ı genel arama hizmetlerinde "stratejik pazar statüsüne sahip" (Strategic Market Status, SMS) olarak tanımlamıştı. Bu sınıflandırma, sıradan rekabet hukukunun yetmediği yerde, düzenleyiciye doğrudan ve bağlayıcı davranış kuralları dayatma yetkisi veriyor.
Yani Google nazikçe masaya gelip "tamam, yayıncılara da bir hak verelim" demedi. Bir düzenleyici, yasal yetkisini kullanarak şirketi belirli davranışlara mecbur bıraktı. İhlal hâlinde mali yaptırım var. Bu ikisi arasındaki fark, bütün meselenin kalbidir. Google'ın gönüllü adımları yıllardır boşa çıktı; bu sefer işe yarayan şey, hukuki zorlama oldu.
CMA TAM OLARAK NE TALEP ETTİ? BEŞ YÜKÜMLÜLÜK
Resmi karar metni (Publisher Conduct Requirement, 3 Haziran 2026) Google'a beş somut yükümlülük getiriyor. Bunları tek tek görmekte fayda var, çünkü Türkiye için bir şablon niteliği taşıyorlar:
1. Etkili kontrol hakkı. Google, yayıncılara içeriklerinin üretken yapay zekâda kullanılmasını engelleyecek etkili araçlar sağlamak zorunda. Üstelik bu kontrol yalnızca arama özetlerini değil, içeriğin iki ayrı kullanım biçimini de kapsıyor: yapay zekânın bir yanıtı hazırlarken içeriği doğrudan kaynak olarak kullanması ve içeriğin yapay zekâ modellerinin eğitilmesinde kullanılması. Bu kontrol, hem genel arama içinde hem dışında geçerli. Burada çok kritik bir ayrıntı var: Yayıncılar danışma sürecinde, içeriğin yalnızca yanıt hazırlamada kullanımını kapatmanın yeterli olmadığını söyledi. Çünkü model eğitimi kapsam dışında bırakılırsa, Google kapattığınız içeriğe model eğitimi yoluyla dolaylı olarak yeniden erişebilirdi. Yayıncılar buna "kuralı dolanma riski" adını verdi ve CMA bu itirazı kabul ederek modelin eğitilmesini de kontrol kapsamına aldı.
2. Sıralama cezası yasağı. Eski sistemin en sinsi yanı buydu: Yayıncı yapay zekâdan çıkmak isterse, Google aramasından tamamen çıkmak zorundaydı. Bu, "tercih" değil, fiilen zorlamaydı. Yeni kuralda Google, çıkış yapan yayıncıyı arama sıralamasında cezalandırmaktan, içeriğini farklı gösterip görünürlüğünü düşürmekten açıkça men edildi. Çıkış hakkı ancak bedeli olmadığında gerçek bir haktır.
3. Şeffaflık zorunluluğu. Google, içeriğin yapay zekâda nasıl kullanıldığını açık, anlaşılır ve kullanıcı dostu biçimde açıklamak ve yayıncılara, içeriklerinin yapay zekâ özelliklerinde kullanıcılarla nasıl etkileşime girdiğine dair net ve ayrıntılı veriler sunmak zorunda.
4. Düzgün kaynak gösterimi. İçerik yapay zekâ yanıtlarında kullanıldığında, kaynağın açık ve doğru şekilde gösterilmesi ve kullanıcının o kaynağa kolayca ulaşabilmesi gerekiyor. Amaç iki yönlü: kullanıcı bilginin doğruluğunu test edebilsin, yayıncı da marka değerini koruyabilsin.
5. Kaynak gösterimi yönteminin kamuya açıklanması. Google, kaynak gösterimi konusundaki yaklaşımını da yine açık ve anlaşılır biçimde yayımlamak zorunda.
Bunların üstüne CMA, denetimi de havada bırakmadı: Google ilk yıl boyunca altı ayda bir uyum raporu sunmakla yükümlü ve CMA gerekirse resmi yetkilerini kullanarak kanıt toplayıp hızla müdahale edebilecek. Uygulama için Google'a tanınan süre dokuz ay ve İngiltere, herhangi bir küresel genişleme öncesi test pazarı olarak konumlandı.
"GÖSTERİM VAT TIKLAMA YOK’’: ŞEFFAFLIĞIN NEDEN ZORLA GELİNDİĞİNİN KANITI
CMA kararıyla aynı günlerde, SEO dünyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı: Google, Search Console içinde yapay zekâ özelliklerine dair bir performans raporu açtı. Ama bu rapor yalnızca gösterim (yani içeriğin yapay zekâ yanıtında kaç kez görüntülendiği) verisini gösteriyor — tıklama ve arama sorgusu verisi yok.
