AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları yürütürken aynı zamanda da bu fon vurguncularının mağdur ettiği vatandaşlarımızın haklarının korunması için de bir eylem planı ortaya çıkarıyor." dedi.
Çelik, AK Parti Kongre Merkezi'nde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulda meydana gelen bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden 10 yaşındaki Eslem Sare Bulut ile Ankara'daki polis uygulama noktasında ateş açılması sonucu şehit olan polis memuru Ahmet Türkoğlu'na Allah'tan rahmet dileyen Çelik, Milli Görüş Hareketi'nin önemli isimlerinden Recai Kutan'ı vefatının 2. yılında rahmetle andı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasına ilişkin Çelik, "Bundan sonrasında inşallah İzmir'imiz çok daha güçlü hizmetlerle merkezi hükümetle yerel yönetim arasındaki koordinasyonun tam olarak sağlandığı bir çerçeve içerisinde geleceğe güzellikle, iyilikle, iyi hizmetlerle bakacak." diye konuştu.
Cemil Tugay'ın zarif bir konuşma yaptığını belirten Çelik, şunları kaydetti:
"Niçin AK Parti'ye geldiğini, hiç kimseyi itham etmeden, hiç kimseye bir şey söylemeden, kendi prensipleri açısından çok çerçeveli bir şekilde ortaya koydu. Ama görüldüğü gibi önceki partisindekilerin iki-üç gündür yaptığı sadece bir hakaret kampanyasından ibaret. Aslında bütün bunlara bakıldığında o partilerde niye durulmaması gerektiğini, niye hiçbir şekilde hizmet siyasetinin söz konusu olamayacağını gösteren bir üslubu her açıdan ve her zeminde kullanmaya devam ediyorlar. Biz Cemil Başkanımıza tekrardan 'Hoş geldiniz' diyoruz."
AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Bekir Bozdağ'ın TBMM Başkanvekilliği görevini sağlık sorunları sebebiyle bıraktığını bildiren Çelik, Bozdağ'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takdirleriyle Genel Başkan Danışmanı olarak atandığını açıkladı.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin Çelik, "Partimizde kurduğumuz mekanizma en güçlü şekilde çalışmaya devam ediyor. Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili olarak kurulan kurul, komisyonlar kendi ritmi içerisinde çalışıyor." dedi.
Sürecin, Suriye ve Irak boyutunda da önemli gelişmeler olduğunu dile getiren Çelik, zaman zaman bazı terör örgütü mensuplarının "Çerçeve Yasa'nın yürürlüğe girdiği ancak uygulanmadığına" ilişkin söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Terör örgütünün bir bütün halinde silahları bırakması, tüm yapılanmalarının faaliyetlerine son vermesi ve mensuplarının ortak mekanizma tarafından belirlenen yerlerde toplanmalarının Çerçeve Yasa'nın uygulanmasının gerekli şartı olduğunun altını çizen Çelik, "Bölgesel gelişmeler açısından ne kadar doğru bir tutum alındığı ortadadır. O yüzden doğru bir şekilde enforme etmek ve buna uygun bir dilin bütün siyasi partiler, sivil toplum örgütleri tarafından kullanılması son derece önemlidir." ifadelerini kullandı.
SİNCAR DAĞI'NIN, IRAK DEVLETİ'NİN KONTROLÜNE GEÇMESİ
Suriye'de SDG'nin kendisini feshetmesinden sonra ortaya çıkan tablonun, Terörsüz Türkiye'nin kazanımlarından biri olduğunu dile getiren Ömer Çelik, ikinci kazanımın ise Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin 11 Eylül'de yaptığı açıklama olduğunu ifade etti.
Çelik, terör örgütü PKK iltisaklı YBŞ'nin silahlarını merkezi Irak yönetimine bırakmasıyla birlikte bir sürecin başlayacağını belirterek, "Böylece Sincar Dağı, Irak Devleti'nin kontrolüne geçecek. Bu da Terörsüz Türkiye'nin Irak boyutunda önemli bir gelişme olarak ortaya çıkacaktır." diye konuştu.
Merkezi Irak yönetiminin Sincar'da kontrolü sağlamasının arkasından, 60 günlük bir süre içerisinde Başika-Zilkan'ın kademeli olarak Türkiye tarafından Irak güçlerine devredilmesinin öngörüldüğünü kaydeden Çelik, şöyle devam etti:
"Oraya girişimizin belli sebepleri vardır. O sebeplerden bir tanesi o zamanki Merkezi Irak hükümetinin Türkiye'ye dönük bu terör saldırılarını engelleyememesiydi. Şimdi Türkiye-Irak mutabakatı kapsamında eğer Sincar'ın kontrolü, Merkezi Irak yönetimine geçerse burada bir çalışma yapılıyor, Başika-Zilkan Kampı'nın da Merkezi Irak yönetimine devredilmesiyle ilgili bir çalışma yapılıyor, bununla ilgili bir öngörü oluşturulmaya çalışılıyor. O tabii bütün bu gelişmelere ve bunun Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge sürecinin bu bahsettiğim Irak'taki yansımalarına göre gerçekleşecek bir meseledir."
FON KOORDİNASYON KURULU ÇALIŞMALARI
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın, TBMM Genel Kurulu'nda, Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları hakkında hükümet adına bilgi verdiğine de değinen Çelik, bütün kurumların görev alanlarıyla ilgili olarak, yasal boşluklar dahil olmak üzere bütün bu sürecin tüm boyutlarını ortaya çıkardıklarını söyledi.
