Operasyonda görev alan emekli Suriyeli subay Said Caviş, Cohen’in kimliğinin nasıl sorgulanmaya başlandığını, Fatiha Suresi’nin bu süreçte oynadığı rolü, idamından önce yaptığı son görüşmeyi ve cesedinin nereye gömüldüğünü anlattı.
İsrail istihbarat tarihinin en çok konuşulan isimlerinden Eli Cohen’in Şam’daki faaliyetlerinin sona ermesine yol açan operasyon, aradan 61 yıl geçtikten sonra operasyona doğrudan katılan isimlerden birinin anlatımıyla yeniden gündeme geldi.
Suriye’de “134 Numaralı Telsiz Gizli Servisi” biriminin kurucusu olduğunu belirten emekli subay Said Caviş, Suudi Arabistan merkezli Al Majalla’da yayımlanan beş bölümlük yazı dizisinde Cohen’in takip edilmesinden yakalanmasına, sorgulanmasından idamına kadar yaşananlara ilişkin dikkat çekici ayrıntılar paylaştı.

TUTUKLANMADAN ÖNCE 6 GÜN BOYUNCA KONTROL ALTINDA TUTULDU
Caviş’in anlatımına göre Cohen, resmi olarak tutuklanmasından önce altı gün boyunca evinde kontrol altında tutuldu. Suriye istihbaratı bu süreçte Cohen’in kullandığı haberleşme ve şifreleme yöntemlerini çözmeye çalıştı.
Şifrelerin çözülmesi amacıyla Beyrut’tan Alexandre Dumas’nın “Üç Silahşörler” kitabı ile “El-Muhtar” dergisinin belirli bir sayısının getirildiğini aktaran Caviş, operasyonun Cohen’in şüphelenmesini önleyecek şekilde yürütüldüğünü söyledi.
Caviş, bu dönemde Cohen ile olağan şekilde konuşmayı sürdürdüklerini, hatta herhangi bir şüphe uyandırmamak amacıyla birlikte restorana gittiklerini anlattı.
Operasyona ilişkin yıllardır dile getirilen bazı iddialara da karşı çıkan Caviş, Cohen’in ortaya çıkarılmasında yabancı istihbarat servislerinin rol oynamadığını savundu. Sovyetler Birliği veya Hindistan Büyükelçiliği’nin operasyona katkı sağladığı yönündeki anlatımların doğru olmadığını öne sürdü.
FATİHA SURESİ KİMLİĞİNE İLİŞKİN ŞÜPHELERİ ARTIRDI
Caviş’in açıklamalarındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri ise Cohen’in dini kimliğinin nasıl sorgulandığına ilişkin oldu.
Anlatıma göre dönemin Suriye Devlet Başkanı Emin Hafız, Cohen ile karşı karşıya geldiğinde kendisine Halep şivesiyle adını sordu. Müslüman olduğunu ileri süren Cohen’den daha sonra Fatiha Suresi’ni okuması istendi.
Cohen’in sureyi okurken yaptığı hatalar Hafız’ın dikkatini çekti. Caviş, Hafız’ın bunun ardından Cohen hakkında “Bu bir Yahudi” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı.
Bu olayın Cohen’in casusluk faaliyetlerinin teknik yöntemlerle ortaya çıkarılmasından ayrı olarak, kullandığı sahte kimliğe ilişkin şüphelerin güçlenmesinde önemli bir dönüm noktası olduğu belirtildi.
İDAM KARARINA KARŞI ÇIKTI, 89 GÜN HAPİS YATTI
Caviş, Cohen’in yakalanmasının ardından verilen idam kararına kendisinin karşı çıktığını da anlattı.
Cohen’in sahip olduğu bilgiler nedeniyle öldürülmek yerine hayatta tutulması gerektiğini savunan Caviş, İsrailli casusun ilerleyen dönemde bir esir takasında kullanılabileceğini veya kendisinden daha fazla istihbarat elde edilebileceğini düşündüğünü söyledi.
Caviş’e göre bu görüşü yönetimle karşı karşıya gelmesine neden oldu ve kendisi 89 gün hapis cezasına çarptırıldı.

SON GECE YAKLAŞIK İKİ SAAT KONUŞTULAR
Cohen’in 18 Mayıs 1965’te gerçekleştirilen idamından önce yaşananlar da Caviş’in anlatımında yer aldı.
