Her sabah uyanır uyanmaz yüzümüzü yıkayıp aynaya bakıyoruz. Belki göz altlarımız şiş, belki saçımız darmadağın… Ama yine de o kişi orada: “biz” sandığımız biri.
Peki hiç durup düşündünüz mü gerçekten o kişi siz misiniz? Yoksa sadece görmeye alıştığınız bir yansıma mı?
Ayna Gerçekliği Ters Yansıtır
Aynadaki kişi, sizin sağınızı sol; solunuzu sağ yapan biri. Aslında dış dünyada kimse sizi o şekilde görmüyor. Fotoğraflarda kendinize “ama ben böyle değilim” demeniz de bundan. Çünkü beyniniz, aynadaki o ters kişiye alışmış.
Yani o da sizsiniz, ama dış dünyada kimsenin görmediği bir “siz”.
Beyniniz Size Küçük Bir Oyun Oynuyor
İlginç bir şey söyleyeyim: İnsanlar, aynada kendilerini daha güzel bulma eğiliminde. Çünkü o görüntüye alışığız. Ama başkalarının bizi gördüğü hâl farklı. Fotoğrafta kendinizi garip bulmanızın sebebi bu, alışık olmadığınız bir yüz.
Ve bazen... o yüzü görmek rahatsız eder. Çünkü kendinizle ilgili hissettiğiniz duygular, aynadaki kişiye de yansır.
Aynayla Yüzleşmek
Psikolojide “ayna terapisi” ya da “ayna çalışmaları”, kişinin kendisiyle yüzleşmesi ve kendiyle bağ kurması için kullanılır. Travma sonrası terapi süreçlerinde ayna bazen bir test, bazen bir sığınaktır.
Bazı günler aynaya bakarız ve kendimizi güçlü, güzel, hazır hissederiz. Ama bazı günler... sadece yorgun bir çift göz görürüz. İşte bu yüzden, aynaya bakmak sadece fiziksel değil, duygusal bir deneyimdir.
Kendini Tanıyamamak da Mümkün
Ayna agnozisi diye bir şey var. Bazı insanlar beyin travması sonrası aynadaki kişiyi tanıyamıyor. Korkutucu, değil mi?
Bu da gösteriyor ki, kendimizi tanımak bile beyin denen o karmaşık sistemin içinde gizli bir süreç.
Aslında mesele şu: Aynadaki görüntü de gerçek, fotoğraftaki de. Ama belki de en gerçek olan, kendimizi nasıl hissettiğimiz.
Aynaya her baktığınızda tek bir soru sorun kendinize:
“Bugün bu yüzü seviyor muyum?”
Eğer cevap evet değilse, sorun görüntüde değil… belki biraz içimizdedir. Ve bu da gayet insanca değil midir?