Ömer Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Fon Koordinasyon Kurulu çalışmaları yürütürken aynı zamanda da bu fon vurguncularının mağdur ettiği vatandaşlarımızın haklarının korunması için de bir eylem planı ortaya çıkarıyor. Bu vurguncular tarafından hakları gasp edilmiş vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Burada kim tamahkarlık yapmış, kim gerçekten bir haksızlığa uğramış, devletin elindeki bilgi ve belgeler tüm bunları açığa çıkarabilecek kapasiteye sahiptir. Bu çıktığı zaman tüm kurumların yaptığı bu çalışma çerçevesinde kısa sürede bu süreçler tamamlanacaktır. Haksızlığa uğrayanların mağduriyetinin telafisi için atılacak adımlarla ilgili bir eylem planı ortaya çıkmıştır. Bunun bir daha tekrar etmemesi için nasıl bir yasal düzenleme, kaç maddelik bir düzenleme gerekiyorsa onun da yüce Meclis'e gönderilmesi için gereken adımlar atılacaktır."
"Hiçbir karanlık nokta kalmayacaktır." diyen Çelik, "Buradan birtakım provokatif faaliyetler, Türk ekonomisini hedef alan birtakım söylemler, birtakım siyasi linç kampanyaları da görüyoruz. Biz bunlara da geçit vermeden siyaset, devlet adabı içerisinde herkesin gözü önünde hem bu meselelerin aydınlatılması hem suçluların cezalandırılması hem de haksızlığa uğrayanların haklarının korunması konusunda bütün bu çerçeveyi en kararlı şekilde yürüteceğiz."
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Gazze'deki soykırımı ve İsrail'in bunu arttıran eylemlerini takip etmeye devam ediyoruz. Başkan Trump'ın Barış Planı çerçevesinde ikinci aşamaya geçilmesi gerekiyordu." dedi.
Çelik, parti genel merkezinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında gerçekleştirilen AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
Suriye'deki güncel gelişmelerle ilgili olarak Çelik, "SDG'nin feshedilmesiyle birlikte Süveyda bölgesinde bir ayrılıkçı Dürzi hareket var ki bunun Dürzi kardeşlerimizin genelini temsil eden hiçbir vasfı yoktur. Bir de tabii İsrail'in saldırgan tutumları, Suriye'ye istikrarsızlaştırıcı bir takım maalesef eylemler olarak geri dönüyor. Bu süreçleri yakından takip ediyoruz. Terörsüz Bölge bağlamında SDG'nin kendisini feshetmesinden sonra tek Suriye Devleti, tek egemenlik, tek ülke ve tek ordu çerçevesinde Suriye'nin geleceğe daha güçlü bir şekilde bakabilmesi, hepimizin çok önemsediği bir şey." ifadesini kullandı.
Çelik, aynı zamanda Suriye'de bütün yönetim mekanizmalarının kapsayıcı hükümet modelleri çerçevesinde hayata geçmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Yani Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni, Dürzi, Nusayri, Ezidi, Hristiyan, Müslüman kim varsa hepsinin kendisini sistemin içerisinde, toplumun parçası olarak görebileceği, parlamento, meclis kapsayıcı modellerin ortaya çıkması gerektiğini sürekli olarak ifade ediyoruz. Tabii İsrail kaynaklı sorunlar işin temelini oluşturuyor. Daha birkaç gün önce bahsettik, 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nı ihlal eden bir adım attı. Dolayısıyla işgalciliğini devam ettirerek Suriye'yi istikrarsızlaştırmak, bölgeyi istikrarsızlaştırmak gibisinden bir tavra devam etmektedir.
Tabii tüm bunlar olurken Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kadar uzun yıllardan sonra hem Irak'tan hem Suriye'den çıkmış olması da çok önemli bir gelişme. Bölgenin bundan sonraki dinamiklerini etkileyecek bir gelişme olarak yakın takibimizdedir. Yine 17 Haziran'daki İslamabad Mutabakatı'nın maalesef gereklerinin yerine gelmemesinden dolayı Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki çatışmaların yükselmesi yeni bir tehlike oluşturuyor. Bunun bağlantılı olarak Yemen'de ortaya çıkan ve Babülmendep'i tehdit eden bütün bu tablo hepimize bir kere daha aslında etrafımızdaki bu ateş çemberi içerisinde Türkiye'nin istikrarının korunmasının ne kadar önemli olduğunu, Türkiye'nin iç cephesinin güçlendirilmesinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kere daha göstermiştir."
"GAZZE'DEKİ SOYKIRIMI TAKİP ETMEYE DEVAM EDİYORUZ"
Bütün gündemlerinin başında olan Gazze'deki soykırımı takip etmeye devam ettiklerini söyleyen Ömer Çelik, "Gazze'deki soykırımı ve İsrail'in bunu arttıran eylemlerini takip etmeye devam ediyoruz. Başkan Trump'ın Barış Planı çerçevesinde ikinci aşamaya geçilmesi gerekiyordu. Hamas, bununla ilgili olarak mükellefiyetlerini yerine getireceklerini ifade etmişti, ama buna İsrail tarafı yanaşmadı." dedi.
