Sanat dünyasında yapay zekâyla üretilen görsellerin yaygınlaşması, genç sanatçıların eserlerini görünür kılmakta yaşadığı güçlükler ve sanatın toplumsal sorumluluğu tartışılmaya devam ediyor. Ressam Abdullah Memedoğlu ise bütün bu tartışmaların merkezine insanı yerleştiriyor. Sanatın yalnızca estetik bir üretim ya da ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Memedoğlu, eserlerinin çıkış noktasını toplumda hikâyesi anlatılmayan insanların oluşturduğunu belirtiyor.
TÜRKİNFORM'a özel açıklamalarda bulunan Ressam Abdullah Memedoğlu, resimlerinde ele aldığı insan hikâyelerinden yapay zekânın sanat üzerindeki etkilerine, Türkiye'deki genç sanatçıların karşılaştığı sorunlardan sanatın toplumsal işlevine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
RESİMLERİNİN MERKEZİNDE HİKÂYESİ ANLATILMAYAN İNSANLAR VAR
Eserlerinde çoğunlukla toplum tarafından görmezden gelinen, yaşamları ve hikâyeleri yeterince anlatılmayan insanlara odaklandığını belirten Memedoğlu, bu kişileri kendine özgü bir ifadeyle tanımlıyor.
Sanatçı, hayatın zorlukları karşısında farklı biçimlerde var olmaya çalışan insanları “hayat eğrisi” kavramıyla resmettiğini anlatırken, annesinin çocuk saflığını koruyan ve insanlara kolayca inanan kişiler için kullandığı “kan ayaklı” benzetmesinin de sanatına ilham verdiğini ifade etti.
Memedoğlu, resimlerindeki karakterlerin biçimlenmesinde çocukluğundan taşıdığı gözlemlerin ve insanlara bakışının önemli yer tuttuğunu söyledi.

“EN SON SÖZÜ GÖNÜL GÖZÜ SÖYLÜYOR”
Resim yaparken düşünce ile duyguyu birlikte değerlendirdiğini ancak eserin son halini çoğunlukla hislerinin belirlediğini anlatan Memedoğlu, sanat üretiminde sezgilerinin belirleyici olduğunu vurguladı.
Sanatçı, yaratım sürecini şu sözlerle anlattı:
“Resimlerime başlarken kuşkusuz iki şeyi de birleştiriyorum. En çok duygu yönü resmin finalini belirliyor, hissettiğim şeylere yaslanıyor. En son sözü gene gönül gözü söylüyor nihayetinde.”
Memedoğlu'na göre sanat eseri yalnızca planlanmış bir düşüncenin ürünü değil, sanatçının yaşamla kurduğu duygusal ilişkinin de bir yansıması.

“YAPAY ZEKÂNIN ÜRETTİĞİ GÖRSELLERİN İÇİNDE İNSAN YOK”
Yapay zekânın sanat üretiminde giderek daha fazla kullanılmasına ilişkin görüşlerini paylaşan Memedoğlu, teknolojinin görsel üretimini kolaylaştırabileceğini ancak insan hafızasının ve yaşanmışlığın yerini alamayacağını savundu.
Yapay zekâyla oluşturulan görsellerin kusursuz görünebildiğini ancak kendi bakış açısına göre insana özgü deneyimleri taşımadığını belirten sanatçı, “Günümüzde bu tür uğraşlar, görseller üretiliyor fakat bu, insan hafızasını, beşerî aklını yok sayan, kusursuz görünen, içinde insan olmayan, mekanik bir alan” ifadelerini kullandı.
Sanatın merkezinde insanın doğuştan taşıdığı kusurların, duyguların ve yaşam deneyimlerinin bulunduğunu söyleyen Memedoğlu, insanın kendi hikâyesini anlatmayı sürdürdüğü müddetçe teknolojik gelişmelerden endişe etmediğini dile getirdi.
Yapay zekânın zamanı ve üretim süreçlerini yönetmek açısından kullanılabileceğini belirten sanatçı, bunun tek başına sanat yapmak için yeterli olmadığını savundu.
Memedoğlu, insan hafızasına dayanmayan düşüncelerin kalıcı olamayacağına inandığını ve teknolojik gelişmelerin insana özgü yaratıcı gücü daha da değerli hale getirebileceğini ifade etti.

