Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmeleri Genel Kurul'da devam ediyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Kurul'daki tarihî oturumda konuştu.
Özel, Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, iktidara güvenerek değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin sorumluluk anlayışıyla hareket ettiklerini belirterek “Ben ve yönetici arkadaşlarım, tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Özel, milletvekillerinin oy kullanma sürecine ilişkin de dikkat çeken mesajlar verdi. “Hiçbir yeni parti milletvekili, üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak” diyen Özel, milletvekillerinin seçildikleri illerde vatandaşların hassasiyet, beklenti, endişe ve umutlarını dikkate alarak karar vereceğini söyledi. Özel, “Bu ifadeyle Cumhuriyet Halk Partisi grubunu kararında serbest bırakıyor değil. Aksine, kendi bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak, onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyor” dedi.
“HERKESİN KENDİ KİMLİĞİYLE EŞİT YURTTAŞ HİSSEDEBİLMESİ MESELESİ”
Özel, “Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildi, yalnızca bir güvenlik meselesi değildi. Yalnızca örgütün silah bırakması meselesi değildi. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir” ifadelerini kullandı.
Kürt meselesinin, herkesin kendi kimliği, dili, kültürü ve inancıyla kendisini ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesiyle ilgili olduğunu belirten Özel, aynı zamanda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan vatandaşların güven içinde hayatlarını sürdürebilmesinin de bu meselenin parçası olduğunu söyledi.
Özel, “Edirne’deki, İzmir’deki, Trabzon’daki, Manisa’daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması, evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele 86 milyon yurttaşımızın meselesidir” dedi.

“DEMOKRASİMİZİN VE ORTAK GELECEĞİMİZİN MESELESİ”
Özel, söz konusu meselenin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı olmadığını belirterek, demokrasi, kalkınma, bölgesel güç ve toplumsal huzur açısından da önem taşıdığını ifade etti.
“Bu mesele demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün, toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir” diyen Özel, partisinin Cumhuriyetin kuruluşundan ve çok partili demokrasiye geçiş sürecinden gelen siyasi mirasa sahip çıktığını söyledi.
“ÜNİTER DEVLET YAPISI KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
Türkiye’nin üniter devlet yapısının ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün kırmızı çizgileri olduğunu vurgulayan Özel, Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu değerlerin karşısında değil, güvencesi olarak gördüklerini belirtti. Özel, “Cumhuriyetimizi, üniter devlet yapımızı, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü kırmızı çizgimiz olarak görüyoruz. Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu çizgilerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMSAL BARIŞ ÜNİTER DEVLETİN GÜVENCESİDİR”
Toplumsal barışın sağlanmasının üniter devlet yapısının alternatifi olmadığını savunan Özel, aksine toplumsal barışın devlet yapısının en güçlü dayanaklarından biri olduğunu söyledi.
Özel, yurttaşların devlete, adalete ve Cumhuriyet’e bağlılığının korkuyla değil; eşitlik, özgürlük ve aidiyet duygusuyla güçleneceğini belirterek, “Korku sineye de sindirilebilir, ancak güven üzerinde ayakta sağlam durulur” mesajını verdi.
“BASKIYLA YÖNETEN İKTİDARLAR DEVLETLERİNİ GÜÇLENDİRMEZ”
Özel, yurttaşların baskıyla yönetilmesinin devletin gücünü artırmayacağını ifade ederek, kutuplaşmanın aidiyet duygusunu zayıflatacağını ve bölünme riskini büyüteceğini söyledi.
Cumhuriyetin kuruluşunun ve çok partili demokrasiye geçişin üniter yapıyı zayıflatmadığını belirten Özel, aksine demokratikleşmenin devlet yapısını güçlendirdiğini savundu.
“SEÇİM TAKVİMİNE BAKMADAN AYNI YERDE DURDUK”
Kürt meselesinin demokratik çözümünün Cumhuriyetin, devletin ve ülkenin bütünlüğünü güçlendireceğini ifade eden Özel, partisinin bu konudaki tutumunun seçim dönemlerine göre değişmediğini söyledi.