Çelik, 7 Ekim bağlamında tek taraflı olarak Hamas'ı suçlayan İsrail'in katliamlarını görmezden gelen bir propaganda makinesinin çalıştırılmaya devam ettirildiğini belirterek, "Bugün Batı Şeria da Gazzeleştirilmeye çalışılıyor. En son İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Batı Şeria'daki askeri varlığını 24 tabura çıkarması aslında oranın Gazzeleştirilmesi yönünde ortaya koyduğumuz hassasiyetin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor." ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 7 Ekim 2023'te olaylar olur olmaz ilk açıklamasının İsrail'in savunulmasıyla ilgili olmadığını anımsatan Çelik, "İlk açıklaması, 'Bölgedeki haritaları değiştireceğiz.' İkinci açıklaması, 'Davut Koridoru'nu kuracağız.' Üçüncü açıklaması işte birtakım 'Arz-ı Mevud'la ilgili sözleri ifade ediyordu. Yani o günden itibaren birileri, 'İsrail'in kendisini savunma hakkı var.' dediğinde bunu Netanyahu, İsrail'in daha çok öldürme ve daha çok soykırım yapma hakkı olarak algılıyor ve bu şekilde uyguluyor. Dolayısıyla 'İsrail'in kendini savunma hakkı var.' diyenlerin Filistinli kadınların, Filistinli çocukların yaşama hakkı hakkında da bir şey söylemesi gerekiyor." diye konuştu.
"MYK'MIZDA HER BİR ARKADAŞIMIZ ÜZERİNE DÜŞEN VAZİFEYİ YAPACAK"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüştüğünü hatırlatan Çelik, bu bağlamda Rusya-Ukrayna Savaşı'yla ilgili gelişmeleri de yakın bir şekilde takip etmeye devam ettiklerini söyledi.
TBMM'de 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açıldığını hatırlatan Çelik, Cumhur İttifakı iç siyaset bağlamında önümüzdeki dönemde yapacakları reformlar olduğunu, bunları olgunlaştırdıktan sonra da siyasetlerinin bir unsuru haline getireceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, önümüzdeki 10 ayın çok kapsamlı ve iyi bir şekilde değerlendirilmesi için talimat verdiğini anımsatan Çelik, şunları kaydetti:
"Bu talimatlar çerçevesinde de MYK'mızda her bir arkadaşımız üzerine düşen vazifeyi yapacak. Tabii tüm dünyada büyük bir tehlikeden bahsediliyor. Bu ara daha çok konuşuluyor. Yapay zekanın artık kontrolden çıkmaya başladığıyla ilgili. Dolayısıyla herkesin aslında kendi milli kapasitesini geliştirmesi bakımından çok daha hassas günlerden geçtiğimizi ifade etmek lazım. Yapay zekayı bizzat üretenler, bu mühendisler bu firmaların sahipleri, ortakları bizzat insanlığın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu, ahlaki ve moral değerlerinin de tehlikeyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Onun için her zaman önemli olan TEKNOFEST artık bundan sonrasında çok daha önemli. En son Şanlıurfa'da gerçekleşen TEKNOFEST Güneydoğu'ya vatandaşlarımızın gösterdiği ilgi dünyanın önümüze getirdiği meydan okumalar karşısında aslında Türkiye'nin Kızıl Elma hedefi bakımından bir özgüven devrimini nasıl gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. 'Göbeklitepe'den geleceğe' ve 'Tarihin sıfır noktasında teknoloji hamlesi' gibi mottonun olması ve bunun desteklenmesi, Güneydoğu'da bu özgüven devriminin gösterilmesi bakımından da önemli olmuştur."
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, konuşmasının ardından basın toplantısına katılan gazetecilerin sorularını yanıtladı. Çelik'in açıklamaları şu şekilde oldu:
CUMHURBAŞKANI SURİYE'YE GİDECEK Mİ?
Cumhurbaşkanımızın Suriye'ye gitme arzusu var. Tabii bu Suriye ile birlikte koordine edilecek bir konu. Çalışılıyor bunun üzerinde. Bizim birimlerimizle Suriye birimleri arasındaki çalışma bu konuda devam ediyor. Fakat tarih henüz kesinleşmedi. Ama bu çalışma devam ediyor.
Şimdi, Mekke Anlaşması ile ilgili olarak; burada aslında İçişleri Bakanlığının yaptığı çalışma açısından süreç olgunlaşmıştır. Fakat tabii ki Meclise gelecektir anlaşmanın hayata geçmesi için. Bu çalışma da olgunlaştığı için birkaç gün içerisinde Meclise gönderilmesi söz konusu olacak.
Yani esasında çok garip bir şey var; olağan süreçler işliyor, olağan süreçler işlerken sanki yanlış şeyler yapılıyormuş ya da bunlar gözden kaçırılıyormuş gibisinden bir kampanya başlatılıyor sürekli muhalefet tarafından. Halbuki önce bir irade beyanı ortaya koyulur. İrade beyanı ortaya Cumhurbaşkanımız tarafından koyuldu. Sonra bu mekanizmalar çalışılır. Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız muhataplarıyla kaç kere bir araya geldiler, bunlar olgunlaştırıldı. Çünkü sonuçta Meclise göndereceğiniz şeyin bir çerçevesi olacak. Bu çerçeve de Dışişleri Bakanlığının iç süreçleri açısından tamamlandı ve bu birkaç gün içerisinde Meclise gider ve Yüce Meclisin takdiriyle süreç neticelenmiş olur.