Bu tesadüf değil, tam olarak meselenin özü. Yayıncılara içeriklerinin binlerce kez gösterildiğini izletip, bunun kaçının gerçek bir ziyarete dönüştüğünü göstermemek, şeffaflık değil; kontrollü bir sızıntıdır. Eğer tıklama verisi Google'ın lehine olsaydı, o veri çoktan önümüzde olurdu. Tıklama rakamı gizleniyor, çünkü o rakam aslında Google'ın arama sayfasının en üstünde gösterdiği yapay zekâ özetlerinin (ürünün adıyla "AI Overviews") yayıncı trafiğini ne kadar kuruttuğunun itirafıdır.
İşte CMA'nın "net ve ayrıntılı veri" yükümlülüğü tam da buraya nişan alıyor. Google bu veriyi kendi iyi niyetiyle açmıyor; bir düzenleyici onu açmaya mecbur bıraktığında açıyor. Bu da bizi asıl soruna getiriyor.
BU ZİNCİRİN NEDEN BİR DEVAMI VAR: SIFIR TIKLAMA EKONOMİSİ
Yapay zekâ özetleri bir anomali değil, uzun bir stratejinin son halkası. Google yıllardır aramayı, trafiği kendi duvarları içinde tutacak şekilde yeniden tasarladı. Yanıtın doğrudan arama sayfasında verildiği öne çıkan kutucuklar, bilgi panelleri ve kullanıcının hiçbir siteye tıklamadan cevabını aldığı "sıfır-tıklama" sonuçları — her "iyileştirme," yayıncılara akan trafiği sessizce biraz daha kesti. Google bir yönlendirici (arama motoru) olmaktan çıkıp, yayıncının içeriğini tüketen bir yanıt motoru (rakip) hâline geldi.
Rakamlar bu dönüşümü acı biçimde gösteriyor. Bazı yayıncıların CMA'ya sunduğu verilerde, yapay zekâ özetlerinin tetiklendiği aramalarda tıklama oranlarının dramatik biçimde düştüğü bildirildi. Yapay zekâ özetlerinin dünya genelinde milyarlarca kullanıcıya ulaştığı düşünülünce, bu düşüşün ölçeği daha da netleşiyor. Gazetecinin saha emeğiyle, içerik üreticinin uzmanlığıyla üretilen içerik, yapay zekâ tarafından bedelsiz "hammadde" olarak tüketiliyor; değer zincirinde içeriği üreten taraf denklemin dışına itiliyor.
CMA bile kararında bunun bir başlangıç olduğunu, "değerin adil paylaşımı" sorununun çözülmediğini açıkça söyledi. Çıkış hakkı içeriği korur, ama çoktan kaybedilmiş geliri geri getirmez. Yine de kritik olan şu: bir kapı aralandı ve bu kapının bağlayıcı bir hukuki dayanağı var.
TÜRKİYE NEREDEYİZ? ASLINDA SANDIĞIMIZDAN DAHA HAZIRIZ
Şimdi can alıcı soruya gelelim: Bu karar Türkiye'de bağlayıcı mı? Hayır. CMA'nın yetkisi İngiltere ile sınırlı; kararı tamamen İngiltere iç hukukuna dayanıyor ve bir ülkenin rekabet otoritesinin kararı otomatik olarak sınır ötesine geçmiyor. Türkiye'de geçerli olması için ya Google'ın gönüllü olarak uygulamayı küreselleştirmesi (ki kendi taahhüdü bununla sınırlı değil), ya da Türkiye'nin kendi düzenleyici adımını atması gerekiyor.
Ve işte iyi haber: Türkiye bu konuda sıfırdan başlamıyor. Aksine, ciddi bir kurumsal birikim ve momentum var:
Rekabet Kurumu'nun Google sicili kabarık. Kurum, Google'ı arama sonuçlarındaki kendi hizmetini kayırma, "Alışveriş Kutusu," otel sorguları ve reklam teknolojileri gibi başlıklarda yıllardır inceledi ve milyonlarca liralık idari para cezaları kesti. Otel sorgularındaki tedbirlere tam uyulmaması nedeniyle 2024'te günlük ceza uygulanmış, Temmuz 2025'te yaklaşık 355 milyon TL ek ceza verilmişti.
Aktif soruşturmalar sürüyor. Rekabet Kurulu, 8 Ocak 2026 tarihli kararıyla Google'a cihaz üreticisi sözleşmeleri ve geliştirici politikaları üzerine bir Android soruşturması açtı; burada özellikle Google Arama parçacığının cihazlarda fiili münhasırlık yaratıp yaratmadığı inceleniyor. Ayrıca çevrim içi reklamcılık faturalandırması üzerine, 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi (hâkim durumun kötüye kullanılması) kapsamında bir soruşturma daha yürüyor.
Google'ın yapay zekâ arama modu (AI Modu) zaten Türkiye'de aktif. Yani sorunun kendisi ülkemizde fiilen yaşanıyor; Türk yayıncıları İngiliz meslektaşlarıyla aynı trafik kaybı riskiyle karşı karşıya. Eksik olan tek şey, yayıncılara gerçek bir çıkış ve şeffaflık hakkı tanıyan bağlayıcı bir düzenleme.
