Su Politikaları Derneği Genel Başkanı Dursun Yıldız, ekosistemlerin yalnızca çevre ve biyoçeşitlilik başlığı altında değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, doğal sistemlerin su, gıda, afet ve iklim güvenliği açısından kritik bir altyapı görevi gördüğünü söyledi.

Yaptığı değerlendirmede ekosistemlerin sunduğu hizmetlerin çoğu zaman görünmez kaldığına dikkat çeken Yıldız, ormanlardan sulak alanlara, taşkın ovalarından sağlıklı topraklara kadar doğal sistemlerin kriz dönemlerinde toplumların dayanıklılığını artırdığını ifade etti.

50 YILDA YABAN HAYATI POPÜLASYONLARI GERİLEDİ

Yıldız, doğadaki değişimin boyutunu ortaya koyan göstergelerden birinin WWF'nin 2024 Living Planet Report çalışması olduğunu belirtti.

Bolu Yaban Hayatı5

Rapora göre 1970-2020 döneminde izlenen yaban hayatı popülasyonlarının ortalama büyüklüğü yüzde 73 azaldı. Living Planet Index kapsamında 5 bin 495 omurgalı türüne ait yaklaşık 35 bin popülasyonun eğilimleri değerlendirildi. Tatlı su popülasyonlarındaki ortalama düşüş yüzde 85 olurken, karasal popülasyonlarda yüzde 69, deniz popülasyonlarında ise yüzde 56 olarak kaydedildi.

Yıldız’a göre bu veriler yalnızca bir çevre istatistiği olarak görülmemeli. Çünkü insanların kullandığı suyun, üretilen gıdanın, tarımın, ormancılığın ve birçok ekonomik faaliyetin temelinde doğal sistemlerin sağladığı hizmetler bulunuyor.

“EKOSİSTEMLER DOĞANIN ACİL SERVİSLERİDİR”

Yıldız, ekosistemlerin doğadaki işlevlerini “doğanın acil servisleri” benzetmesiyle anlattı.

Dursun Yıldız

Ormanların, sulak alanların, taşkın ovalarının, çayırların, kıyı ekosistemlerinin ve sağlıklı toprakların yalnızca canlılara yaşam alanı sağlamadığını belirten Yıldız, bu sistemlerin aynı zamanda suyu tutma, filtreleme, yavaşlatma ve yeniden dağıtma gibi görevler üstlendiğini söyledi.

Ekosistemlerin suyu arıtma, toprağın verimliliğini koruma, taşkınların etkisini azaltma ve kuraklık dönemlerinde doğal dayanıklılığı artırma gibi işlevleri bulunduğunu ifade eden Yıldız, bu altyapının bozulmasının doğrudan ekonomik sonuçlar da doğurduğunu kaydetti.

Yıldız, doğal sistemler zayıfladıkça insanların aynı hizmetleri mühendislik yatırımlarıyla sağlamaya çalıştığını, bunun ise maliyetleri artırdığını belirtti.

DOĞAL ALTYAPI KAYBEDİLİNCE MALİYET ARTIYOR

Yıldız’a göre günümüzde çevresel sorunlara yönelik yaklaşım çoğu zaman ortaya çıkan sonuçların yönetilmesine odaklanıyor.

Kuraklık, sel, aşırı sıcaklık, orman yangınları ve su kıtlığı gibi risklerin iklim değişikliğiyle birlikte daha önemli bir risk yönetimi konusu haline geldiğini belirten Yıldız, yalnızca afet gerçekleştikten sonra müdahale edilmesinin yeterli olmadığını söyledi.

Bu nedenle doğal ekosistemlerin afet risklerini azaltan bir altyapı olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Yıldız, sağlıklı ormanların, sulak alanların ve doğal taşkın ovalarının krizlerin etkisini azaltabilecek doğal tamponlar olduğunu vurguladı.

Yıldız, doğanın sunduğu bu hizmetlerin kaybedilmesi halinde kamu kaynaklarıyla daha fazla mühendislik yapısına ihtiyaç duyulabileceğine dikkat çekti.

GRİ ALTYAPI İLE YEŞİL-MAVİ ALTYAPI BİRLİKTE PLANLANMALI

Yıldız, çözümün mühendislik altyapısından vazgeçmek olmadığını, gri altyapı ile yeşil-mavi altyapının birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.

Barajlar, taşkın yapıları, drenaj sistemleri ve arıtma tesislerinin önemini kabul eden Yıldız, bunların ormanlar, sulak alanlar, doğal taşkın ovaları ve sağlıklı topraklarla birlikte planlanmasının daha bütüncül bir yaklaşım sağlayacağını ifade etti.

Havza planlamasında doğal sistemlerin ekonomik değerinin de hesaba katılması gerektiğini belirten Yıldız, su depolama, taşkın azaltma, erozyonu önleme ve kuraklık etkisini hafifletme gibi hizmetlerin birer kamu hizmeti olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“EKOSİSTEM GÜVENLİĞİ = SU GÜVENLİĞİ”

Yıldız, su politikalarının yalnızca suyun temini ve dağıtımı üzerinden ele alınmaması gerektiğine dikkat çekerek, ekosistemlerin korunmasını doğrudan su güvenliğiyle ilişkilendirdi.

“Ekosistem güvenliği = su güvenliği” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini belirten Yıldız, doğal su döngüsünün korunmasının hem su kaynaklarının sürdürülebilirliği hem de afet risklerinin azaltılması açısından önem taşıdığını ifade etti.