Başka ülkeler konusunda; tabii ki bu bir bölgesel barış projesi aslında. Bunun herhangi bir şekilde ittifak üyesi olduğumuz diğer ülkelere alternatif, yani NATO ve diğer yerlere alternatif bir işlevi yok. Tam tersine bölgesel barışın ve küresel barışın korunmasıyla ilgili, küresel ve bölgesel barış açısından üstlendiğimiz rollerle ilgili tamamlayıcı bir fonksiyonu var bunun. Dolayısıyla bu süreçler tamamlanacak.
Hukuki zemin sorduğunuz; işte Meclisteki sürecin tamamlanmasıyla birlikte tam olarak gerçekleşmiş olacak. O bakımdan da başka ülkelerin katılımına tabii ki açık. Ama bu tip güvenlik anlaşmaları, bu tip ittifaklar kendi ilkeleri, prensipleri çerçevesinde diğer devletlerle de görüşülerek zaman içerisinde olgunlaşır. Hemen bugün, yarın, işte bir ay sonra şu ülke katılacak, iki ay sonra şu ülke katılacak diye bir şey yok. Ama bunun bölgesel barış açısından bütün ülkelere açık olduğu net bir şekilde ifade edilmiş oldu. Birkaç gün içerisinde de Meclise gider.
BAHÇELİ'NİN 'ERDOĞAN'IN ADAYLIĞI' AÇIKLAMASI
Öncelikle Sayın Bahçeli'ye bu güçlü vurgusu, bu güçlü cümleleri için bir kere daha şükranlarımızı sunuyoruz. Tabii ki Cumhur İttifakı'nın önümüzdeki dönemde de Cumhurbaşkanı adayı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır.
MYK'da bunu daha önce görüşmüştük ama şöyle, burada da bunu ifade edeyim size: Cumhurbaşkanımız tabii kendi şahsıyla ilgili bir konu olduğu için bu konular herhangi bir şekilde bir resmi gündem maddesi olarak yer almıyor. Bu konuda bir hassasiyeti var. O sebeple MYK üyeleri ve MKYK üyeleri olarak bu konuyu biz dile getirdik ve MYK üyelerinin, MKYK üyelerinin, Bakanlar Kurulundaki arkadaşlarımızın ve tüm teşkilatlarımızın ortak kanaatinin, ittifakla bu olduğunu kendilerine arz ettik. Arkadaşlarımız da bunu alkışlarla onayladılar yakın zamanda yaptığımız bir toplantıda.
Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımız kendi şahsıyla ilgili bir konu olduğu için bunu tabii ki resmi gündeme koydurmaz. Ama biz bu gündem çerçevesinde bunu daha önceki MYK ve MKYK toplantılarında kendimiz açarak bunu ifade ettik. Orada da arkadaşlarımızın ortak iradesiyle bu ortaya çıkmıştı. Hani şöyle bir şey vardır; bu bizim kendi davamız açısından, kendi şuurumuz açısından, AK Partililiğimiz açısından bizim açımızdan kesin bir hükümdür. Ve hani denir ya; "Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez" diye, bizim açımızdan Cumhurbaşkanımızın adaylığı böyle bir değere, böyle bir kıymete sahiptir.
Önümüzdeki dönemde de bakın etrafımızdaki bütün bu gelişmeler, işte kısa bir zaman dilimi içerisinde size özetlemeye çalışıyoruz, bütün bunların içerisinde Cumhurbaşkanımızın liderliğinin ne kadar kıymetli olduğu bu bakımdan da görülüyor. O yüzden Sayın Bahçeli'ye de bu açıklamaları için bir kere daha buradan şükranlarımızı sunuyoruz, saygılarımızı iletiyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Bahçeli belli bir periyotla görüşüyorlar zaten. Hani bunun her ikisinin takviminin uygunluğuna göre planlanıyor. Yani bu yarın da olabilir, 5 gün sonra da olabilir. Hani bunda bir şey yok. Bu gayet doğal bir şekilde, gündeme uygun olarak gerçekleşiyor. Ve bütün meselelerin de bu şekilde üzerinden geçilmiş oluyor.
FON SORUŞTURMASIYLA İLGİLİ YENİ PARTİ'NİN SÖYLEMLERİ
Şimdi değerli arkadaşlar, bu konuda devletin kurumlarının nasıl bir koordinasyon içerisinde ve ne kadar büyük bir süratle bu adımları attığını söyledim.
Bu tip krizler dünyanın başka yerlerinde de gündeme gelmiş, siyasi tarihte var. Kimisi bunu 5 yılda temizlemiş, kimisi 9 yılda temizlemiş, şöyle olmuş, böyle olmuş. Biz bunu, bu sermaye piyasalarının çok küçük bir kısmını ilgilendiren bir şey, bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmak konusunda son derece kararlıyız. Spekülasyonla hareket etmiyoruz. Biz gerçekten bilgi, belge, data ile hareket ediyoruz.
Şimdi dün bu kişi çıkıyor; Sayın Cumhurbaşkanımıza, "Bu işin merkezinde sen varsın, bu işin başında sen varsın" diye haddini aşan, haddini aşan, gayriahlaki ve hakkaniyetsiz açıklamalar yapıyor. Ya bu meselenin açığa çıkmasının ve bu meselenin temizlenmesinin başındaki irade Cumhurbaşkanımızdır. Bütün bu iradesi, verdiği talimatlarla bu sıkıntının, vurgunculuğun, dolandırıcılığın, buradaki şeytanlıkların temizlenmesi talimatını veren irade Cumhurbaşkanımızdır. Yani ne hadle ve ne hakla Cumhurbaşkanımıza karşı bu ifadeleri kullanıyor?