Kısacası Rekabet Kurumu'nun hem hukuki araçları, hem kurumsal tecrübesi, hem de Google'a yönelik aktif bir denetim gündemi var. Eksik olan, bu gündeme "yapay zekâ ve yayıncı içeriği" başlığının açıkça eklenmesi.
O HALDE UYANMA ÇAĞRISI: TÜRKİYE NE YAPMALI?
İngiltere modeli bize hazır bir yol haritası sunuyor. Türkiye'nin bunu birebir kopyalaması gerekmez, ama esinlenebileceği net ilkeler var:
Sorunu tanımla. Rekabet Kurumu'nun veya ilgili düzenleyicinin, yapay zekâ özetleri ile arama içi yapay zekâ modunun yayıncı trafiği ve içerik kullanımı üzerindeki etkisini özel bir başlık olarak ele alması; gerekirse bir sektör incelemesi başlatması.
Gerçek bir çıkış hakkı. Yayıncıların, organik arama görünürlüğünü kaybetmeden içeriklerini yapay zekâ özelliklerinden çekebilmesi. Cezasız çıkış olmadan "tercih" sözde kalır.
Yanıt hazırlama ile model eğitimini ayrı ayrı kontrol et. İngiltere deneyimi gösterdi ki, içeriğin yalnızca yanıt hazırlamada kullanımını kapatmak yetmiyor; model eğitimi için ayrı bir kontrol şart. Aksi hâlde içeriğe dolaylı yoldan erişim açık kalıyor, yani kural dolanılabiliyor.
Şeffaflık ve veri zorunluluğu. Yayıncıların kendi içeriklerinin yapay zekâda nasıl kullanıldığını ve tıklama dâhil gerçek etkileşim verisini görebilmesi. "Gösterimi göster, tıklamayı gizle" oyununa Türkiye'de izin verilmemeli.
Düzgün kaynak gösterimi. Kaynağın açıkça gösterilmesi ve kullanıcının kolayca ulaşabilmesi.
Denetim mekanizması. Tek seferlik bir karar değil, periyodik uyum raporlaması ve hızlı müdahale yetkisi.
Bunların hiçbiri Türk hukuk sistemine yabancı değil. 4054 sayılı Kanun'un hâkim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin çerçevesi ve Kurum'un dijital pazarlardaki birikimi, bu adımları atmak için yeterli zemini sunuyor.
BAŞ KALDIRMAYAN ÜLKE, "YALNIZCA GÖSTERİM" VERSİYONUNU GÖRMEYE DEVAM EDER
İngiltere bu hakları Google'ın iyi niyetiyle almadı; meseleyi zorladığı için aldı. Avrupa Komisyonu da Google'ın AI Modu nedeniyle web sitelerini kullanıp kullanmadığını ve yayıncılara tazminat ödeyip ödemediğini incelemek üzere harekete geçti. Düzenleyici baskı yayılıyor — ama otomatik olarak değil, her ülkenin kendi iradesiyle.
%90'ın üzerinde arama payına sahip bir şirketten gönüllü iyi niyet beklemek bir strateji değildir. Strateji, baskıdır. Türkiye, Google'a en sert para cezalarını kesen ülkelerden biri olarak bu baskıyı kurma kapasitesine fazlasıyla sahip. Mesele kapasite değil, irade ve gündem.
Türk yayıncıları, içerik üreticileri ve dijital ekosistem oyuncuları olarak bizim görevimiz, bu konuyu gündemde tutmak; Rekabet Kurumu'nu, ilgili bakanlıkları ve sektör birliklerini bu somut, uygulanabilir ve uluslararası bir emsali olan modelle yüzleştirmektir. İngiltere yolu açtı. Sıra, kendi içeriğimizin değerine sahip çıkmakta.
Sessiz kalan her pazar, "yalnızca gösterim" versiyonunu görmeye devam edecek. Türkiye bunlardan biri olmak zorunda değil.
Bu değerlendirme, CMA'nın 3 Haziran 2026 tarihli resmi Yayıncı Davranış Kuralı kararı (gov.uk) ve kamuya açık kaynaklar temel alınarak hazırlanmıştır.
Yazar hakkında
Yemliha Toker, İstanbul merkezli SEO ve GEO (üretken arama motoru optimizasyonu) uzmanı. Çalışmaları teknik SEO, marka ve içeriklerin arama ile yapay zekâ sistemlerindeki görünürlüğü ve içerik stratejisi üzerine yoğunlaşıyor. Yapay zekânın aramayı yeniden şekillendirdiği bu dönemde, içerik üreticilerinin haklarının ve görünürlüğünün korunmasını savunuyor.




