Zayıflama iğneleri olarak bilinen GLP-1 grubu ilaçlara ilginin dünya genelinde artması tartışmaları da beraberinde getirdi. Konuyu Türkinform muhabiri Sema Ersoy’a değerlendiren Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Elif Öykü Kıyak, kilo verme sürecinde yalnızca ilaç kullanımına odaklanmanın ciddi riskler barındırdığını söyledi.

İĞNE BIRAKILINCA KİLO GERİ GELİR Mİ?”
Kıyak, en çok merak edilen soruya şu sözlerle yanıt verdi:
“Kişi yeme psikolojisini ve beslenme alışkanlıklarını kökten değiştirmediğinde, iğne tedavisi bittikten sonra verilen kilolar katlanarak geri dönüyor mu?
Obezite, yalnızca irade eksikliğiyle açıklanabilecek bir durum değil; hormonal, metabolik ve davranışsal yönleri olan kronik bir hastalıktır. Günümüzde kullanılan zayıflama iğneleri iştahı azaltarak ve tokluk hissini artırarak kilo kaybına yardımcı olur. Ancak bu ilaçlar, kişinin yıllardır oluşmuş beslenme alışkanlıklarını veya yeme davranışını tek başına değiştirmez.
Tedavi sırasında sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmadığında ve fiziksel aktivite yaşamın bir parçası haline getirilmediğinde, ilaç bırakıldıktan sonra iştahın yeniden artmasıyla birlikte kilo geri alımı görülebilir. Bilimsel çalışmalar, ilaç kesildikten sonra yaşam tarzı değişikliklerini sürdüremeyen bireylerde kaybedilen kilonun önemli bir kısmının geri alınabildiğini göstermektedir.
Burada önemli olan "iğne bırakılınca herkes verdiği kiloyu fazlasıyla geri alır" demek değildir. Kilo koruma; beslenme eğitimi, davranış değişikliği, düzenli egzersiz ve gerektiğinde uzun dönem tıbbi takip ile mümkündür. İlaç, bu süreci destekleyen araçlardan biridir; tek başına kalıcı çözüm değildir.”
“İLK TERCİH İĞNE Mİ OLMALI?”
Kıyak, zayıflama iğnelerinin her hasta için ilk seçenek olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Modern obezite tedavisinde ilaçlar önemli bir yere sahip olsa da her kilo vermek isteyen kişi için ilk seçenek değildir.
Öncelikle kişinin kilo fazlalığının derecesi, bel çevresi, eşlik eden hastalıkları, metabolik durumu ve daha önce uyguladığı yaşam tarzı değişiklikleri değerlendirilmelidir. Beslenme tedavisi, fiziksel aktivitenin artırılması, uyku düzeni ve davranış değişikliği obezite tedavisinin temelini oluşturur. Çünkü amaç sadece tartıdaki sayıyı düşürmek değil, sürdürülebilir sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmaktır.
Ancak vücut kitle indeksi yüksek olan, diyabet, hipertansiyon, yağlı karaciğer veya uyku apnesi gibi obeziteye bağlı hastalıkları bulunan bireylerde, yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak ilaç tedavisi erken dönemde düşünülebilir. Bu nedenle "iğne son çaredir" demek de, "herkes kullanmalıdır" demek de doğru değildir. En doğru yaklaşım, hasta bazında yapılan tıbbi değerlendirme sonucunda karar verilmesidir.”

“SADECE İĞNE + İSTEDİĞİNİ YE” YAKLAŞIMI RİSKLİ
Kıyak, “İstediğimi yemeye devam edeyim, sadece iğne vurularak zayıflayayım” yaklaşımının ciddi sağlık riskleri doğurduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Aşırı işlenmiş gıdalar, şekerli içecekler ve doymuş yağdan zengin beslenme devam ettiğinde; kan yağlarında yükseklik, insülin direnci, vitamin-mineral eksiklikleri ve bağırsak mikrobiyotasında bozulmalar gelişebilir. Kilo verilmiş olsa bile metabolik sağlık her zaman aynı oranda düzelmeyebilir.
Özellikle yetersiz protein alımıyla birlikte hızlı kilo kaybı yaşanırsa kas kütlesinde azalma görülebilir. Kas kaybı, bazal metabolizma hızını düşürerek ilerleyen dönemde kilo geri alımını kolaylaştırabilir. Ayrıca safra taşı oluşumu, sıvı kaybı ve yetersiz beslenmeye bağlı bazı vitamin-mineral eksiklikleri de takip edilmesi gereken durumlardır.
Karaciğer açısından bakıldığında ise sağlıklı beslenmeyle desteklenen kilo kaybı yağlı karaciğer hastalığında belirgin iyileşme sağlayabilir. Ancak kişi sağlıksız beslenmeye devam ediyorsa, karaciğer ve metabolizma üzerindeki olumsuz etkiler tamamen ortadan kalkmayabilir.
Dolayısıyla amaç sadece kilo vermek değil; metabolik olarak sağlıklı kilo vermektir. Bunun yolu da ilaç tedavisini, kişiye özel beslenme planı, düzenli fiziksel aktivite ve davranış değişikliğiyle birlikte uygulamaktan geçer.”