Caviş, idamından önce cezaevinde Cohen ile yaklaşık iki saat boyunca baş başa görüştüğünü belirtti. Cohen’in bu görüşme sırasında kendisine, “Beni kandırdılar” dediğini aktaran Caviş, İsrailli casusun son saatlerine ilişkin bugüne kadar fazla bilinmeyen ayrıntılar paylaştı.
Cohen, daha sonra Şam’da halka açık şekilde idam edildi.
CESEDİNİN YERİ NEDEN GİZLENDİ?
Cohen’in idamından sonra en büyük tartışmalardan biri cesedinin nereye gömüldüğü oldu. İsrail, yıllar boyunca Cohen’in naaşının ülkeye getirilmesi için çeşitli girişimlerde bulunurken mezarının kesin konumu kamuoyuna açıklanmadı.
Caviş ise Cohen’in gömüldüğü yere ilişkin dikkat çekici bir iddiada bulundu.
İsrail’in cesedi ele geçirmesinin önüne geçmek amacıyla Cohen’in sürekli nöbet tutulan bir askeri kışlaya gömüldüğünü söyleyen Caviş, naaşın halen Suriye’deki bu noktada bulunduğunu ileri sürdü.
COHEN’İN SAATİ YILLAR SONRA İSRAİL’E GÖTÜRÜLDÜ
Eli Cohen dosyasının yıllar sonra yeniden gündeme gelmesine neden olan gelişmelerden biri de kendisine ait olduğu belirtilen kol saatinin İsrail’e ulaştırılmasıydı.
Saat, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ve Mossad yönetiminin katıldığı özel bir törenle kamuoyuna gösterilmişti.
Caviş, saatin nasıl İsrail’in eline geçtiğine ilişkin tartışmalara da değinerek eski Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkan Yardımcısı Ali Memlük ile yapılan görüşmelerden ve Cohen’in sorgusunda görev alan subay Abdülkadir Abdülcelil’in saat hakkındaki anlatımlarından söz etti.
MESAJLARINI FRANSIZCA GÖNDERİYORDU
Cohen’in kullandığı haberleşme yöntemleri de operasyonun dikkat çeken unsurları arasında yer aldı.
Caviş’in aktardığına göre Cohen, telgraf mesajlarını Arapça veya İbranice yerine Fransızca gönderiyordu. Mesajların tercümesi Posta Enstitüsü Müdürü Ahmed Şevki Al-Rashi tarafından yapılıyordu.
İletilerin görünürde günlük ve önemsiz ifadelerden oluşması, Cohen’in haberleşmesinin uzun süre dikkat çekmeden sürmesine yardımcı olan yöntemlerden biri olarak değerlendirildi.
Caviş ayrıca Cohen’in uzun vadeli hedefinin yalnızca bilgi toplamak olmadığını ileri sürdü. Buna göre İsrailli casus, Suriye vatandaşlığı elde ettikten sonra devlet mekanizmasının içine girerek hükümette görev almayı amaçlıyordu.
“MACİD EL-ARD CASUS DEĞİLDİ”
Caviş, Cohen davası kapsamında cezalandırılan isimlerden Macid el-Ard hakkında da yıllar sonra farklı bir değerlendirmede bulundu.
El-Ard’ın Cohen’in casusluk faaliyetlerinden haberdar olmadığını savunan Caviş, iki ismin yalnızca bazı yolculuklarda birlikte bulunduğunu ve bunun el-Ard’ın casusluk faaliyetlerine katıldığı anlamına gelmediğini söyledi.
SURİYE DEVLETİNİN EN HASSAS NOKTALARINA KADAR ULAŞTI
Mısır doğumlu İsrailli casus Eli Cohen, 1962 ile 1965 yılları arasında “Kamel Amin Thaabet” kimliğiyle Şam’da faaliyet gösterdi. Suriye’nin siyasi ve askeri çevrelerinde güçlü ilişkiler kuran Cohen, özellikle Golan Tepeleri’ndeki askeri yapılanma başta olmak üzere stratejik bilgileri İsrail’e aktarmakla suçlandı.
Yakalanmasının ardından yargılanan Cohen hakkında idam kararı verildi ve ceza 18 Mayıs 1965’te Şam’da infaz edildi.
Aradan geçen 61 yıla rağmen Cohen’in nasıl tespit edildiği, operasyonun arkasında hangi aktörlerin bulunduğu ve naaşının nerede olduğu konusundaki tartışmalar tamamen sona ermiş değil. Said Caviş’in yıllar sonra paylaştığı anlatımlar ise Soğuk Savaş döneminin en dikkat çekici casusluk dosyalarından birinin perde arkasına ilişkin yeni iddiaları yeniden gündeme taşıdı.




