Mesaj gönderdikten sonra telefon ekranını tekrar tekrar kontrol etmek, karşı tarafın çevrimiçi olup olmadığını takip etmek, mesajın tonunu yeniden yeniden düşünmek...

Günümüzde pek çok kişinin yaşadığı bu durum ilk bakışta yalnızca “sabırsızlık” gibi görünse de psikoloji açısından çok daha farklı bir anlam taşıyabiliyor. Özellikle karşı taraftan gelecek yanıtın gecikmesi kişide yoğun bir huzursuzluk yaratıyor, “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” ya da “Artık benimle konuşmak istemiyor mu?” gibi düşünceler peş peşe geliyorsa, mesele yalnızca bir mesajın cevapsız kalması olmayabilir. Uzmanlara göre burada devreye belirsizlik, reddedilme hassasiyeti ve geçmişten gelen ilişki deneyimleri girebiliyor.

TELEFONU SÜREKLİ KONTROL ETMENİZİN NEDENİ SANDIĞINIZ ŞEY OLMAYABİLİR

Birine mesaj attığınızda aslında kontrol edemediğiniz bir durum ortaya çıkar. Mesaj karşı tarafa ulaşmıştır ancak bundan sonra ne zaman cevap geleceğini bilemezsiniz. İşte tam da bu noktada belirsizlik devreye girer. Psikoloji araştırmaları, belirsizliğin bazı kişilerde beklenen sonucun kendisinden bile daha yoğun stres yaratabildiğine işaret ediyor. Bir araştırmada katılımcıların belirsiz bir sonucu beklerken stres göstergelerinde artış gözlemlendi. Bu nedenle telefon ekranına tekrar tekrar bakmak bazen “cevabı çok merak etmekten” fazlası olabilir. Kişi aslında cevaptan çok belirsizliğin sona ermesini istiyor olabilir.

“Gördü ama neden cevap vermedi?” düşüncesi nasıl büyüyor? Mesajlaşmanın en büyük sorunlarından biri, yüz yüze iletişimde bulunan birçok ipucunun ortadan kalkması. Karşınızdaki kişinin ses tonunu, yüz ifadesini veya beden dilini göremezsiniz. Elinizde çoğu zaman yalnızca birkaç kelime vardır. Örneğin karşı tarafın “tamam” yazması bir kişi için tamamen sıradan olabilirken başka biri bunu soğukluk veya kızgınlık olarak yorumlayabilir. Cevap geciktiğinde ise zihnin boşlukları doldurması daha da kolaylaşır. “Meşguldür” demek yerine; “Bana kızdı.” “Artık ilgilenmiyor.” “Kesin yanlış bir şey söyledim.” “Beni bilerek bekletiyor” gibi ihtimaller düşünülmeye başlanabilir. Özellikle kaygı düzeyi yüksek kişilerde belirsiz davranışların olumsuz yorumlanması daha kolay gerçekleşebiliyor.

ASIL MESELE “CEVAP” DEĞİL, REDDEDİLME KORKUSU OLABİLİR

Psikolojide reddedilme duyarlılığı olarak tanımlanan bir kavram bulunuyor. Bu kavram, kişinin reddedilme ihtimalini endişeyle beklemesi, küçük işaretleri reddedilme göstergesi olarak algılaması ve yeterli kanıt olmadan olumsuz bir sonuca ulaşmasıyla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla mesajın geç gelmesi bazı insanlar için yalnızca birkaç saatlik bekleme değildir. Zihin bunu çok daha büyük bir soruya dönüştürebilir: “Beni hâlâ önemsiyor mu?” Bu nedenle cevap gelmediğinde yaşanan huzursuzluk, aslında karşı tarafın ne yaptığıyla olduğu kadar kişinin geçmişte yaşadığı deneyimlerle de bağlantılı olabilir.

Yunanistan’da hava gösterisinde facia: F-4 Phantom düştü
Yunanistan’da hava gösterisinde facia: F-4 Phantom düştü
İçeriği Görüntüle

ÇOCUKLUK VE GEÇMİŞ İLİŞKİLER NEDEN DEVREYE GİRİYOR?

Uzmanların dikkat çektiği noktalardan biri de geçmiş deneyimler. Çocuklukta veya önceki ilişkilerde ilginin tutarsız olması, kişinin zaman zaman kendisini değersiz ya da terk edilmiş hissetmesi gibi deneyimler, ilerleyen dönemlerde ilişkilerdeki belirsizliklere karşı daha hassas hale gelmesine neden olabilir. Bu durumda günümüzde yaşanan küçücük bir iletişim gecikmesi, geçmişte hissedilen daha büyük bir duyguyu yeniden tetikleyebilir. Yani kişi yalnızca: “Neden mesajıma cevap vermedi?” diye düşünmüyor olabilir. Bilinçdışı düzeyde çok daha farklı bir soru da devreye girebilir: “Yine mi önemsenmiyorum?” Psikolojik açıdan bu iki durum arasında önemli bir fark bulunuyor.

MESAJ BEKLERKEN ZİHNİNİZ NEDEN KÖTÜ SENARYOLAR ÜRETİR?

