Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan'a günü birlik bir ziyaret gerçekleştirdi ve önemli temaslarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çalışma ziyaretinde önemli bir anlaşmaya da imza atıldı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” gerçekleştirildi. Bu tarihi anlaşma, Mekke'de imzalanmış kapsamlı bir güvenlik, savunma ve askeri iş birliği paktıdır.

TARİHİ ANLAŞMANIN TÜRKİYE’YE KAZANCI: UZMAN DEĞERLENDİRDİ!

Peki, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki tarihi bir anlaşma Türkiye’ye neler getirecek? İran ve Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Mehmet Akif Koç, Türkinform Haber Sitesi’nden Ecem Çetin’e değerlendirmelerde bulundu.

MEKKE ANLAŞMANIN ARKA PLANI NEYE DAYANIYOR?

Koç, Mekke Anlaşması olarak nitelendirilen bu anlaşmanın, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçtiğimiz yıl, Eylül 2025’te imzalanan ortak savunma anlaşmasının bir devamı olduğunu ifade ederek, “Bu anlaşmanın ardından Suudi Arabistan yeniden İran’ın füzelerine hedef olunca, Haziran 2025 sonrasında ve 2026’nın ilk çeyreğinde de yeniden İran’ın füzelerine maruz kalınca Pakistan, çeşitli savaş uçakları, insansız hava araçları ve birkaç bin askerden oluşan bir birlik göndererek Suudi Arabistan’a destek olmuştu. Dolayısıyla bu anlaşmanın sahaya yansıması da böyle gerçekleşti. Pakistan, ortak savunma anlayışını bu şekilde karşılamıştı. Pakistan’ın saldırıya uğraması halinde ise Suudi Arabistan da kendi imkânları ölçüsünde katkıda bulunacak. Bu anlaşmanın ardından 2026’nın ilk aylarında Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın katılımıyla dışişleri bakanları düzeyinde bir platform kurulmuştu. Bu platform birkaç toplantı gerçekleştirdi. Aslında şu anki Mekke Anlaşması’nın arka planı da buna dayanıyor. Yani Eylül ayında imzalanan Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasının ardından bu dörtlü platform oluşturuldu ve bunun üzerine mevcut anlaşma yapıldı” denildi.

Uzaya fırlatıldı, 85 saniye sonra patladı!
Uzaya fırlatıldı, 85 saniye sonra patladı!
İçeriği Görüntüle

“SAVUNMA ALANINDAKİ İŞ BİRLİĞİNİ DERİNLEŞTİRME VE GELİŞTİRME ÇABASI VAR”

Bölgedeki gelişmelerin iş birliğini nasıl etkileyeceğine bakılması gerektiğini kaydeden Koç, burada ortak düşman algının önemli olduğunu ifade ederek, ancak şu aşamada ortak bir düşman belirlemekten ziyade savunma alanındaki iş birliğini derinleştirme ve geliştirme çabasının olduğunu aktardı. Koç, burada ortak bir savunma ve birlikte savaşa girme meselesinden ziyade caydırıcılık oluşturma davranışının öne çıktığını kaydetti.

“ANLAŞMA, BAZI PLATFORMLARI ETKİLEYEBİLİR”

Anlaşmaya Mısır, Katar, Kuveyt, Ürdün ve Suriye gibi ülkelerin katılımıyla güçlü bir bölgesel pakt kurulmasının daha olası ve makul göründüğünü belirten Koç, daha ilerleyen dönemde bu yapının elbette genişleyebileceğini belirtti. Dr. Mehmet Akif Koç, “Ancak bunun etkileyebileceği birtakım platformlar da var. Başta Arap Birliği geliyor. Mısır’daki Arap milliyetçileri bu nedenle oldukça tepki gösteriyor. Arap Birliği’nin artık etkinliğini yitireceğine dair endişeler bulunuyor. Bir diğer yapı ise Körfez İşbirliği Konseyi. O da büyük ölçüde etkinliğini ve varlığını yitirmek üzere olabilir” dedi.

“TÜRKİYE’NİN BÖLGEDE GÜÇ VE NÜFUZ KAZANMASI AÇISINDAN DA ÖNEMLİ BİR SONUÇ ORTAYA ÇIKABİLİR”

Koç, şöyle devam etti:

“Eğer bölgedeki ülkeler böyle bir savunma paktında kurumsal olarak yer almazsa, Körfez İşbirliği Konseyi ve Arap Birliği de zaman içerisinde etkinliklerini yitirebilir. Türkiye açısından ise bunun hem bölgesel itibar hem bölgede istikrarın sağlanması hem de kendi savunma sanayisi ürünlerinin Suudi Arabistan ve ilerleyen dönemde Körfez ülkelerine daha yoğun şekilde sevk edilebilmesi açısından sonuçları olacaktır. Bunun yalnızca maddi ve ekonomik bir boyutu yok. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgede güç ve nüfuz kazanması açısından da önemli bir sonuç ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bu gelişmeye çok yönlü bakmak gerekiyor. Dediğim gibi, eğer ortak bir düşman olgusu üzerinden hareket edilirse bu kriz yaratabilir.

“TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİ AÇISINDAN İLERİDE BİRTAKIM MENFAAT ÇATIŞMALARINA YOL AÇABİLECEK”

Bir diğer konu da Türkiye’nin NATO üyeliği açısından ileride birtakım menfaat çatışmalarına yol açabilecek olmasıdır. Türkiye elbette bir savaşa girmek için NATO’dan izin almak durumunda değil. Ancak NATO’daki müttefiklerinin bir saldırıya uğraması durumunda müttefiklerini yardıma çağırabilmesi için daha karmaşık süreçler söz konusu. Dolayısıyla bunun da hesaplanıyor olması gerekiyor. Bu anlaşmadaki ortak savunma nosyonunun NATO’nun 5. maddesiyle aynı olduğu ifade edildi. Fakat gerçekten aynı kapsamda değerlendirilirse, bir savaşa girildiği zaman Türkiye’nin önüne nasıl bir tablo çıkacağı konusunda da ayrıca düşünmek gerekiyor”

Muhabir: ECEM ÇETİN