Cumhurbaşkanımızın aile bireylerini işin içine karıştırmaya çalışıyor her zaman yaptığı gibi. Bu işler defalarca ellerinde patladı. Buna yine devam ediyorlar. Bütün işlemler açık, herkes ekranda görüyor ne olduğunu, bütün her şeyin. Yani burada bugün Sayın Cumhurbaşkanımız da söyledi; ya bu işler siyasi yankesicilikle ele alınacak işler değil. Bir şey iddia ediyor, sonra "İddia edildiğine göre", "Söylendiğine göre", "Yapıldığına göre"... Birbiriyle alakası olmayan şeyleri birbirine bağlamaya çalışıyorlar.
ELİNDE BELGE OLAN, BİLGİ OLAN ALSIN YARGIYA VERSİN
Dolayısıyla burada bu işin de temizlenmesinin iradesinin de başındaki isim Cumhurbaşkanımızdır. Onların belediyelerindeki dolandırıcılıkların, vurgunların temizlenmesi mücadelesini de biz veriyoruz. Bu net. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızı hedef aldığı sözler, kendi partisini vurgunculara, dolandırıcılara kaptırmış birisinin siyasi saçmalıklarından öteye gitmiyor. Bakın, bunu net bir şekilde söylüyorum arkadaşlar; biz defalarca Cumhurbaşkanımızla bu konuda toplantı yapıldı kamuoyuna yansıyan, yansımayan. Biraz evvel kapalı MYK'nın kapalı bölümünde de konuşma yaptı ve bu konudaki iradesini bir kere daha net bir şekilde ortaya koydu. Ve burada elinde belge olan, bilgi olan alsın getirsin. Götürsün yargıya versin.
Diğer bir konu; Adalet Bakanımız, Adalet Bakanlığı, Anayasa'nın, yasaların çizdiği usuller çerçevesinde çalışmalarını yürütüyor. İhbar geliyor, ihbara bakıyor. İddia oluyor, iddiaya bakıyor. Suç unsuru gördüğü zaman, devlet birimlerinden geldiği zaman bunları inceliyor.
Şimdi ne zaman bunların bir yolsuzluğu, arsızlığı patlasa sürekli olarak Adalet Bakanımızı ve Adalet Bakanlığımızı hedef alıyorlar. Yani bunlar için makbul Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı, Anayasa'yı bunlara uygulamayacak, kanunları bunlara uygulamayacak, bunlarla ilgili hiçbir soruşturma yapmayacak, bunlar kendini devletin ayrıcalıklı sahipleri zannettikleri zamanlardaki rollerini sürdürecekler ve sürekli olarak geçmişte "AK Parti yargı kolları" diyordu, kendisini sahte Adalet Bakanı zannediyor bu kişi.
Şimdi burada net bir durum var; Anayasa'nın, yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde bütün bu soruşturmalar yürütülüyor ve açık bir şekilde de paylaşılıyor. E şimdi sen burada ne hakla Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığını hedef alıyorsun? Yani yargı size uygulanmasın mı? Yargı, yargısal işlemlerden muaf mı olasınız? Kendinizi hâlâ devletin sahibi mi görüyorsunuz?
ADALET BAKANI'MIZ GÖREVİNİ YAPIYOR
Dolayısıyla şimdiye kadar ortaya koyduğu şeylerin, yani muhalefette birilerine de veriyorlar, görüyoruz yani bunu, işte güdümlü ve sponsorlu haberler de yaptırılıyor, görüyoruz bütün bunların hepsini. Ve bütün bu neticede ortaya çıkan şey, yani CHP'lilerin CHP'lilere söylediği iddialar Adalet Bakanlığı tarafından incelenmiş ve sonuçta CHP'lilerin CHP'liler hakkında söyledikleri yolsuzluklar doğru çıkmış. Bunlarla ilgili bir şey söylenmiyor, o zamanki CHP'yi kastediyorum, şimdi Yeni Parti. Orada Adalet Bakanımıza saldırıyor. Burada hiçbir şekilde Adalet Bakanlığı, Adalet Bakanı'mız Anayasa'nın, kanunların verdiği yetki çerçevesinde görevini yapıyor. Bizim milli iradeye karşı borcumuz budur. Onun ötesinde onların söylediklerinin hiçbir önemi yoktur.
Şimdi Maliye Bakanımızı hedef alıyorlar. Maliye Bakanlığı ilk andan itibaren bu konunun bütün boyutlarıyla ortaya çıkması için Cumhurbaşkanımızın başkanlığında kurulan kurul dahil olmak üzere, ondan öncesinden itibaren üzerine düşeni yerine getirmiş. Bugün de hem bundan piyasaların etkilenmemesi için tedbir alıyorlar bir yandan, bir yandan buradaki sıkıntıların temizlenmesi, yanlışların temizlenmesi için gayret ediyorlar, bir yandan vurguncuların ortaya çıkması için bununla uğraşıyorlar.
ATILACAK ADIMLARI ATIYORUZ
Partimiz açısından baktığında, partide de bunu net bir şekilde söylüyoruz. Siyasi sorumluluk gereği atılacak adımlar atılıyor, diğer konularda açıklamalar yapılıyor. Biz burada ilkelerimizi net bir şekilde söylüyoruz.
