Kur Korumalı Mevduat (KKM) yaklaşık 4 yıl 8 aylık uygulamanın ardından tamamen sona ererken, sistemin kamu maliyesine etkisi ve Türkiye ekonomisindeki sonuçları yeniden tartışma konusu oldu. Bir dönem 3 trilyon 400 milyar TL'ye çıkan KKM bakiyesi sıfırlanırken, uygulamanın Hazine ve Merkez Bankası üzerinden oluşturduğu maliyete ilişkin farklı değerlendirmeler gündeme geliyor.
Konuyu Türkinform’a değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Dirican, KKM'nin yalnızca ortaya çıkan kur farkı ödemeleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, uygulamanın bilanço, para politikası ve dolarizasyon üzerindeki etkilerinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

KKM'NİN KAMUYA MALİYETİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?
KKM'nin kamu maliyesine yükünün tartışılırken özellikle 2023 sonrasındaki bütçe faiz giderlerine de bakılması gerektiğini ifade eden Dirican, bu dönemde ortaya çıkan faiz giderlerinin KKM'ye atfedilen kamu maliyesi yükünden çok daha yüksek olduğunu söyledi.
Dirican, kur seviyesinin kontrol edilmesiyle birlikte ortaya çıkan sonuçların yalnızca KKM'nin maliyeti üzerinden okunmasının doğru olmayacağını belirterek, kur ve enflasyon üzerindeki politika etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
MERKEZ BANKASI'NIN ZARARI KAMU MALİYESİ İÇİN DOĞRUDAN YÜK MÜ?
Merkez Bankası'nın bilançosundaki zararın kamu maliyesine doğrudan bir yük olarak değerlendirilmesine de itiraz eden Dirican, söz konusu kalemin aktif tarafta bekleyen bir varlık niteliğinde olduğunu belirtti.
Dirican, bu kalemin kâra dönüşene kadar taşındığını, vergilerle ödenen doğrudan bir maliyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ederek, bunun para politikası açısından da doğrudan bir etkisinin bulunmadığını savundu.

KKM BİR FAİZ ÜRÜNÜ MÜ, DÖVİZ ÜRÜNÜ MÜ?
KKM'nin yapısının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Dirican, uygulamanın Türk Lirası cinsinden bir ürün olduğunu söyledi.
Dirican, KKM'nin “örtülü faiz” olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirterek, “KKM örtülü faiz değil, bir opsiyonlu mevduattır. Türk Lirası bir üründür. BDDK raporlarında da böyledir” değerlendirmesinde bulundu.
KKM'nin döviz cinsinden maliyet üzerinden değerlendirilmesinin ürünün niteliği ve muhasebe yaklaşımı açısından sorunlu olduğunu savunan Dirican, yalnızca pasif tarafa bakılarak bir maliyet hesabı yapılmaması gerektiğini söyledi.
KKM DOLARİZASYONU NASIL ETKİLEDİ?
Dirican'a göre KKM'nin değerlendirilmesi gereken bir diğer boyutu ise dolarizasyon oldu.
KKM'nin uygulandığı dönemde Türk Lirası'na yönelimin desteklendiğini belirten Dirican, sistemin hem mevduat hem de döviz kredileri açısından dolarizasyonun gerilemesine katkı sağladığını ifade etti.
Dirican, “Dolarizasyonu tarihi düşük seviyesine hem tevdiat hem döviz kredilerinde indirmiş ve liralaşmaya son yıllarda tarihin en iyi katkısını sunmuştur” dedi.

PANDEMİ VE SAVAŞ DÖNEMİNDE KKM'NİN ROLÜ NEYDİ?
KKM'nin ortaya çıktığı dönemin ekonomik koşullarından bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dirican, pandemi sonrasında ve Rusya-Ukrayna Savaşı döneminde küresel finans sisteminde önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çekti.
Bu süreçte çok sayıda merkez bankasının dolar rezervlerine ve ulusal para birimlerine yönelik müdahaleler nedeniyle swap hatlarına ihtiyaç duyduğunu belirten Dirican, KKM'nin de böyle bir dönemde bu ihtiyacı önemli ölçüde desteklediğini söyledi.
KKM'DE EN ÇOK HANGİ NOKTA ELEŞTİRİLMELİ?
KKM uygulamasında eleştirilebilecek temel noktanın, vade sonu priminin başlangıçta verilmesine bankalar açısından imkan tanınması olduğunu ifade eden Dirican, bunun sistemin amacı dışında kullanılmasına fırsat yaratabildiğini söyledi.
Dirican, kur farkının zaman içerisinde kademeli olarak bankalara bırakılmasının daha doğru olabileceğini belirterek, bankaların daha önce de çift bacaklı “dual currency deposit” ürünlerini sunduğunu hatırlattı.
“KKM bunun tek bacaklı olanıydı” diyen Dirican, uygulamanın finansal ürün niteliğinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

KKM Mİ, DÖVİZ TEVDİAT HESAPLARI MI SONLANDIRILMALIYDI?
Dirican, son olarak KKM ile döviz tevdiat hesaplarının birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.
Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ve Merkez Bankası Kanunu çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiğini belirten Dirican, sonlandırılması gereken unsurun Türk Lirası cinsinden bir ürün olan KKM değil, Döviz Tevdiat Hesapları (DTH) olduğunu savundu.
Dirican, “TPKKK 32 Sayılı Karar ve Merkez Bankası Kanunu kapsamında bitirilmesi gereken Döviz Tevdiat Hesabıdır (DTH), Türk Lirası bir ürün olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) değildir” ifadelerini kullandı.





