Fen bilimlerinin laboratuvar sınırlarını aşan kuantum yaklaşımı, teknolojiden toplumsal yapılara kadar birçok alanda belirleyici olmaya başladı. Uzmanlara göre kuantum, artık yalnızca teorik bir fizik konusu değil, günlük yaşamı etkileyen yeni bir altyapı sunuyor.
Son yıllarda sıkça dile getirilen “kuantum çağı” kavramı, teknolojik gelişmelerle birlikte bilimsel düşünme biçimlerinde yaşanan dönüşümü ifade ediyor. Kuantum fiziği, uzun yıllar akademik çevrelerde teorik bir alan olarak ele alınırken, günümüzde çip teknolojileri, sensörler, iletişim sistemleri ve siber güvenlik uygulamalarında aktif olarak kullanılmaya başladı. Bu gelişmeler, kuantumu soyut bir teori olmaktan çıkararak doğrudan yaşamın içine taşıdı. Bu kapsamda merak edilen başlıkları anlaşılır bir dille aktarmak amacıyla TÜRKINFORM muhabiri Yaren Tekin, Prof. Dr. Şevki Işıklı ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Soru: Hocam, son zamanlarda herkes “Kuantum Çağı başladı” diyor. Peki bu çağ neden şimdi başladı? Neden yüz yıl önce değil de tam da bugün?
Işıklı: Çünkü kuantum artık fen fakültelerindeki bir ders konusu olmaktan çıktı; tüm sosyal ve beşerî sistemler için daha önce düşünülmemiş, denememiş bir altyapı olmaya başladı. Neredeyse tam yüzyıl boyunca kuantum, Einstein gibi otoriter eleştirmenler yüzünden laboratuvarda ve denklemlerde kaldı. Bugün ise çiplerin, sensörlerin, iletişim hatlarının ve siber güvenliğin içine girdi. Yani mesele kuantumu anlamak meselesi olmaktan çıkıp kuantumla çalışan bir dünyada yaşamak meselesine dönüştü.
Bir de ikinci neden var tespit edebildiğim: Modern insan, hızlandı ama yoruldu. Bilgi çoğaldıkça belirsizlik arttı, kontrol arttıkça kırılganlık büyüdü. İklim, göç, eşitsizlik, kutuplaşma… Hepsi tek bir sebepten çıkmadı elbette fakat bize şunu hissettiriyor tüm bunlar: Eski kesinlik dili artık karmaşıklaşan 21. yüzyıl yaşam tarzına yetmiyor. Kuantum çağının cazibesi bu noktada devreye giriyor: Evrene dair yeni bir düşünme rejimi vaat ediyor, hatta ilan ediyor. Ama bir uyarıda bulunayım konuşmanın başında: Popüler pazarlamacılar yüzünden, bu cazibe “her şey mümkündür” diye sunulursa kuantum, kuantum beşerî bilimler paradigmasına dönüşemez; bilim olmaktan çıkar, bir mite, efsaneye, masala döner. Kuantum çağını gerçek yapan şey, teknolojik eşiğe dayanmış olmamız ve zihinsel kalıplarımızın buna yetmemesidir.

"KUANTUM BELİRSİZLİĞİN DE BİR DOĞASI OLDUĞUNU GÖSTERİR"
Soru: Hocam, yıllardır bilimin temel taşı Newton fiziğiydi. Siz diyorsunuz ki “O çağ bitti, kuantum çağına girdik.” Bu gerçekten bir kırılma mı?
Şevki Işıklı: Kesinlikle. Newton dünyası dev bir makine gibiydi: her şey hesaplanabilir, öngörülebilir ve düzenliydi. Kuantum ise “düzen” kadar belirsizliğin de bir doğa yasası olduğunu gösterir. Artık evreni, tek bir hikaye yerine çoklu olasılıkların, evrenlerin hatta düşünce ile maddenin, rüya ile gerçekliğin iç içe geçtiği yeni bir senaryo içinde düşünmek zorundayız. Burada artık Newton’un saat gibi işleyen evrenine karşın, kuantumun olasılıklardan oluşan bir orkestraya gibi çalışan süper dinamik bir evren söz konusu.

Soru: Kuantumu duyunca insanların aklına neden hemen “gizem, tuhaflık, mistisizm, her şey mümkün” gibi kavramlar geliyor?