GOOGLE'A ÖZKAN YALIM YAZIN BAKIN NELER SÖYLEMİŞ
Sayın Cumhurbaşkanımıza, Adalet Bakanımıza, Maliye Bakanımıza, parti yetkililerimize bunu söyleyen kişi kim? Bunun ismini yazın Google'a. Google'a Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım yazın bakın neler söylemiş. Kendi belediye başkanı kendisi hakkında ne iddialarda bulunmuş. Ve üstelik bunlar yargısal işlem konusu olmuş. Yine bunu söyleyen şahsın isminin karşısına artı koyun. Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek yazın. Bakın nelerden bahsetmiş. Bütün bu tabloya bakın.
Şimdi bunlara bir kere cevap vermiş mi? Verememiş. Yani bu kişiler rakamlardan bahsetmiş. Hangi duvarın üstüne hangi para kulesinin inşa edildiğinden bahsetmiş. Hangi benzinlikte buluşulduğundan bahsetmiş, değil mi? Bütün bun... Herkese öneriyorum. Bu kişinin ismini yazsınlar bu Genel Başkanın. Karşısına da bu isimleri yazsınlar. Bakalım nasıl bir doküman çıkıyor.
Ben bizim basın danışmanı arkadaşımıza dedim ki "Sadece 10 dakika uğraş bunla. 10 dakikada ne kadar doküman çıkıyor?" 10 dakikada şu kadar doküman çıktı. Bu kadar. Yani daha çok uğraşsan, 1 saat uğraşsan demek ki neler söylenmiş, neler olmuş, şey olmuş.
Şimdi dolayısıyla kendi partisi tarafından bunlarla suçlanan, kendi yol arkadaşları tarafından bunlarla suçlanan kişi iddiayı kendi atıyor. Sonra bu iddianın üzerine hüküm inşa ediyor. Bu hükmün üzerine de bir şey, siyasi tasarrufa gitmeye başlıyor. Çok enteresan mesela bakın; son grup konuşmasında CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu bunları kastederek, bunların bu iddialar... bunların partiden ayrılmasını kastederek "Cumhuriyet Halk Partisi arınmıştır" dedi.
MEŞRU İŞLEM YAPANLA VURGUNCULUK YAPANIN NE OLDUĞU ORADA GÖRÜLÜR
Yani oranın kendi içerisindeki tartışmada çok net bir şey ortaya çıkıyor. Ha şimdi bir de şu var arkadaşlar; her şey ortada. Bakılır orada kaç bin kişi var. Kimin hesabı var, baksınlar. Hesapları incelesinler. Meşru bir şekilde işlem yapanla vurgunculuk yapanın ne olduğu orada görülür zaten. Ondan sonra bunun üzerine istedikleri kadar konuşsunlar. Ellerinde birilerinin makamı, unvanı ve kimliği ne olursa olsun varsa bir belge, hemen bunu yargıya intikal ettirsinler. Yargıya intikal ettirsinler ve adliyeye başvurularda gereği yapılmazsa ondan sonra da konuşsunlar. Bunda bir şey yok.
Ama şimdi bunlar siyasi spekülasyon konusu değil. Burada herkes siyasetçi. Bir sürü arkadaşımız muhalefetten de var, iktidardan da var. Her gün herkes onlarca resim çektiriyor yolda yürüdüğü zaman. Birçok insanla temas ediyor. Bir sürü şey oluyor. Dolayısıyla burada net bir ilke koyulması lazım. Biz bu ilkeyi koyduk. Dedik ki:
KİM OLURSA OLSUN LİNÇ KAMPANYALARIYLA MAHKÛM EDİLMESİNE MÜSAADE ETMEYİZ
Herhangi bir arkadaşımızın, herhangi birimizin arkadaşı olsun, arkadaşı olmasın; akrabası olsun, akrabası olmasın. Sevdiği bir kişi olsun, olmasın. Tanıdığı olsun, olmasın. Mesai arkadaşı olsun, olmasın. Her kim olursa olsun bu kişilerin siyasi linç kampanyalarıyla mahkûm edilmesine de müsaade etmeyiz; bu kişilerin hakkında bir iddia varsa bu iddiaların siyasi himaye ile örtbas edilmesine de müsaade etmeyiz.
Kim olursa olsun. Yani birisinin arkadaşıdır, değildir; ötekinin tanıdığıdır, değildir; sevdiğidir, değildir; akrabasıdır, değildir. Bizim ilkemiz budur. Ha ama burada mevzu şudur; gerçek bilgiye dayanacak. Yani biz siyasi linç kampanyalarının neticesi olarak insanların hedef gösterilmesine, sosyal medya mahkemelerinde mahkûm ettirilmesine de müsaade etmeyiz. Herhangi bir şekilde birilerinin siyasi himaye yoluyla birileri hakkındaki iddia ve incelemeler örtbas ediliyorsa ona da müsaade... Hem siyasi lince karşıyız hem siyasi himayeye karşıyız. Bu kadar net prensipleri burada net bir şekilde koyu... Yolu açıktır. Ya bu zaten birçok kimsenin gözü önünde gerçekleşen bir şey. Adımlar atılacak. Adalet Bakanlığına atılacak, Maliye Bakanlığına atılacak. Bunda hiçbir şey yok. Adliye... Elinde bilgi, belge olan Adalet Bakanlığına da göndersin, Maliye Bakanlığına da göndersin.
