Türkiye ekonomisine ilişkin son veriler, bazı göstergelerde iyileşme görülmesine rağmen kırılganlıkların tamamen ortadan kalkmadığına işaret ediyor. TÜİK'in Haziran 2026 verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 7,6'ya gerilerken, işgücüne katılma oranı yüzde 52,9 seviyesinde gerçekleşti.

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre merkezi yönetim bütçesi temmuz ayında 378,1 milyar lira açık verdi. Temmuzda bütçe giderleri 1 trilyon 790,5 milyar liraya ulaşırken gelirler 1 trilyon 412,4 milyar lirada kaldı. İlk yedi aydaki toplam bütçe açığı ise 1 trilyon 320,9 milyar liraya çıktı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın haziran verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku da bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,5 artarak 170,7 milyar dolara yükseldi. Vadesine bir yıl veya daha az kalan toplam dış borç ise 239,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Konut tarafında ise fiyatlar yıllık bazda yüzde 25 artmasına rağmen enflasyondan arındırıldığında yüzde 5,1 reel gerileme yaşandı.

Bu tabloyu TÜRKİNFORM'a değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Dirican, Türkiye'nin yalnızca iç dinamiklere değil, küresel faizler, enerji fiyatları, tahvil piyasaları ve yapay zekâ şirketlerinde oluşan değerlemeler gibi çok sayıda dış faktöre de dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Enflasyon Rakamlari Ne Zaman Aciklanacak

KÜRESEL PİYASALARDA FAİZ BASKISI NEDEN ARTIYOR?

Küresel piyasalarda tahvil faizlerinin önemli bir risk unsuru haline geldiğini belirten Doç. Dr. Cüneyt Dirican, özellikle ABD ve Fransa gibi gelişmiş ekonomilerde yükselen borçlanma maliyetlerinin dünya finans sistemi açısından yakından izlenmesi gerektiğini ifade etti.

Dirican, ABD'de politika faizinin temmuz ayındaki son FOMC toplantısında yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutulduğunu hatırlatarak, Fed'in enflasyonun hâlâ hedefin üzerinde olduğuna ve enerji kaynaklı arz şoklarının fiyatlar üzerinde baskı yarattığına dikkat çektiğini belirtti.

Dirican'a göre yüksek faiz ortamı yalnızca şirketlerin ve tüketicilerin finansman maliyetini artırmıyor; aynı zamanda kamu bütçeleri üzerinde de faiz yükünü büyütüyor.

Fransa'da kamu borcunun faiz maliyetinin eğitim harcamalarıyla yarışır hale geldiğine ilişkin verilerin de bu açıdan önemli olduğunu söyleyen Dirican, benzer risklerin ABD dahil gelişmiş ekonomilerde de tartışıldığını ifade etti. Fransa'nın 2026'nın ilk yarısındaki faiz ödemelerinin 34,5 milyar euroya ulaştığı ve eğitim harcamalarını aştığı bildirildi.

Enflasyon-9

JAPON YENİ VE ABD TAHVİLLERİ NEDEN GÜNDEMDE?

Küresel piyasalardaki hareketliliği değerlendirirken Japonya'nın para politikası ve yenin seyri üzerinde de durulması gerektiğini belirten Dirican, Japonya kaynaklı portföy hareketlerinin ABD tahvil piyasası açısından yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Ancak burada önemli bir ayrıntıya dikkat çeken Dirican, Japonya'nın döviz piyasasına yönelik müdahalelerinin resmi verilerle izlenmesi gerektiğini belirtti. ABD Hazine Bakanlığı'nın Temmuz 2026 tarihli döviz raporunda Japonya'nın raporlama döneminde resmi döviz müdahalesi yapmadığı belirtiliyor.

Dolayısıyla Dirican'ın değerlendirmesinde öne çıkan risk, tek başına Japonya'nın müdahalesinden ziyade küresel yatırımcıların tahvil, döviz ve diğer varlıklar arasındaki portföy tercihlerinin faizler üzerindeki etkisi olarak öne çıkıyor.