Işıklı: Çünkü kuantum, sağduyuyla kavranacak bir şey değil. Bir parçacık aynı anda iki yerde olabilir, iki parçacık kilometrelerce uzaklıkta olsa bile birbirine “hayaletvari” şekilde bağlı kalabilir, ışıktan hızlı etkileşebilir. Bu, insan zihninin alışık olmadığı bir dünya. Kuantum dünyasında bazı şeyler ancak sen ona bakınca “var” olur. Ben bu var olma tarzına “edimselleşme” diyorum.
Soru: Biraz açabilir misiniz?
Işıklı: Kuantum dünyası, fotoğrafın çekilmeden önceki “bulanık” hali gibidir. Deklanşöre bastığınız anda netleşir. Eğer kuantum dünyasında parçacıkların fotoğraflarını çekseydiniz, onların davranışları elinizdeki fotoğraf makinesinin etkilenirdi; onlara bakışınız, parçacıkları tedirgin ederdi. Mahremiyetlerine düşkün insanlar gibi düşünün kuantum parçacıklarını.
Soru: Kuantum gerçekliği bir gizem mi?
Işıklı: Kuantum dünyası “sudoku” gibidir: Nereye dokunsanız yeni bir düzen görürsünüz fakat tam bir resim elde etmek kolay değildir. Yine de temel başlıklar çok dağılmaz: Kuantumda parçacıklar süperpozisyon ve dolanık halde bulunabilirler; kesin olarak ölçülemez veya kopyalanamazlar. İmkansız yükseklikleri geçebilirler, tünelleme olayında olduğu gibi.
Einstein’ın rahatsızlığı, özellikle dolanıklıkla büyüdü. “Uzaktan hayaletvari etkileşim” ifadesi (spooky action at a distance) aslında bir itirazın mizahla karışık biçimidir: Dünya gerçekten bu kadar birbiriyle bağlantılı ve ilişkisel olabilir mi?
Kuantum tartışmalarının merkezindeki diğer problem ölçüm. Paralel evrenler ve gizli değişkenler gibi yorumların, bilinçle ilgili güncel ciddi tartışmaların temelinde hep bu ölçüm sorunu vardır: Baktığın şeyi değiştirirsin diyen bir olgudur ölçüm. Yani kuantum, yalnız hesap değil, aynı zamanda yorum üretir.

"BİLİNÇ KUANTUMLA MI ÇALIŞIYOR?"
Soru: Popüler bilim dünyasında en çok konuşulan konu şu: Bilinç kuantumla mı çalışıyor? Gerçek mi bu?
Işıklı: Bu, insanlığın en tehlikeli cazibelerinden biri. Çünkü bilinç zaten esrarengiz; kuantum da esrarengiz. İkisini birleştirince mükemmel bir popüler hikâye çıkıyor. Tam da “kuantum wu” yani mistikleştirilmiş fizik konuları burada ortaya çıkıyor. Ancak bilimsel kanıtlar çok sınırlı; yok demiyorum, henüz sınırlı. Örneğin Roger Penrose’un “Orkestravari Eşgüdümlü Nesnel İndirgeme” modeli bilimsel bir teori. Beyindeki mikrotübüllerin muhtemelen kuantum davranışları sergilediğini söylüyor. Kuantum biyolojiye temel oluşturuyor. Ancak yine de henüz “beyin kocaman bir kuantum bilgisayardır” demek hızlı bir yorum olur.
Soru: Pek, “Beyin kuantum bilgisayardır” cümlesi neden bu kadar popüler oldu?
Işıklı: Çünkü kulağa hem bilimsel hem spiritüel yani maniviyatçı geliyor. İnsan zihninin sırlarını, biyolojik beyinden hareketle açıklayacak nihai formül gibi duruyor. Fakat sorun şu ki kuantal süreçler aşırı hassastır, kırılgandır. Beyin ise sıcak, nemli, titreşim dolu bir ortam. Bu yüzden kuantum etkilerin beyinde uzun süre korunabileceği iddiası hâlâ hipotez düzeyinde.
Soru: Yani tamamen yanlış mı?
Işıklı: Hayır. “İmkansız” değiller ama bugün için “kanıtlanmış” değiller. Bilim burada açık bir kapı bırakıyor ama kapının arkasında ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Yakın geleceğin meraklı konularından biri. Öte yandan kariyer planlayan tutkulu gençler için harika bir çalışma alanı.

"BİLGİSAYARLAR DEĞİL ALGORİTMALAR DEVRİM YAŞAYACAK"
Soru: Kuantum bilgisayarlarla ilgili bir kitap yazdınız yakın zaman önce. Kuantum bilgisayar modern yaşam tarzımızı gerçekten değiştirecek mi?
