Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2 Ekim 2026’da Yeni Azerbaycan Partisinin 8. Kongresi’nde yaptığı konuşma, bu soruyu yeniden düşünmek için bir vesile oldu. Karabağ zaferi, dış baskılar ve silah alımlarına ilişkin sözlerini değerlendirirken konuşmanın tamamına bakmak gerekiyor. Bir cümleden hareketle iki ülke arasında kopuş yaşandığı sonucuna varmak, eldeki bilgilerin ötesine geçmektir.

ÖNCE SÖZÜN BAĞLAMI

Aliyev, zaferin Azerbaycan’ın kendi gücüyle kazanıldığını vurgularken, ülkesine karşı duran büyük güçlerden ve Minsk Grubu eş başkanlarından söz ediyor. Silah ve mühimmatın bedeli ödenerek alındığını, indirim yapılmadığını, kimi zaman dünya fiyatlarının üzerinde ödeme yapıldığını da söylüyor. Ancak bu bölümde Türkiye’nin adını vermiyor. Başarıları sahiplenen veya rollerini abartan liderlere ilişkin eleştirisinde de ülke ya da kişi adı belirtmiyor.

Bu nedenle sözlerin doğrudan Türkiye’yi veya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığını kesin bir bilgi gibi sunmak doğru olmaz. Aynı şekilde, konuşmacının ima ettiği bütün muhatapları bildiğimizi ileri sürmek de mümkün değildir. Yorum yapabiliriz; fakat yorumumuzu konuşmanın açık ifadesiymiş gibi aktaramayız.

Bir başka ayrıntı da önemli: Aliyev’in yardım görmediklerine ilişkin anlatımının bir bölümü, 1990’lardaki savaş ve yerinden edilmiş insanların yaşadığı sıkıntılarla ilgilidir. Farklı dönemlere ait değerlendirmeleri tek bir başlık altında birleştirmek, okurun tarihsel bağlamı kaçırmasına yol açar.

Kardeşliği savunmanın en sağlam yolu, bilgiyi dikkatle kullanmaktır. Yanıltıcı yorumlara itiraz ederken bunların tamamını yöneten örgütlü bir plan bulunduğunu söylemek için de somut kanıta ihtiyaç vardır. Bence asıl sorumluluğumuz, kaynağı belirsiz iddiaları çoğaltmadan, konuşmanın ne söylediğini ve neyi açık bırakmış olduğunu göstermektir.

Sarsıntıyla birlikte büyük gürültü duyuldu! Saimbeyli'deki 4,4’lük deprem kameraya böyle yansıdı
Sarsıntıyla birlikte büyük gürültü duyuldu! Saimbeyli'deki 4,4’lük deprem kameraya böyle yansıdı
İçeriği Görüntüle

2021 YILINDA KAYDA GEÇEN SÖZLER

Türkiye’nin Karabağ Savaşı’ndaki desteğine ilişkin değerlendirmede Aliyev’in önceki açıklamalarını da hatırlamak gerekir. Anadolu Ajansına 27 Eylül 2021’de verdiği röportajda, Erdoğan’ın savaşın ilk saatlerinden itibaren Azerbaycan’ın yanında olduklarını açıklamasının kendilerine manevi güç verdiğini anlatmıştı.

Aynı röportajda Türkiye’nin tutumunu, dış müdahalelere karşı bir mesaj ve Azerbaycan açısından önemli bir avantaj olarak değerlendirmişti. Dolayısıyla Aliyev’in Türkiye’nin desteğini geçmişte açıkça teslim ettiği kayıt altındadır. Bu açıklama, bugünkü her sözün muhatabını tek başına belirlemez; ancak geçmişteki dayanışmayı yok sayan bir okumanın eksik kalacağını gösterir.

Bir ülkenin kendi askerinin mücadelesini ve kendi kaynaklarıyla yaptığı silah alımlarını öne çıkarması, müttefikinin siyasi desteğini kendiliğinden hükümsüz kılmaz. Bedeli ödenen savunma ürünleri ile diplomatik dayanışma, ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken başlıklardır.

İLİŞKİLERİN SAHADAKİ KARŞILIĞI

Yakın tarihteki somut gelişmeler de dikkate alınmalı. Hakan Fidan, 15 Eylül 2026’da Ceyhun Bayramov ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma ve güvenlik iş birliğini vurguladı. Ortak tatbikatları, eğitim faaliyetlerini ve savunma sanayisindeki çalışmaları bu ortaklığın sahadaki karşılıkları olarak anlattı.

Millî Savunma Bakanlığının duyurusuna göre, Azerbaycan’ın ev sahipliğindeki Birliğin Gücü-2026 Tatbikatı için belirlenen tarih aralığı 21 Eylül–1 Ekim 2026’ydı. Türkiye ve Özbekistan’ın da katıldığı tatbikatın 1 Ekim’deki Seçkin Gözlemci Günü faaliyetlerine Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler katıldı.

Bakanlık ayrıca 2 Ekim’de, Türkiye-Azerbaycan SAT ve SAS-2026 Tatbikatı’nın 19–23 Ekim’de Aksaz/Muğla’da yapılacağını duyurdu. Tatbikatta sualtı taarruz ve sualtı savunma eğitimlerinin yapılması planlanıyor.

Bu gelişmeler, savunma alanındaki iş birliğinin devam ettiğini gösteriyor. Elbette ortak tatbikatlar bütün konularda görüş birliği bulunduğunu kanıtlamaz. Fakat ilişkiler hakkında hüküm verirken resmî temasların ve ortak çalışmaların ağırlığını da hesaba katmamız gerekir.

KARDEŞLİK BAĞIMSIZ İRADEYE SAYGI İSTER

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve kültürel bağlar bizim için kıymetlidir. Bununla birlikte iki ülkenin coğrafi koşulları, güvenlik öncelikleri ve başka devletlerle kurduğu ilişkiler her başlıkta aynı olmayabilir. Bağımsız devlet olmanın doğal sonucu budur.

Benim kanaatim, kardeşliğin farklılıkları konuşabilecek bir güveni de gerektirdiğidir. Ankara’nın veya Bakü’nün bir tercihine itiraz edilebilir. Önemli olan, eleştiriyi doğrulanmış bilgilere dayandırmak ve hükümetlerin politikaları üzerine yürütülen tartışmayı halklar arasında kırgınlığa dönüştürmemektir.

“İki devlet, tek millet” anlayışı, iki bağımsız iradenin birbirini dinlemesine de alan açmalıdır. Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini yaşatacak olan; karşılıklı saygı, açık iletişim ve zor zamanlarda sürdürülen dayanışmadır. Bize düşen, bu bağı korurken gerçeğe gösterdiğimiz özeni de korumaktır.

Kaynak: HABER MERKEZİ