ABD Hazinesi'nin tahvil geri alım mekanizmasının da piyasa likiditesi açısından takip edilmesi gerektiğini belirten Dirican, Hazine'nin 2026 üçüncü çeyrek finansman belgeleri arasında tahvil geri alım programına ilişkin takvim ve belgelerin yayımlandığını hatırlattı.

Dezenflasyonist

ENERJİ VE EMTİA FİYATLARI ENFLASYONU YENİDEN TETİKLEYEBİLİR Mİ?

Küresel ekonomide bir başka önemli riskin enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş olduğunu belirten Dirican, jeopolitik gelişmelerin enerji maliyetleri üzerinden enflasyon üzerinde yeniden baskı oluşturabileceğini söyledi.

Dirican, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar ve enerji arzına ilişkin belirsizliklerin küresel ekonominin önündeki temel risklerden olduğunu ifade ederek, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından bu gelişmelerin daha da önemli hale geldiğini vurguladı.

“Enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş yalnızca akaryakıtı etkilemez. Üretimden taşımacılığa, gıdadan hizmetlere kadar çok geniş bir alanda maliyet baskısı oluşturur” değerlendirmesinde bulunan Dirican, böyle bir ortamda enflasyonla mücadelenin daha zor hale gelebileceğine dikkat çekti.

Bugün Açıklanıyor Gözler Aralık Ayı Enflasyon Verilerinde

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ASIL RİSK NEREDE?

Türkiye açısından asıl meselenin yalnızca işsizlik oranının düşmesi veya rezervlerin belirli bir seviyede bulunması olmadığını belirten Dirican, ekonomik aktivitenin sürdürülebilir şekilde canlı tutulmasının önemine dikkat çekti.

Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6'ya gerilemesine rağmen işgücüne katılım oranının yüzde 52,9 seviyesinde kaldığını hatırlatan Dirican, işgücü piyasasının yalnızca işsizlik oranı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Dirican, “İşsizliğin düşmesi elbette olumlu bir gelişme. Ancak ekonomik aktivitenin niteliğine, işgücüne katılım oranına ve istihdamın hangi sektörlerde oluştuğuna birlikte bakmak gerekiyor. Ayrıca pandemi sonrası üniversite tercihlerine de çok iyi bakmak gerekiyor. Akademi kaliteye odaklanırken bilimde tezatla kantiteyi öne alırken, esas gözden kaçırdığı kısım yeni neslin tercihlerindeki kaymalar hatta tercihsizlik tercihinin öne çıkması. Bu iş gücü piyasamız için yapay zekadan daha büyük bir tehdit.” dedi.

Eylül Ayında Vatandaşın Enflasyon Beklentisi Düştü

BÜTÇE AÇIĞI VE FAİZ YÜKÜ NE ANLAMA GELİYOR?

Temmuz ayında merkezi yönetim bütçesinin 378,1 milyar lira açık vermesinin maliye politikası açısından önemli bir gösterge olduğunu belirten Dirican, özellikle faiz giderlerinin bütçe üzerindeki ağırlığının yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Temmuzda 326,8 milyar lira faiz gideri gerçekleştiğini belirten Dirican, ilk yedi ayda bütçe açığının 1,32 trilyon liraya ulaşmasının da maliye politikası açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Dirican'a göre yüksek faiz ortamı talep enflasyonu ile mücadelede kullanılabilir ancak bunun kamu maliyesi üzerindeki maliyeti de hesaba katılmalı. Ve tabii talep enflasyonu Söz konusu ise anlamlı. Enerji ve arz enflasyonunda, hele satıcı ve maliyet enflasyonunda yüksek faiz finansman giderlerinin artışı ile daha fazla enflasyon demek. Ekonomist Dirican “Yüksek faiz yalnızca özel sektörün finansman maliyetini artırmıyor. Kamu açısından da borçlanma maliyetini ve faiz giderlerini büyütüyor. Dolayısıyla para politikasının maliye politikasıyla birlikte düşünülmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tcmb Açıkladı Vatandaşın Enflasyon Beklentisi Belli Oldu1

KONUT FİYATLARINDAKİ REEL KAYIP NEYİ GÖSTERİYOR?