Yıldız, ekosistem kaybının aynı zamanda gıda güvenliği sorunu olduğunu da vurgulayarak, tarımsal üretimin devamlılığının sağlıklı toprak, su ve doğal döngülerle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

İKLİM POLİTİKASI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

İklim değişikliğiyle mücadele politikalarının önemli olduğunu belirten Yıldız, ancak yalnızca iklim politikalarına odaklanmanın biyoçeşitlilik kaybını otomatik olarak çözmeyeceğine dikkat çekti.

Bu durumu enerji dönüşümü üzerinden örneklendiren Yıldız, elektrikli araçların fosil yakıt kullanımını azaltma açısından gündeme gelirken üretim süreçlerinde lityum, bakır, nikel ve kobalt gibi madenlere ihtiyaç duyulduğunu hatırlattı.

CHP’den MEB verilerine tepki: “295 bin çocuk liseye başlamadı”
CHP’den MEB verilerine tepki: “295 bin çocuk liseye başlamadı”
İçeriği Görüntüle

Yıldız, bunun elektrikli araçlara karşı bir yaklaşım olmadığını, aksine çevre politikalarının birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren bir örnek olduğunu ifade etti. Su, enerji, maden, iklim ve biyoçeşitlilik politikalarının birbirleriyle bağlantılı şekilde ele alınması gerektiğini söyledi.

“KRİZDEN SONRA MÜDAHALE YERİNE RİSKİ ÖNCEDEN AZALTMALIYIZ”

Yıldız, çevre ve su politikalarında “afet olduktan sonra müdahale” anlayışından “riski önceden azaltma” anlayışına geçilmesi gerektiğini belirtti.

Bu yaklaşımda ekosistemlerin yalnızca korunacak doğal alanlar olarak değil, afetlere karşı dayanıklılığı artıran doğal altyapılar olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Yıldız, bozulan ekosistemlerin yeniden işlevsel hale getirilmesinin de kamu yatırımlarının bir parçası olması gerektiğini ifade etti.

Yıldız, özellikle su ve afet yatırımlarında doğa temelli çözümlerin daha fazla kullanılması gerektiğini vurguladı.

YILDIZ’DAN 5 MADDELİK POLİTİKA ÖNERİSİ

Yıldız, ekosistemlerin doğal altyapı olarak kabul edilmesi için beş temel adımın öne çıktığını belirtti.

1. DOĞAL ALANLAR “DOĞAL ALTYAPI” OLARAK TANIMLANMALI

Sulak alanlar, ormanlar, doğal taşkın ovaları ve kritik su ekosistemlerinin planlama süreçlerinde doğal altyapı olarak tanımlanması gerektiğini belirten Yıldız, bu alanların yalnızca korunması gereken bölgeler olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

2. EKOSİSTEM HİZMETLERİ HAVZA PLANLARINA EKLENMELİ

Havza planlarında doğal alanların su depolama, taşkın azaltma, erozyonu önleme ve kuraklık dönemlerinde tampon oluşturma gibi ekonomik ve toplumsal değerlerinin hesaba katılması gerektiğini ifade etti.

3. BOZULAN EKOSİSTEMLER RESTORE EDİLMELİ

Yıldız, zarar görmüş ekosistemlerin yeniden işlevsel hale getirilmesini doğa temelli çözümler kapsamında su ve afet yatırımlarının bir parçası olarak değerlendirdi.

4. SÜNGER ŞEHİR VE YEŞİL-MAVİ ALTYAPI YAYGINLAŞTIRILMALI

Kentlerde yağmur suyunun mümkün olduğunca yerinde tutulmasını sağlayan “sünger şehir” uygulamalarının ve yeşil-mavi altyapının yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Yıldız, böylece yağışın tamamının kısa sürede drenaj sistemlerine yüklenmesinin önüne geçilebileceğini ifade etti.

5. KAMU YATIRIMLARINDA EKOSİSTEMİN KAYBI HESAPLANMALI

Yıldız, kamu yatırımlarında yalnızca “Bu proje doğaya ne kadar zarar verir?” sorusunun sorulmaması gerektiğini belirterek, “Bu ekosistem bugün hangi kamu hizmetlerini ücretsiz olarak sağlıyor ve onu kaybetmenin maliyeti ne olacak?” sorusunun da değerlendirmeye alınması gerektiğini söyledi.

“EKOSİSTEMLER SU, GIDA VE AFET GÜVENLİĞİNİN PARÇASIDIR”

Dursun Yıldız, 21. yüzyılda sürdürülebilir su politikasının yalnızca daha fazla baraj, kanal, drenaj veya arıtma tesisi inşa etmekten ibaret olmadığını belirtti.

Yıldız’a göre asıl mesele, doğal sistemlerin suyu tutma, temizleme, yavaşlatma ve yeniden dağıtma kapasitesini korumak ve gerektiğinde yeniden oluşturmak.

Ekosistemlerin korunmasının su güvenliği, afet güvenliği, gıda güvenliği ve iklim değişikliğine uyum politikalarının ortak bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirten Yıldız, doğanın kriz anlarında topluma sunduğu hizmetlerin kriz yaşanmadan önce korunması gerektiğine dikkat çekti.

Yıldız, bu nedenle ekosistemlerin “doğanın acil servisleri” olarak görülmesi gerektiğini belirterek, bu hizmetlerin kriz sırasında çalışabilmesi için doğanın krizden önce korunmasının temel şart olduğunu vurguladı.

Kaynak: HABER MERKEZİ