Işıklı: Değiştirecek evet ama bir gecede değil. Kuantum bilgisayarın gücü, her problemi çözmesinde değil, bazı problemleri kestirme yoldan çözebilmesinde yani hızında. Bu, normal veya klasik bilgisayarın yürüyerek çözdüğü bir labirenti, kuantum bilgisayarın “helikopterle üzerinden bakarak” çözmesi gibi düşünebilirsiniz.
Soru: Peki hemen alabilecek miyiz?
Işıklı: Maalesef hayır. Bugün ortada herkesin satın alabileceği bir kuantum bilgisayar yok. Var olanlar da hata oranı yüksek, henüz “gençlik çağı”nda. Şu an daha çok laboratuvar ve bulut ortamlarında deneniyor.
Soru: Kuantum teknolojilerinde son durum nedir?
Işıklı: Bugün kuantum teknolojilerinin üç ana hattı öne çıkıyor: Kuantum hesaplama, kuantum iletişim ve şifreleme, son olarak kuantum sensörler. Kuantum hesaplama, bitlerle değil, kübitlerle çalışır. Süperpozisyon ve dolanıklık sayesinde bazı problemlerde farklı hız avantajları sunar. Ama şimdilik büyük bir gerçek var. Bugünkü kuantum cihazlarının çoğu gürültülü, hataya açık, sınırlı ölçeklidir.
Soru: Peki, iletişim ve şifreleme alanında durum nedir?
Işıklı: Kuantum anahtar dağıtımı gibi yaklaşımlar; izinsiz dinlemeyi teorik olarak fark edilebilir kılar. Öte yandan kuantum bilgisayarlar büyüdükçe klasik şifreleme altyapıları için risk artar. Bu nedenle son yıllarda post-kuantum kriptografi (kuantuma dayanıklı şifreleme) çok kritik bir gündem haline geldi. En hızlı devrim ise kuantum sensörler alanında bekleniyor. Manyetik alan, zaman ölçümü, yerçekimi dalgalanmaları gibi alanlarda olağanüstü hassas sensörler geliştiriliyor. Kuantum teknoloji devrimi, “hesaplama”dan önce “ölçüm” alanında gelebilir.
"KUANTUM GELİYOR TÜM ŞİFRELER ÇÖKECEK!"
Soru: Son yılların en korkutucu iddiası: Kuantum bilgisayar gelince internet güvenliği çökecek.
Bu ne kadar doğru?
Işıklı: Bu iddia uzak geleceği yakınlaştırdığı için kısmen abartılı ama yanlış değil, temelsiz değil. Kuantum bilgisayarlar büyüdükçe, belirli şifreleme sistemleri tehdit altına girecektir. Bu yüzden dünya şu anda “post-kuantum kriptografi”ye, kuantum sonrası şifreleme tekniklerine hazırlanıyor. Yani çözüm de geliyor. İnternet bir anda çökmez kuantum bilgisayarlar yüzünden. Fakat tüm güvenlik protokolleri değişmek zorunda kalacak.
Soru: Yani kıyamet yok ama “teknolojik deprem” var?
Işıklı: Kesinlikle. Bir deprem oluyor; kimse bunu inkâr etmiyor. Buna hazırlık yapıyor tüm bilişim şirketleri. Google ve IBM hem kuantum bilgisayar için yarışıyor hem de bunu başardıktan sonraki kırılgan şifrelere karşı bir çözüm arıyorlar. Devletler ve şirketler, kuantum sonrası çağ için şifrelemeye geçiş planları yapıyor. Öte yandan kuantum donanımına bulut üzerinden deneysellik artıyor. Kuantum bilgisayarlar için ana bariyeri oluşturan hata düzeltme kodları hızlı bir gelişim evresine girdi. 2035 yılı bir milat olabilir.
"ZAMAN GERİYE Mİ AKIYOR?"
Soru: En sansasyonel soruyu sorayım: Kuantumda zaman geri mi akar?