Dolayısıyla böyle her gün bir bir şey söylüyorlar. Data varsa, bilgi varsa, belge varsa hemen incelensin. Hep beraber gidelim üstüne, hep beraber konuşalım. Ama böyle bu meseleleri siyasi linç kampanyalarıyla, siyasi himaye tartışmaları arasında gitmez bu. Burada ilkelerin işletilmesi lazım. Ya onunla ilgili olarak bir şey varsa da her şey açık bir şekilde koyulur. Yani şimdi sosyal medya mahkemesi değil ki suçlu ilan ediyorsun. Siyasi linç bir yargılama usulü değil ki. Ya bunun dışında da olayı kaçırmak için, örtbas etmek için bir siyasi himaye söz konusuysa siyasi linçe ne kadar karşıysak onun 10 katı da siyasi himayeyle mücadele ederiz.
Buradaki park... Biraz evvel Sayın Cumhurbaşkanımız da konuşmalarını yaptılar. Burada bütün bunları net bir şekilde kullandık. Ha bu çerçevede muhalefetten birileri gerçekler açığa çıksın diye elinde bilgi, belge varsa bunu getirecek ortaya koyacak. Konu bu vurgunculukla ilgili, bu tamahkarlıkla ilgili, bu sahtekarlıkla ilgili... Ya onun ötesinde buradan bir siyasi operasyon çıkarmaya çalışıyorlarsa bu bize işlemez. Bizim partimize işlemez. Cumhurbaşkanımıza dönük böyle bir siyasi operasyona, bakanlarımıza dönük böyle bir siyasi operasyona izin... Bizim ilkelerimiz üzerinden bize temeli olmayan hesap sormaya kalkıyorlar. Biz ne ona ne siyaset siyasi operasyona ne kaos siyasetine hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğimizi şimdiye kadar söyledik. Bizim bunlara söylediğimiz şey şudur:
Bakın orada herkes kendi adına hesabı olan, meşru bir işlem yapıyorsa ona diyecek bir şey yok. Bunları da birbirine karıştırmamak lazım. Meşru işlem yapan vatandaşla orada dolandırıcılık yapanı da birbirine karıştırmamak lazım. Bakarsın, görürsün orada. Varsa böyle bir şey, bununla ilgili olarak da şeyini yaparsın. Yani burada bir dolandırıcılık yapılmış mı? Burada bir sahtekarlık yapılmış mı? Yok. Eline bir belge veriyorlar, okuyor. Kaç kere aynı şeyle karşı karşıya kaldık.
Şimdi bu şahsın yıllar evvel bir şeyi var biliyorsunuz. Bekçilerle ilgili bir düzenleme yapılacağı zaman dedi ki 'herkes' ben dedi 'Orhan Kemal'in romanını okudum, bütün bekçiler Bekçi Murtaza gibi olsun' dedi. O romandaki Bekçi Murtaza da biliyorsunuz olumsuz bir karakter. Okumadığı kişiyi... kitabı okumamış yalan. Okumuş anlamamışsa o daha vahim ki genelde böyle oluyor. Yanlış bir kişiliği topluma örnek olarak gösteriyor. Ya okuduğunu anlamayan kişinin şeyiyle mi uğraşacağız? Eskiden birilerinin operasyon aleti vardı, ellerine verilen metni okurlardı. Samanyolu... yani siyasi konuşma mı yapıyorsun, Samanyolu TV'nin ana haber sunuculuğunu mu yapıyorsun?
KILIÇDAROĞLU'NUN 'ARINMA' CÜMLESİNE TEFEKKÜRDE BULUNSUNLAR
Şimdi burada ilkeleri ortaya koyalım. Bakın bilgilendirme yapılıyor. Bütün bu hususların üzerine gidiliyor net bir şekilde. O sebeple biz bundan hiçbir çekincemiz yok, ne varsa açığa çıksın. Biz kamera bantlama partisi değiliz. Bizim siyasi meşrebimizde kamera bantlama yok. Biz her şeyin şeffaf yürütülmesinden yanayız. Ama dediğim gibi siyasi linç de olmayacak, siyasi örtbas etme faaliyeti, siyasi himaye etme faaliyeti de olmayacağız. Yani kendileri otursunlar Sayın Kılıçdaroğlu'nun 'Bunlar gitti, arındık' cümlesi üzerinde bir şeyde bulunsunlar, tefekkürde bulunsunlar.
Bir diğer konu, bakın siyasetin seviyesini ne olursa olsun korumamız lazım. Bu kürsüden aslında öyle şeyler söyleriz ki günlerce manşet oluruz ama siyasete yazık olur. Genç insanlara siyaset açısından kötü örneklik yapılmış olur. Bu kendisi yüksek makamlardaki arkadaşlarımıza, bakanlarımıza, parti yöneticilerimize lakap takmayı çok seviyor. Fakat biz bunların hiçbirini dile getirmeyiz. Biz sadece ona şunu söylüyoruz, hatta size sorsunlar; Meclis kulisinde kendi arkadaşlarının kendilerine taktığı lakaplarla uğraşsınlar. Ya bu bir zeka göstergesi değil ki ya. Siyasi zekayla ve siyasi argümanla yaparsın siyaseti. Öbür türlüsünü herkesin rahatlıkla yapabileceği bir şey.
Burada şimdi bir sürü şey söylüyor Cumhurbaşkanımızla ilgili, bakanlarımızla ilgili, bizlerle ilgili vesaire. Doğrusu ben bu borsa işinden anlamam, hiç hesabım da olmadı. Ticaretten de anlamam zaten. Ama meşru vatandaşla, meşru işlem yapan vatandaşla tamahkar ve sahtekarın birbirinden ayrılması gerektiği konusunda ilkenin titizlikle korunması gerektiğini ifade ediyoruz burada. Ama bir de siyasi hayatta borsayla ilgili başka kavramlar var. Hani ben hiç hesabım olmadı, hiç anlamam bu işlerden ama diyorlar ki bir siyaset borsası var. Ve bu siyaset borsasının bir milletvekili borsası var. Bir belediye başkanları borsası var. Daha doğrusu birilerini genel başkanı yapan bir kurultay borsası var diyorlar.