Konut fiyatlarında nominal artış sürerken reel fiyatların gerilemesinin, enflasyonun hanehalkı üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli olduğunu belirten Dirican, temmuz ayında konut fiyatlarının yıllık yüzde 25 artmasına karşın reel olarak yüzde 5,1 gerilemesinin dikkat çekici olduğunu söyledi.

Dirican, konut piyasasındaki gelişmelerin yalnızca fiyat üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yüksek kredi maliyetleri, hanehalkı gelirleri ve satın alma gücünün birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

KISA VADELİ DIŞ BORÇTAKİ ARTIŞ TÜRKİYE İÇİN RİSK Mİ?

Türkiye'nin kısa vadeli dış borcunun 170,7 milyar dolara çıkmasının dış finansman ihtiyacının yakından takip edilmesini gerektirdiğini belirten Dirican, özellikle küresel faizlerin yüksek olduğu dönemlerde dış finansman maliyetinin önem kazandığını söyledi.

TCMB verilerine göre kısa vadeli dış borcun 170,7 milyar dolar, kalan vadeye göre bir yıl içinde ödenmesi gereken toplam dış borcun ise 239,5 milyar dolar olduğunu hatırlatan Dirican, rezervlerin yanında dış finansman kanallarının sürekliliğinin de kritik olduğunu vurguladı.

Enflasyon Verisi Açıklandı, Abd Borsaları Karıştı

TÜRKİYE FAİZ İNDİRİMİNE NE ZAMAN GİRMELİ?

Dirican, Türkiye'nin önünde para politikasının gevşetilmesi ile enflasyonla mücadele arasındaki dengenin bulunduğunu belirterek, faiz indirimlerinin ekonomik aktivite üzerindeki etkisinin dikkatli hesaplanması gerektiğini söyledi.

Ancak ekonomide uzun süre yüksek faizle devam edilmesinin de şirketlerin finansman maliyetlerini artırarak üretim ve yatırım üzerinde baskı oluşturabileceğini belirten Dirican, “Faiz indirim sürecinin yalnızca takvim üzerinden değil, enflasyonun kalıcılığı, beklentiler, kur, dış finansman koşulları ve ekonomik aktivite birlikte değerlendirilerek yürütülmesi gerekiyor” dedi.

Nitekim TCMB'nin Ağustos 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi'nde yıl sonu TÜFE beklentisi yüzde 29,43, 12 ay sonrası beklenti yüzde 23,69 oldu.

Bu tablo, piyasanın enflasyonun kısa sürede tamamen ortadan kalkmasını beklemediğine işaret ediyor.

YAPAY ZEKA BALONU KÜRESEL EKONOMİ İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR MU?

Küresel piyasalardaki risklerin yalnızca tahvil ve döviz piyasalarıyla sınırlı olmadığını belirten Dirican, özellikle yapay zekâ şirketlerinin yüksek değerlemelerinin de yakından izlenmesi gerektiğini söyledi. Dirican "Kur ve ticaret savaşlarının yanında yapay zeka cephesi açıldı. Küresel ticaret yolları gibi yapay zeka savaşın bir parçası." değerlendirmesinde bulundu.

Borsa bilek güreşinde:Bankalar düştü, sanayi şahlandı, yabancı avcıda!
Borsa bilek güreşinde:Bankalar düştü, sanayi şahlandı, yabancı avcıda!
İçeriği Görüntüle

Dirican, yapay zekâ yatırımlarının önemli bir teknolojik dönüşüm yaratabileceğini ancak piyasalardaki beklentilerin şirketlerin gerçek finansal performansından çok daha hızlı büyümesinin risk oluşturabileceğini ifade etti.

