Mangan, skolyozun yalnızca dış görünümle sınırlı bir problem olmadığını belirterek, erken tanının hayati sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Skolyozun omurganın yana doğru eğilmesiyle ortaya çıkan yapısal bir deformite olduğunu ifade eden Mangan, bu durumun her yaş grubunda görülebildiğini vurguladı. Hafif vakalarda yalnızca duruş bozukluğu şeklinde kendini gösterebilen skolyozun, ilerleyen aşamalarda kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilecek ciddi tablolara hatta hayati risklere kadar uzanabildiğini söyledi.
OMURGA TAMAMEN DÜZ OLMAYABİLİR
Yaklaşık iki yüzyıl önce yapılan anatomik incelemelerde insan omurgasında hafif eğriliklerin yaygın olduğu ortaya konulurken, güncel araştırmalar bu durumu daha net şekilde ortaya koyuyor. Belçika’da gerçekleştirilen bir çalışmada, 265 çocuk incelendi ve yalnızca 2’sinin omurgasının tamamen simetrik olduğu tespit edildi. Bu bulgular, omurga eğriliklerinin sanıldığından çok daha yaygın olduğunu gösteriyor.
HANGİ EĞRİLİKLER SKOLYOZ OLARAK KABUL EDİLİYOR?
Skolyoz Araştırma Cemiyeti’ne göre omurgada 10 derece ve üzeri eğrilikler skolyoz tanımı kapsamına giriyor. Ortopedi pratiğinde ise 20 derece altındaki eğrilikler için standart bir cerrahi tedavi yaklaşımı bulunmuyor. Eğriliğin en fazla olduğu omur “apeks” olarak adlandırılırken, skolyoz bu omurun bulunduğu bölgeye göre isimlendiriliyor. Eğrilik sağa doğruysa sağ, sola doğruysa sol skolyoz olarak tanımlanıyor.
YAPISAL VE FONKSİYONEL SKOLYOZ NASIL AYIRT EDİLİR?
Muayene sırasında hastanın öne veya yana eğilmesiyle yapısal skolyozda belirgin bir düzelme görülmezken, fonksiyonel skolyozda eğrilik büyük ölçüde azalabiliyor. Fonksiyonel skolyoz; kısa bacak, pelvik asimetri gibi omurga dışı faktörlerden kaynaklanabiliyor. Ancak bu tür sorunlar erken yaşta düzeltilmezse zamanla yapısal skolyoza dönüşebiliyor.
EN SIK GÖRÜLEN YAPISAL SKOLYOZ TİPLERİ
Yapısal skolyozda en yaygın görülen tip, T8 apeksli sağ torakal skolyoz olarak biliniyor ve genellikle T5-T11 omurları arasında yer alıyor. Aynı bölgede görülen sol torakal skolyoz vakalarında ise nörolojik kökenli hastalıkların mutlaka araştırılması gerekiyor. Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, 1600 skolyoz hastasının yalnızca 27’sinde sol torakal skolyoz tespit edildi; bu hastaların 9’unda ise nörolojik rahatsızlıklar saptandı.
TORAKOLOMBER VE LOMBER SKOLYOZUN AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ
Torakolomber skolyoz genellikle T11 apeksli olup T8-L3 omurları arasında görülüyor. Bu tipte baş ve gövde, pelvisin orta hattından yana doğru kayabiliyor. Kardiyopulmoner sorunlar daha az görülse de erişkinlikte eğrilik artışı hız kazanabiliyor.
Lomber skolyoz ise çoğunlukla L3 apeksli olup T12-L4 seviyelerinde gelişiyor. Pelvik eğrilik ve kısa bacak bu tabloya eşlik edebiliyor. Zamanla eklem ve disk problemleri kaçınılmaz hale gelebiliyor.
ÇİFT YAPISAL SKOLYOZDA AĞRI RİSKİ ARTIYOR
En sık karşılaşılan çift yapısal skolyoz tipi, sağ torakal ve sol lomber eğriliklerin birlikte görülmesiyle oluşuyor. Öne eğilmekle düzelmeyen bu tabloda dış görünümdeki deformasyon daha sınırlı olsa da, açı ilerledikçe özellikle bel ağrıları belirgin şekilde artıyor.
BEBEKLİK DÖNEMİNDE İDİYOPATİK SKOLYOZ
İdiyopatik skolyozun bebeklik döneminde görülen formu genellikle 0-3 yaş arası erkek bebeklerde, sağ torakal eğrilik şeklinde ortaya çıkıyor. Düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum, kas gelişiminde gecikme ve bazı nörogelişimsel faktörler riski artırıyor. Vakaların yaklaşık yüzde 75’inde eğrilik kendiliğinden düzelirken, ilerleyici olgularda ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor.
ERKEN TANI GELECEĞİ BELİRLİYOR
Uzmanlara göre sağ ve sol kaburga-omurga açısı (RVA) ölçümleri, skolyozun ilerleyip ilerlemeyeceğine dair önemli veriler sunuyor. Özellikle 20 derecenin üzerindeki RVA farkları, ilerleyici skolyoz açısından ciddi bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle erken tanı ve düzenli takip, skolyozun seyrini belirleyen en kritik faktörler arasında yer alıyor.
Röportajı bitirirken Gökhan Mangan, Türkinform’a bu tür haberlere yer vererek toplumun bilgilendirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür etti.