Özel, “Buna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Ankara’da korku denince çizgimiz ve tavrımız değişmedi. İktidar gücünü kaybettiğinde, yeniden geldiğinde, bütün Kürtlerin tamamını bir anlamda ötekileştiren siyasete prim vermeden hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk” ifadelerini kullandı.
“MÜZAKERELERİ KAPALI KAPILAR ARDINDA YÜRÜTTÜLER”
Siyasi iktidarın süreci yönetme biçimini eleştiren Özel, müzakerelerin kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü ve toplumsal mutabakat imkanının heba edildiğini savundu. Özel, “Siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir” dedi.
Muhalefetin süreç dışında bırakılmaya çalışıldığını öne süren Özel, komisyonda ortak irade oluşmasına rağmen özel görüşmeler ve özel siyasi hesaplarla ilerleyen bir süreç yürütüldüğünü söyledi.

“METİN MECLİSTEN GİZLENDİ”
Özel, teklifin içeriğinin Meclis'teki milletvekillerinden dahi gizlendiğini iddia ederek, “Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp Meclis’ten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir” ifadelerini kullandı.
Komisyon çalışmalarında itiraz eden ve eleştirilerini dile getiren milletvekillerine yönelik tutumun da doğru olmadığını savunan Özel, sürecin devlet ciddiyeti içerisinde yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Özel, “Barışın hukuku milletin gözünden kaçırılarak yazılamaz, yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir” diye konuştu.
“BU TEKLİFE HAYIR DEME HAKKI EN ÇOK OLAN SİYASİ BİZİZ”
Konuşmasının devamında YENİ Parti’nin söz konusu düzenlemeye karşı çıkma hakkının en güçlü siyasi partilerden biri olduğunu savunan Özel, partisinin son dönemde yaşadığı siyasi ve hukuki gelişmeleri gündeme getirdi. Özel, “Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete, sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur” dedi.
Partisinin süreç boyunca ağır siyasi saldırılara maruz kaldığını ileri süren Özel, “Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz” ifadelerini kullandı.
“DÜŞMAN HUKUKUNA MUHATAP OLAN BİZİZ”
Özel, partisinin ve siyasi kadrolarının karşı karşıya kaldığını söylediği hukuki süreçlere de değindi. “Öyle saldırılara maruz kaldık ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız” diyen Özel, bazı soruşturmalarda sahte deliller, kanıtlanmamış iddialar ve gizli tanık ifadelerinin kullanıldığını öne sürdü.
Özel, “Tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti rafa kaldıranların, ailelere, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan biziz” şeklinde konuştu.

“BİZE YAPILANLARI UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN”
YENİ Parti’nin düzenlemeye “hayır” demesi yönünde çok sayıda çağrı aldığını belirten Özel, buna rağmen partisinin Türkiye’nin geleceğini düşünerek hareket ettiğini söyledi.
Özel, “Günlerdir bu teklife hayır dememiz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum: Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz” dedi.
Partisinin kuruluş amacının Türkiye’nin sorunlarını çözmek olduğunu belirten Özel, YENİ Parti’nin yalnızca siyasi bir yapı oluşturmak amacıyla kurulmadığını ifade etti.
“Biz Türkiye’nin sorunlarını çözmek için YENİ Parti’yi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz YENİ Parti’yi bir partimiz olsun diye kurmadık. İktidar olsun, sorunları çözsün, sorunların, eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk” diye konuştu.
“KİMSE BİZE NE YAŞADIĞIMIZI ANLATMASIN”
Özel, partisinin yaşadığı süreç nedeniyle düzenlemeye ilişkin kararlarının eleştirilmesine de tepki gösterdi.
“Bize defalarca ‘Bu şartlarda o masada neden oturuyorsunuz?’ dediler. Bu çağrıları yapanların öfkesini de kaygısını da anlıyoruz. Ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın” ifadelerini kullanan Özel, partisinin yaşadıklarını en iyi kendilerinin bildiğini söyledi.
Özel, “Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyor, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz kurusun. Evet, bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz” dedi.
