Suriye'de yeni gelişmeler yaşanıyor. Ahmed eş-Şara'nın liderliğindeki ülkede, YPG/SDG elebaşı Abdi, Şam'da örgütün feshedildiğini ve Suriye ordusuna entegre edildiği açıkladı. Abdi, "Bugün Suriye Demokratik Güçleri'nin görevini sona erdiriyoruz ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini tam sorumlulukla duyuruyoruz." ifadelerini kullandı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU’NDAN SDG AÇIKLAMASI
SDG’nin fesih ve entegre kararına ilişkin Türkiye’den de açıklamalar peş peşe geldi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptı.
“MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUM”
Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmelerin, yalnızca Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgenin huzuru ve güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını kaydetti.
“TÜRKİYE AÇISINDAN DA ÖNEMLİ BİR FIRSAT SUNMAKTADIR”
Kılıçdaroğlu, Suriye Kürtlerinin kimliklerinin, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu; bütün etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarına olduğunu, bu gelişmelerin Türkiye açısından da önemli bir fırsat sunduğunu belirtti.
“KÜRT MESELESİNİ, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN ÇATISI ALTINDA ÇÖZMEK ZORUNDAYIZ”
Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt meselesinin silahın ve çatışmanın gölgesinden tamamen çıkararak demokratik siyasetin, hukukun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında çözülmesinin zorunlu olduğunu ifade ederek, “Türkiye’de yürütülen sürecin silahların tamamen bırakılması, terörün sona ermesi, demokrasimizin güçlenmesi ve Türklerle Kürtler arasındaki tarihsel kardeşliğin daha da sağlamlaşmasıyla sonuçlanmasını yürekten diliyorum” dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin kendi iç barışını güçlendirmesi, yalnızca ülkemiz için değil, Orta Doğu’nun barış ve istikrarı açısından da çok önemli bir güvence olacaktır. Yıllar önce bu anlayışla Ortadoğu Barış ve İş birliği Teşkilatı’nı, yani OBİT’i, önermiştim.
“TÜRKİYE KENDİ İÇİNDE BARIŞI, DEMOKRASİYİ VE KARDEŞLİĞİ GÜÇLENDİRDİĞİ ÖLÇÜDE BÖLGESİNDE DE BARIŞIN ÖNCÜSÜ OLABİLİR”
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin öncülüğünde kurulacak, zaman içerisinde bölgenin diğer ülkelerini de kapsayacak bir barış ve iş birliği yapılanmasının Orta Doğu’nun geleceği açısından tarihî bir ihtiyaç olduğunu bugün de düşünüyorum. Çünkü Orta Doğu’nun kaderini başka ülkelerin çıkar hesapları değil, bu coğrafyada yaşayan halkların ortak iradesi belirlemelidir. Türkiye kendi içinde barışı, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirdiği ölçüde bölgesinde de barışın öncüsü olabilir. Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması, Filistin’de kanın ve gözyaşının dinmesi, İran’a yönelik saldırıların sona ermesi ve bölgemizin yeni savaşların değil, diplomasinin, iş birliğinin ve ortak refahın coğrafyası hâline gelmesi mümkündür. Bunun yolu daha fazla çatışmadan değil, daha fazla diyalogdan, diplomasiden ve bölgesel iş birliğinden geçmektedir. Vakit kaybetmemeliyiz.
“TÜRKİYE, ORTA DOĞU’DA SAVAŞLARIN TARAFI DEĞİL, BARIŞIN KURUCU GÜCÜ OLMALIDIR”
Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır. Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır. Yaşasın halkların kardeşliği! Bijî biratiya gelan!”