Işıklı: Bu, bilimin en tehlikeli popüler illüzyonlarından biri. Bazı deneyleri yorumlarken “neden–sonuç ilişkisi” klasik mantıkla açıklanamıyor. Fakat bu, “zaman geri akıyor” demek değildir. Daha çok nedensellik ilişkisinin yaşam dünyasındaki deneyimlere göre kurduğumuzu anlamımızı sağlayan bir şey. Önce nedenler gelir, sonra sonuçlar ortaya çıkar dediğinizde evrensel bir şey söylüyormuşsunuz gibi gelir. Ama her zaman böyle olması gerekmez. Kuantumda böyle bir nedensellik işlemez. Etkileşimlere, yerel gözlenebilir nedenler eşlik etmemesi, elbette tuhaf bir keşiftir ama gerçektir kuantum dünyasında. Ben, kuantum dünyasında zamanın içinde yaşadığımız dünyadakinden farklı bir doğaya sahip olduğuna inanıyorum. Zaman, tıpkı enerji gibi kuantize oluyor olmalı. Bu yaklaşımın açıklama gücü yüksek çünkü Einstein’ın görelilik fiziği ile arasındaki uyuşmazlığı çözmek için iyi bir başlangıç noktalarından biri olabilir.
Soru: Işıktan hızlı parçacıkları ifade eden takyonlar hâlâ gündemde mi?
Işıklı: Evet ama daha çok bilim-kurgu alanında. Takyonlar teorik bir imkân, yani gözlenmiş bir gerçek değil. Sansasyon üretmeye çok uygunlar ama bilimsel olarak cazip bir iddia değiller. Eğer katyon hipotezi doğru olsaydı kuantum gizemleri açıklanabilir fakat Einstein’ın görelilik teorisini derinden sarsılırdı. İki yönü keskin bıçak gibi!
Soru: “Kuantum şifa”, “kuantum enerji”, “kuantum meditasyon” gibi akımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Işıklı: Kuantumun felsefi ilham vermesi anlaşılır bir şey. Ama kuantumu, kanıtsız iddiaları süslemek için kullanmak doğru değil. Kuantumu popülerleştirirken yapılacak en büyük hata, onu bir mucize gibi pazarlamaktır. Kuantumun kanıtsız biçimde farklı disiplinlere doğru, üstelik mistik ve daha gizemli hale getirerek kullanmaya “kuantum wu” deniyor. Ve bu, çoğu zaman ilham verici olsa da farklı araştırma sahalarında kuantumu kullanmak için, bazen şarlatanlığa doğru da ilerler. Şunu vurgulayalım öyleyse: Kuantumun metaforik kullanıma evet, her sorunu çözen bilimsel bir gerçekmiş gibi kullanımına kocaman bir hayır; bilimsel düşünmeyi genişletmek için kullanıma evet, bilimi zayıflatan ve yanlışlanamayacak iddiaları desteklemek için kullanıma hayır. Burada basit bir test vereyim: Ölçülebiliyor mu, tekrarlanabiliyor mu ve yanlış çıkma ihtimali var mı? Bu üçü yoksa her türlü “kuantum her şeydir” iddiası bilimsel değildir.
"KUANTUMU ANLAMAK NEDİR?"
Soru: Son olarak: Kuantum dünyasını anlamak bize ne kazandırır?
Işıklı: Kuantum bize şunu görmemizi sağlar: Hayat her zaman tek çizgide akmaz, düzenli, ritmik, sistematik, öngörülebilir veya tümüyle kontrol edebilir değildir. Hayattaki belirsizlik bazen sorun değil, potansiyel olabilir. Özellikle bilinç ve teknoloji tartışmalarında, “tek doğru” yerine “olasılık alanı” görmeyi öğretir. Bu çağ, kuantumun sadece laboratuvardan değil,
zihin, toplum ve teknolojinin geleceğinden içeri girdiği çağdır. Hiçbir alanda artık onu görmezden gelemezsiniz.

ŞEVKİ IŞIKLI KİMDİR?
Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve Florida Gulf Coast University’de Visiting Scholar’dır. Çalışmaları; kuantum mekaniğinin felsefi temelleri, kuantum bilgisayarların toplumsal etkileri, bilinç–hesaplama ilişkisi, dijital etik ve algoritmik toplum üzerinedir. Türkiye’de kuantum düşüncesini felsefi bir paradigma olarak ele alan Kuantum Felsefesi: Postmodern Bilimin Doğuşu ile post-kuantum çağın teknolojik ve etik-politik-felsefi dönüşümünü inceleyen Kuantum Bilgisayarlar ve Bilişim Felsefesi kitaplarının yazarıdır. Ayrıca Kuantum Edimselleşme Teorisi ve Kuantum Sosyal Bilimler Paradigması gibi özgün yaklaşımlar geliştirmiş, ulusal–uluslararası konferanslarda kuantum düşünce ve teknoloji etiği üzerine konuşmalar yapmıştır.