Özel'in konuşması şöyle:
"Sayın Başkan, sayın genel başkanlar, eş genel başkanlar, değerli milletvekillerimiz, bizleri ekranları başından izleyen sevgili vatandaşlarımız; sizleri yeni parti grubumuz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bugün Türkiye'nin en ağır, en yakıcı, en uzun sorunlarından birini konuşmak üzere bu çatının altındayız. Öncelikle bu kanun teklifini buraya getirenler açık açık yazmasalar, konuşmaya cesaret etmeseler de meselenin adını doğru telaffuz etmek durumundayız. Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız.
Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir, yalnızca bir güvenlik meselesi değildir, yalnızca bir örgütün silah bırakması, eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir. Aynı zamanda Edirne'deki, İzmir'deki, Trabzon'daki, Manisa'daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması, evladını teröre kurban vermemesi meselesidir.
On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele, 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir.
Biz, Cumhuriyeti kuran, milli egemenliğini tesis eden ve Türkiye'yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz. Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir. Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını, üniter devletin alternatifi olarak değil, tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz.
Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve Cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet, özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler; toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler.
Cumhuriyeti kurmaya ve çok partili demokrasiye geçirmeye dönük reformlarımız yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de Cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir.
Anketlere göre konuşmadık, yaklaşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde çözüm diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk. Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz.
Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil, milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan büyük bir toplumsal mutabakatla çözülmelidir.
Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi Meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik. Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partiler ile birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık.
Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Başında durumumuzu şöyle özetlemiştik: Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz.
Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte, başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil, tarihseldir. Konjonktürel değil, ilkeseldir. Biz, işine gelince çözüm, işine gelmeyince terörist diyen; bir süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran; Dolmabahçe'de görüştükleri rahmetli Sırrı Süreyya Önder'i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefette bırakmak için elinden geleni, hatta akla gelmeyenleri yapmıştır.
Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen, takvimler ortak iradeye rağmen, özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kotarılıp Meclisten gizlenmiş, Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.
Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar iş vardırılmış. Yani bir süreç yönetmek yerine, bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik, bilinmeyen bir ruh hali bütün Meclisin, bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır.
Barışın hukuku milletin gözünden kaçırılarak yazılabilir mi? Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet, sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.
Değerli milletvekillerimiz, açıkça ifade etmek istiyorum: Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete, sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanıp yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle kumpaslar kurulan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, düşman hukukunun muhatabı olduğumuz; sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti rafa kaldıranların, ailelere, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan bizleriz.
Günlerdir, günlerdir bu teklife hayır dememiz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum: Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Bu ülkeye bağlılığımızla, bu millete olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz. Kolaya kaçmayan, devlet ciddiyeti ile karar veren, bu ülkenin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
Biz Türkiye'nin sorunlarını çözmek için Yeni Partiyi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz Yeni Partiyi bir partimiz olsun diye kurmadık; dert olsun, sorunların ve eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk.
Bize defalarca, "Bu şartlarda o öfkesini de kaygısını da anlıyorum ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın. Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyoruz, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz kurusun." denildi.
Evet, bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz. Komisyonda masadan kalkmadık. Çünkü o masa, milletin, Türkiye'nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye'de yaşayan, etnik kökeni ne olursa olsun, bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunludur. Aylar süren komisyon raporu, katılan tüm partilerin mutabakatıyla hazırlandı. Raporun genişlediği maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına, kayyıma kadar pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanun teklifinde hiçbiri yok.
Şimdi birileri, "Bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayı getirecek. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur." diyorlar. Bu sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre, örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre. O süreyi de bekleyelim, demokrasiyi bundan sonra yaparız.