“AÇ BİR İNSAN NASIL HAYAL KURABİLİR?”
Türkiye'deki genç sanatçıların karşılaştığı sorunlara da değinen Memedoğlu, sanat eğitimi veren kurumların, galerilerin ve festivallerin sayısının artmasının tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Genç sanatçıların kendilerini geliştirebilecekleri, eserlerini görünür kılabilecekleri ve üretimlerini sürdürebilecekleri nitelikli bir sanat ortamına ihtiyaç duyduğunu belirten ressam, galericilik, küratörlük ve koleksiyonerliğin gelişmesinin önemini vurguladı.
Mevcut koşullarda genç sanatçıların yalnızca mesleki değil, ekonomik zorluklarla da mücadele ettiğine dikkat çeken Memedoğlu, şu soruyu yöneltti:
“En büyük zorluk herhalde bir insanın sosyal becerileri ile insanca yaşayamaması, midesinin boş olması. Aç bir insan nasıl hayal kurabilir?”
Sanatçının bu sözleri, sanatsal üretimin sürdürülebilmesi için ekonomik güvencenin ve insanca yaşam koşullarının önemine işaret ediyor.
“SANATI TOPLUMDAN AYRI DÜŞÜNEMEYİZ”
Sanatın toplumsal meselelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunan Memedoğlu, bu ilişkinin günümüze özgü olmadığını, Antik Yunan ve Roma dönemlerinden bugüne uzandığını belirtti.
Sanatçının yaşadığı toplumdan, kültürden ve tarihsel koşullardan etkilendiğini ifade eden ressam, sanatın yalnızca dekoratif bir nesne üretme faaliyetine indirgenmesine karşı çıktı.
Memedoğlu, “Sanatı toplumdan ayrı bir olgu gibi düşünemeyiz. Sanatçıyı da bütün bunlardan soyutlayarak düşünmek hiç olmaz” sözleriyle sanat anlayışının temelini açıkladı.
Sanat üretiminde yalnızca karamsarlığa değil, umuda da yer verdiğini belirten Memedoğlu, eserlerinde toplumsal hafızayı ve insanın yaşam mücadelesini görünür kılmayı amaçladığını söyledi.
“RESİMLERİMİ ALANLAR YALNIZCA BİR NESNE SATIN ALMIYOR”
Sanat eserlerinin yalnızca ekonomik değerleri üzerinden değerlendirilmesini eleştiren Memedoğlu, bir resmin aynı zamanda sanatçının dünyaya bakışını ve insanlık anlayışını taşıdığını ifade etti.
Bir gazeteci arkadaşının kendisine yönelttiği “İnsanlar senin resimlerini neden alsınlar? Neden senin hikâyelerini alıp evlerinin duvarlarına assınlar?” sorusunu hatırlatan sanatçı, bu sorunun kendi üretimini anlamlandırmasında önemli bir yere sahip olduğunu anlattı.
Memedoğlu, eserlerini satın alan kişilerin yalnızca bir nesneye değil, sanatçının insanlığa ve dünyaya bakışına da değer verdiğini belirtti.
Kadeş Antlaşması, 33 Kurşun ve Umut gibi çalışmalarında toplumsal hafızayı farklı yönleriyle ele aldığını anlatan ressam, edebiyatın, şiirin, felsefenin ve halkın tarihsel birikiminin resimlerine ilham verdiğini söyledi.
Tolstoy, Çehov ve özellikle ressam Diego Rivera'nın sanat anlayışından etkilendiğini belirten Memedoğlu, bu isimlerin dünyaya bakış biçimlerinden beslenerek kendi sanatsal dilini oluşturmaya çalıştığını ifade etti.
“İNSAN OLMAKTA ISRAR EDENLERDENİM”
Sanat anlayışının temelinde insana ve toplumsal yaşama duyduğu bağlılığın bulunduğunu söyleyen Memedoğlu, resimlerinde umudu, acıyı, sevgiyi, kayıpları ve insanın yaşama tutunma çabasını bir arada ele aldığını anlattı.
Sanatçı, “İnsan olmakta ısrar edenlerdenim” sözleriyle yaklaşımını özetlerken, sanatın insanın yaşamından ve toplumsal gerçekliğinden koparılamayacağını vurguladı.
Ressam Avni Memedoğlu'ndan öğrendiklerini, annesinin insanlara ilişkin benzetmelerini ve kendi yaşam deneyimlerini resimlerinde birleştiren sanatçı, bütün çabasının daha sade, gösterişsiz ve insana yaraşır bir yaşam anlayışına dayandığını belirtti.
Memedoğlu'nun sanat anlayışında resim, yalnızca duvara asılan bir eser değil; insanın hikâyesini, toplumsal hafızasını ve geleceğe duyduğu umudu taşıyan bir anlatım biçimi olarak öne çıkıyor.
RESSAM ABDULLAH MEMEDOĞLU KİMDİR?
1980 yılında Giresun'un Tirebolu ilçesinde doğan Abdullah Memedoğlu, 1998 yılında Haydarpaşa Lisesi'nden, 2004 yılında ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Radyo ve Televizyon Bölümü'nden mezun oldu.
Resim çalışmalarına 1996 yılında Ressam Avni Memedoğlu'nun Yenidal Sanat Atölyesi'nde başlayan Memedoğlu, burada sanatsal yaklaşımını ve resme olan ilgisini geliştirdi.
Eserlerinde insan hikâyelerini, toplumsal hafızayı ve yaşamın farklı yönlerini ele alan sanatçı, çalışmalarını Bursa'daki bireysel atölyesinde sürdürüyor.




