Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Almanya'nın Dortmund kentinde düzenlenen 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali'ne yazılı mesaj gönderdi. Teröristbaşı Öcalan, yeni dönemin temel yaklaşımını “demokratik entegrasyon” olarak tanımlarken, doğal kaynakların kullanımında yerel halkın karar sahibi olması gerektiğini söyledi.
PETROL, MADEN VE SU İÇİN “YEREL HALK KARAR VERMELİ” İFADELERİNİ KULLANDI
Teröristbaşı Öcalan, mesajında özellikle doğal ve ekonomik kaynakların kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından kullanılmasına karşı demokratik hakların kullanılması gerektiğini belirten Öcalan, petrol, maden ve su kaynaklarının nasıl değerlendirileceği konusunda bölgede yaşayanların söz sahibi olması gerektiğini söyledi. Öcalan, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıkladı:
“Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.”
Öcalan, bu değerlendirmesinin ardından Şanlıurfa'yı örnek gösterdi. Urfa'da önemli bir neolitik kültür mirası bulunduğunu belirten Öcalan, bölgede buna rağmen yoksulluk ve işsizliğin sürdüğünü ifade ederek, “Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor” dedi.
“DEMOKRATİK ENTEGRASYON” MESAJI
Teröristbaşı Öcalan, mesajında “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Sürecin yalnızca yeni bir siyasi tutum olmadığını belirten Öcalan, bunun eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan irade olduğunu söyledi. “Eski olanın yerine ne koyacağız?” sorusuna ise “demokratik entegrasyon” yanıtını veren teröristbaşı Öcalan, “Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
“KİMLİKLER, DİLLER VE KÜLTÜRLER BASKIYLA ORTADAN KALDIRILAMAZ”
Öcalan, toplumların ve kimliklerin baskıyla ortadan kaldırılamayacağını savunarak farklılıkların karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirterek, “Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmekti” dedi.
Teröristbaşı Öcalan, sürgüne gönderilmiş veya yasadışı ilan edilmiş kişilerin topraklarına dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceklerinin kurulmasına katılabilmesini de “temel görevlerden biri” olarak nitelendirdi. Öcalan, bunun özgürlükten vazgeçmek olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şöyle dedi:
“Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.”
“YERELİN İRADESİ GERÇEK BİR SÖZ SAHİBİ OLMALI”
Öcalan, demokratik yaşamın yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlandırılmaması gerektiğini ifade etti. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları ve kooperatiflerin de demokratik yaşamın parçaları olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yaptı:
“Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır.”
Mesajında kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkına da değinen Öcalan, kadınların özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik toplumdan söz edilemeyeceğini belirterek, “Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez” dedi.
ÖNÜMÜZDE DAHA ZORLU BİR MÜCADELE VAR”
Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki demokratik güçlere yönelik mesajında yeni dönemin mücadele biçimine ilişkin de konuşan teröristbaşı Öcalan, “Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var” dedi. Öcalan, bu mücadelenin artık esas olarak silahlar üzerinden değil, siyaset, örgütlenme, kültür, ekonomi ve toplumsal dayanışma üzerinden yürütülmesi gerektiğini savunarak şöyle devam etti:
“Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.”
Öcalan, Avrupa'nın sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğini belirtti. Avrupa'nın savaşlar ve ulus-devlet merkezli çatışmalar konusunda tarihsel deneyime sahip olduğunu ifade eden Öcalan, farklı kimlik ve halkların demokratik hukuk içinde birlikte yaşayabileceğini söyleyerek, “Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir” dedi.
“ELEŞTİRİLER YAN YANA GELMEMİZİN ÖNÜNDE BARİYER OLMAMALI”
Teröristbaşı Öcalan, kendisine ve sürece yönelik eleştirilere de mesajında yer verdi. Sürecin niteliği ve teorik boyutları konusunda eleştiri ve itirazların olabileceğini belirten Öcalan, bunların birlikte hareket edilmesine engel oluşturmaması gerektiğini ifade ederek, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönemin eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” dedi. Öcalan, sürecin ilerlemesi için öncelikle güven oluşturulması gerektiğini savundu. Siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerektiğini ifade etti. Mesajını yeni döneme ilişkin değerlendirmeyle tamamlayan teröristbaşı Öcalan, “Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır” ifadelerini kullandı.