Elindeki bir terör örgütü meselesi, bunun teslim etmesiyle Mardin'deki gencecik bir seçmenin verdiği oyu alan belediye başkanının belediyeyi yönetmesini nasıl ilişkilendirir terörle? Kürtleri bir görüp zaman zaman deyince itiraz edenlere söylüyorum: Seçilmiş bir milletvekilinin burada göreve gelip başlamasıyla Anayasa Mahkemesi kararına gösterilen direncin ortadan kaldırılmasıyla veya bakanların gidip de bakan kimlikleriyle önce kayyum atanmış bir belediyeyi, ardından sonra Meclis toplantılarında Esenyurt Belediyesinin kayyumu sorulduğunda, "O farklı, farklı orada başka şeyler var." Neler olabilir? Bu nasıl bir hukuk anlayışı?
Esenyurt'taki kaldırırsın, başka bir şey varsa ona göre ne olacaksa olur, belediye meclisi eliyle olur. Ama iki kaygımın bile partisine göre farklı tarifler yapan, orayı siyasetten elde tutmak için bu kadar büyük ve önemli gördüğümüz bir meseleyi buna alet edenlerin bu sürece nasıl bir katkı yapmasını bekliyorsunuz?
Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu demiştim. Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece, sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli; kapsamı tartışmalı, uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş.
Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok. Bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtüyle kalmış bir muğlaklık var.
Tarifinde maharet gösteren bir takım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri, akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan, meseleyi yüzeysel ele alan, özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini, yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istismara açık yetkiler düzenleyen bir metin var. Yargıda verdiği, Anayasa Mahkemesinden dönmüş siyasi operasyonları olmuş, siyasete gelmiş, hakim savcı kürsülerine gitmiş birisinin de içinde bulundurulacağı bir komisyona, siyasete kimin ne zaman dahil olacağı konusunda bezirgan başılık gibi bir görevin tarifi var. Yani bu süreçten sonra siyasete dahil olma meselesini bile bugünkü yürütmenin elinde koz olarak tutan veya bu meseleyi hâlâ birtakım müzakerelerin parçası yapan bir anlayış var.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Biz Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sicilini unutmuş değiliz. 40 yılı aşkın bu meselenin 25 yılı AK Parti dönemindedir. Binlerce şehit AK Parti döneminde toprağa düşmüştür. AK Parti'nin bugünkü gününden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Mecliste büyük çoğunluklara sahipti, toplumdan geniş destek alıyordu, devletin bütün imkanları elindeydi. Ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik bedeli ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı.
Bir dönem açılım dedi, Dolmabahçe'de masa kurdu; sonra seçim hesabı değişince o masayı devirdi. Dün birlikte oturduğu siyasetçileri ertesi gün cezaevine gönderdi, arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara itti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi'ni yönetenler hiçbir zaman bu meselenin gerçekten çözümünü ve Türkiye'nin huzurunu parti çıkarlarının önüne getirmedi.
Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıyla bertaraf etmeyi göze alan, tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu göstermeye değil, barıştan nemalanmak isteyen tarafta durmaya çalışmaktadır. Bize yapılan saldırılar da bu hesaptan bağımsız değildir. Erdoğan, barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi yapan taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.
Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz, geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güvenmiyoruz, gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz. Biz rüzgara göre şekil değiştirenler değiliz. Biz, doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız.
Değerli milletvekilleri;
Bizi uyaran yurttaşlarımızın sesini duyuyor, "Bütün bunları yapan bir iktidarın getirdiği yasaya nasıl destek vereceksiniz?" dediklerini duyuyorum. Haksızlar mı? Bu soruyu son derece meşru buluyorum. Bu itirazı ciddiye alıyorum.
Bu süreç Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünü açacak bir anayasa pazarlığına dönüşür mü? Şüphelerini anlıyorum. Var olan tehlikeleri görüyorum. Ancak eleştirilerin barışa karşı olmadığını, ama her şeyin bu iktidara güvensizlikten kaynaklandığını biliyorum.
Erdoğan iktidarı demokratikleştirmeyi başaramadı, başaramayacak. Erdoğan iktidarı kalkınmayı sağlayamadı, sağlamayacak. Hukukun üstünlüğünü, adaleti getirmedi, asla getirmeyecek. O yüzden bunları bu iktidara bırakamayız, bırakmayacağız.