HESAP VERMESİ GEREKEN KİŞİ BAŞKASINA HESAP SORMAYA KALKIYOR
Şimdi bununla ilgili iddiaları kim söylemiş? Dediğim gibi yazın bu konuşmaları yapan kişinin isminin karşısına Özcan Yalım diye, Muhittin Böcek diye ya da başka CHP'li CHP'de görev yapmış belediye başkanlarını, bu borsa düzeninin nasıl çalıştığını orada açık kaynaklardan görüyorsunuz. Bununla ilgili konuşması, bununla ilgili hesap vermesi gereken kişi başkasına hesap sormaya kalkıyor. Ya Cumhurbaşkanımızı hedef alacağına siyaset borsasının hesabını versin. Bakanlarımızı hedef alacağına milletvekili ve belediye başkanı borsasının hesabını versin. Partimizi hedef alacağına biz zaten gereğini yapıyoruz, kurultay borsasının hesabını versin.
Dolayısıyla biz dediğim gibi, yani bu seviye düşmesin diye büyük bir hassasiyetle bu meseleyi bunların üslubuyla konuşsak söylenecek çok şey var. Bir 6 ay, 7 ayda sadece bir konuşmada 6-7 aylık manşet de çıkartırız. O ayrı mesele. Ama bu devletin emanetidir, milletin emanetidir. Devletin, milletin emaneti olan konuda dünyanın her yerinde böyle bir yolsuzluk yapıldığı zaman, böyle bir arsızlık yapıldığı zaman bakın müdahale edilme biçimlerine, müdahale edilme süreçlerine ya da bir siyasi partinin aldığı tedbirlere bakın, yıllara yayılanlar yerine biz bunu günler içerisinde bu tedbirleri almışız, üzerine gitmeye başlamışız.
İnşallah vatandaşlarımız müsterih olsun. Ne siyasi linç kampanyasına teslim oluruz ne de herhangi bir gerçeğin üzerinin örtülmesi için bir siyasi himayeye müsaade ederiz. Her şey açığa çıkacak. Burada dolandırıcılık, vurgunculuk yapanlar bu yaptıklarının bedelini ödeyecek ve bunların bu yaptıkları vurgunlarla haksızlığa uğrayanların hakkı teslim edilecek. Devletin cebinden de bir şey çıkmayacak, vatandaşımızın da cebinden bir şey çıkmayacak. Bu irade Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesidir, Devlet Başkanı olarak iradesidir ve bütün kurumlara bu talimatlar net bir şekilde verilmiştir. Bir daha olmaması için de bütün tedbirleri alacağız.
ALİYEV'İN AÇIKLAMALARI
"İki devlet, tek millet" diyoruz. Azerbaycan'la gerçekten bu motoya bağlıyız. Ama sonuçta herkesin kendi iç siyasi gündemi farklı olabilir. Farklı siyasi, iç politikayla, dış politikayla ilgili değerlendirmelerinde farklılıklar olabilir. Biz bunlarda bir anlaşmazlık yaşadığımızda da bunu iki kardeş ülke olarak konuşarak, bütün bunları açık yüreklilikle paylaşarak yolumuza devam ediyoruz.
Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımızla Cenap Prezident Sayın Aliyev arasında gerçek bir kardeşlik ilişkisi var. Türkiye ile Azerbaycan arasına girmeye çalışan bazı ülkeler var. Bu ülkelere kesinlikle müsaade etmeyeceğiz, birinci husus bu.
İkincisi; Türkiye'nin içerisinde bazı grupların, bazı sosyal medya yapılanmalarının, bazı odakların Azerbaycan'ı hedef aldığını görüyoruz. Doğru olmayan bir şekilde hedef aldığını görüyoruz. Bunun herhangi bir şekilde partimizle, hükümetimizle bir ilişkisinin olması söz konusu bile olamaz. Bunlar, bunu kendi inisiyatifleriyle yapıyorlar. Buradan bunlara, Türkiye ile Azerbaycan arasında bir ihtilaf varmış gibisinden bir hava oluşturulmasına, kardeşliğimize halel getirecek bir gölge oluşturuluyor olmasına da hiçbir şekilde müsaade etmeyiz. Bundan da büyük bir memnuniyetsizlik duyuyoruz.
Hem Sayın Aliyev'le hem Azerbaycan'daki bütün devlet kademesindeki, parti kademesindeki muhataplarımızla Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Aliyev'le bu görüşmelerini en kuvvetli bir biçimde yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla araya giren ülkeleri bir kenara iterek, siyasi tartışmaların ve siyasi konuşmaların herhangi bir siyasi çelişki ve gerilime dönüşmesine asla müsaade etmeyerek ve bazı eylem ve işlemleri sanki partimiz adına yapıyorlarmış gibi yapanların bizimle ilgisi olmadığını net bir şekilde ifade ederek bunu bir kere daha söylüyorum ki biz iki devlet, tek milletiz. Kardeşliğimiz ebedi bir kardeşliktir. O sebeple bundan sonrasında da aynı kardeşlikle, aynı dayanışmayla yolumuza devam edeceğiz inşallah.