Belirsizlik karşısında zihin mümkün olan en hızlı açıklamayı bulmaya çalışır. Ancak bu açıklama her zaman gerçeği yansıtmaz. Özellikle reddedilme konusunda hassas kişilerde çok küçük bir işaret bile büyük bir anlam kazanabilir. Karşı tarafın çevrimiçi olması, sosyal medyada paylaşım yapması veya başka bir mesajı yanıtlaması, “Bana özellikle cevap vermiyor” şeklinde yorumlanabilir. Böylece bir mesajla başlayan süreç giderek büyür:

Mesaj gönderilir → cevap gecikir → telefon kontrol edilir → mesaj yeniden okunur → karşı tarafın çevrimiçi olup olmadığına bakılır → olumsuz ihtimaller düşünülür → kaygı artar.

Bu döngü tekrarlandıkça kişinin rahatlaması da zorlaşabilir. “Çevrimiçi ama bana cevap vermiyor” tuzağı Dijital iletişimde en büyük tetikleyicilerden biri de çevrimiçi bilgisi. Karşı tarafın uygulamada aktif olduğunu görmek, kişinin zihnindeki soru işaretlerini artırabiliyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir kişinin çevrimiçi olması, sizinle konuşmaya hazır olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde mesajın görülmüş olması da karşı tarafın bilinçli olarak cevap vermemeyi seçtiğini kanıtlamaz. Kişi mesajı görüp daha sonra cevaplamayı düşünüyor, başka bir işle meşgul oluyor ve mesajı unutuyor olabilir. Dijital iletişimde cevap süresini tek başına ilişkinin değeriyle eşitlemek sağlıklı bir çıkarım değildir.

HER GEÇ CEVAP “İLGİSİZLİK” ANLAMINA GELMİYOR

Mesajlaşma, yüz yüze iletişimden farklı olarak çok sayıda belirsizlik içeriyor. Karşınızdaki kişinin o anda nerede olduğunu, ne yaptığını, ruh halini veya telefona ne kadar müsait olduğunu bilemezsiniz. Bu nedenle birkaç saatlik gecikmeyi doğrudan; “Beni önemsemiyor” şeklinde yorumlamak yanıltıcı olabilir. Asıl bakılması gereken, tek bir mesajdan ziyade ilişkinin genelidir. Karşı taraf normalde sizinle nasıl iletişim kuruyor? Size karşı davranışı genel olarak tutarlı mı? Yalnızca bugün mü geç cevap verdi? Yoksa uzun süredir iletişim biçiminde belirgin bir değişiklik mi var? Bu sorular, tek bir “görüldü” bilgisinden çok daha anlamlı olabilir. Peki sürekli telefon kontrol ediyorsanız ne yapmalısınız? Uzmanların yaklaşımında ilk adım, düşünce ile gerçeği birbirinden ayırmak. Mesajınıza cevap gelmediğinde kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

“ŞU ANDA GERÇEKTEN BİLDİĞİM ŞEY NE?”

Bildiğiniz şey yalnızca karşı tarafın henüz cevap vermemesi olabilir. “Benden sıkıldı”, “Bana kızdı” veya “Artık beni istemiyor” gibi düşünceler ise henüz kanıtlanmamış yorumlardır. Bu ayrımı yapmak, zihnin otomatik olarak en kötü senaryoya gitmesini engellemeye yardımcı olabilir. Ayrıca mesaj gönderir göndermez telefonu sürekli kontrol etmek yerine dikkati başka bir işe yönlendirmek de bekleme döngüsünü kırmaya yardımcı olabilir.

BİR MESAJ NEDEN BAZEN BU KADAR BÜYÜK BİR MESELEYE DÖNÜŞÜYOR?

Çünkü bazen beklenen şey yalnızca birkaç kelimelik bir yanıt değildir. Onaylanmak, önemsenmek, terk edilmemek ve güvende hissetmek gibi çok daha temel ihtiyaçlar tek bir mesajın içine yüklenebilir. Bu nedenle cevap geldiğinde yalnızca “mesajı yanıtladı” diye rahatlamazsınız. Aslında zihninizin aradığı güvenceyi almış olursunuz. Tam da bu nedenle bazı kişiler cevap gelene kadar telefonlarından kopamazken, mesaj geldiği anda bütün kaygıları bir anda sona erebilir.

UZMANLARIN DİKKAT ÇEKTİĞİ KRİTİK NOKTA

Mesaj beklerken kaygılanmak tek başına herhangi bir psikolojik sorun olduğu anlamına gelmez. Hepimiz zaman zaman önem verdiğimiz birinden gelecek cevabı merak edebiliriz. Ancak bu durum sürekli hale geliyor, günlük yaşamınızı etkiliyor, telefonunuzu kontrol etmeden duramıyor veya karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz ediyorsanız, burada daha derin bir kaygı döngüsü bulunabilir. Özellikle reddedilme korkusu ve bağlanma kaygısının, kişinin belirsiz iletişim durumlarına verdiği tepkiyi artırabileceği belirtiliyor. Belki de kendinize sormanız gereken soru şu:

“Neden cevap vermedi?” yerine “Cevap vermemesi bende neden bu kadar büyük bir duygu yaratıyor?”

Çünkü bazen sorun karşı tarafın birkaç saat sessiz kalması değil, o sessizliğin kişinin zihninde ne anlama geldiğidir. Ve belki de telefon ekranına her baktığınızda aslında bir mesaj değil, güvence arıyorsunuzdur.

Kaynak: HABER MERKEZİ