İşte buradan tarih önünde ifade ediyorum: Bu yasaya hayır deme hakkına en çok sahip olan Yeni Parti, kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacaktır. Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için, hiçbir evladımızın gazi olmaması için, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız.
Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diye, bu ülkenin çocukları bu ülkenin geleceğini okullarda, fabrikalarda, tarlalarda, laboratuvarlarda kursun diye barışın önünü açacağız. Türkiye, bölgemizdeki ve dünyadaki tehditlere karşı bir ve bütün olsun, güçlü olsun diye barışın önünü açacağız.
Yıllardır teröre, silaha, gözyaşına harcadığımız gücümüzü üretime, eğitime, refaha ayırmak için barışın önünü açacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan yan yana, gönül gönüle ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız.
Biz ölüm değil hayat olsun diye, korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız. Erdoğan iktidarının başaramadığı demokratikleşmeyi, kalkınmayı, adaleti ve hukukun üstünlüğünü de biz başaracağız. Çünkü bu iktidarın bunu yapmaya niyeti yoktur. Bu iktidarın koltuğundan başka düşündüğü yoktur.
Bu ülkeye bu kadar kötülük yapan bir iktidarın barışın sahibi olmasını beklemiyorduk, olmayacağı açıktır. Barışın sahibi bu ülkenin adalete, huzura susamış tüm insanlarıdır. Demokratlar bu ülkeye barışı getirecek. Ama bu iktidarın milletin vicdanında asla parlamayacakları açıktır.
Barışın sahibi ne Erdoğan'dır ne bir siyasi partidir ne bir örgüttür. Barışın sahibi, sahip çıkarsa gerçekleşir; milletin ta kendisidir.
Biz insanca yaşayacağımız bir Türkiye'ye inanan, doğuda ve batıda bunun hayalini kuran siyasetin temsilcileriyiz. Ortak bir barışın mümkün olduğunu biliyoruz ve biz bu hayali gerçekleştirmeye talibiz.
Terör örgütünün silahlarını bırakılması ve infaz düzenlemeleri, çatışmayı sona erdirmenin konusudur, önemlidir ama yeterli değildir. Asıl hedefimiz demokratik çözümdür. Terörün kökünü ancak demokrasi kazanır.
Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz.
Değerli milletvekilleri;
Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aranıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl büyük mücadele şimdi başlayacak: Demokrasi mücadelesi, adalet mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesi, kalkınma ve refah mücadelesi.
Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silahı bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı'nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.
Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclise getireceğiz. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulanların hakkının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının, ifade özgürlüğünün ve eşit yurttaşlığın yapılmasını istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayacağız. Demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.
Çünkü biz yalnızca çatışmasızlığa değil, demokratik barışa talibiz. Yalnızca silahların susmasını değil, sözün özgürleşmesini istiyoruz. Biz ortak geleceğimizin adalet ve refahla kurulmasına talibiz. Son sözüm, vatanını ve milletini korumak için canını veren şehitlerimize, ailelerine, daha 20'li ve 30'lu yaşlarda toprağa düşen evlatlarımıza, onların annelerine, babalarına, eşlerine, çocuklarına:
Şehitlerimizin yasını siyasete alet edemez hiç kimse. Milletimize, "Evlatlarınız boşuna şehit oldu." duygusunu yaşatmayı kabul edemez. Onlar, bu vatan yaşasın, bu millet bir daha aynı acıları yaşamasın diye can verdiler.
Bugünkü tutumumuz, bugün "Evet" diyorsak, gencecik çocuklarımızın kanı bir daha toprağa düşmesin diyedir. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diyedir. Türkiye bir daha terörün karanlığına dönmesin diyedir.
Bu ailelerin, bu oylamadan önce kulağımda çınlayan sözü, şehit aileleri derneklerine 21 Kasım 2024 tarihinde, 3 büyük derneğe, devletin de protokolünde yer alan yaptığımız ziyarette şehit babasının, "Vatan sağ olsun. Ben yandım, başkası yanmasın ama kimse de bizi kandırmasın." sözünün üzerine nedir?
Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.
Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti'nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum."