Ekonomist Daron Acemoğlu'nun yapay zekânın emek piyasası üzerindeki etkilerine yönelik değerlendirmelerinin de bu tartışma açısından önemli olduğunu belirten Dirican, teknoloji yatırımlarının ekonomik büyümeye katkısının yanında istihdam ve gelir dağılımı etkilerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Dezenflasyon Süreci Nedir

2008 BENZERİ BİR “SİYAH KUĞU” RİSKİ VAR MI?

Dirican'ın en dikkat çektiği başlıklardan biri ise küresel piyasalarda ortaya çıkabilecek beklenmedik ve büyük ölçekli bir finansal şok oldu.

Tahvil faizleri, yüksek borçluluk, jeopolitik riskler, enerji fiyatları ve yüksek değerlemelerin aynı dönemde bir araya gelmesinin finansal sistem açısından kırılganlık oluşturabileceğini belirten Dirican, bunun doğrudan 2008 benzeri bir kriz yaşanacağı anlamına gelmediğini ancak böyle bir senaryoya karşı hazırlıklı olunması gerektiğini söyledi.

“Küresel piyasalarda 2008 benzeri bir siyah kuğu gerçekleşirse, böyle bir şoka yüksek faiz ve yüksek enflasyonla yakalanmamak gerekiyor” değerlendirmesinde bulunan Dirican, Türkiye'nin maliye politikasında hareket alanını genişletmesi gerektiğini vurguladı.

TÜRKİYE BU RİSKLERE KARŞI NE YAPMALI?

Doç. Dr. Cüneyt Dirican'a göre Türkiye'nin önceliği yalnızca talebi baskılamak değil, aynı zamanda arz kapasitesini artıracak politikaları devreye almak olmalı.

Üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini artıracak adımların enflasyonla mücadeleye destek vereceğini belirten Dirican, şirketlerin finansman maliyetlerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Dirican, “Enflasyonla mücadele ederken ekonomik aktivitenin tamamen baskılanmaması gerekiyor. Arz tarafını güçlendirecek, üretimi ve yatırımı destekleyecek adımların daha fazla öne çıkması lazım” ifadelerini kullandı.

Maliye tarafında da faiz yükünün kontrol altına alınmasının önemli olduğunu belirten Dirican, böylece küresel ölçekte beklenmedik bir şok yaşanması halinde Türkiye'nin maliye politikasını daha rahat kullanabileceği bir alan oluşturulabileceğini ifade etti.

Enflasyon-1

KÜRESEL EKONOMİDE TÜRKİYE İÇİN FIRSAT VAR MI?

Dirican, tüm risklere rağmen küresel para politikasında gevşeme ihtimalinin Türkiye açısından fırsat oluşturabileceğini de belirtti.

ABD Hazinesi'nin borç yönetimi ve olası likidite koşullarıyla birlikte Fed'in ilerleyen dönemde faiz indirimlerine yönelmesi halinde küresel finansal koşulların gevşeyebileceğini söyleyen Dirican, Türkiye'nin böyle bir fırsat penceresini doğru zamanda değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.

Ancak bunun için önceden hazırlık yapılması gerektiğini vurgulayan Dirican, “Küresel piyasalarda likiditenin yeniden artacağı bir dönem oluşursa, doğru zamanda ve doğru politikalarla bu dalganın fırsata çevrilmesi mümkün. Ancak ters senaryoda, küresel piyasalar daha da karışırsa ‘Allah'ını seven defansa gelsin’ demek zorunda kalmamak için gerekli önlemleri şimdiden almak gerekiyor” dedi.

Dirican, Türkiye'nin mevcut dönemde rezervler, bütçe dengesi, dış finansman, enflasyon beklentileri ve üretim kapasitesi başlıklarını birlikte ele almasının kritik olduğunu belirterek, küresel ekonomideki yeni dönemin yalnızca faiz kararlarıyla değil; enerji, jeopolitik gelişmeler, teknoloji yatırımları ve borçluluk üzerinden de şekilleneceğini söyledi.

Muhabir: ESRA KOÇAK MAYDA