Hukuk, bilişim ve insan hakları alanındaki çalışmaları olan Dr. Tanrıverdi, yapay zekâ yoluyla üretilen sahte ses ve görüntülerin dijital güvenin yanında kişilik haklarını da gündeme taşıdığını belirtti. “Teknoloji gerçeğe benzeyen içerikler üretebilir; fakat hukukun görevi insanın kimliğini, itibarını ve haklarını korumaktır” dedi.

“HER SES KAYDI VE VİDEO GERÇEĞİ GÖSTERMEZ”
Deepfake yöntemleriyle bir kişinin yüzünün başka görüntülere yerleştirilebildiğini ve sesinin taklit edilebildiğini anlatan Tanrıverdi, “Bir insanın hiç söylemediği sözler, söylemiş gibi sunulabilir. Vatandaşın bir videoyu görmesi veya tanıdık bir sesi duyması, içeriğin gerçek olduğunun kesin kanıtı değildir. Paylaşmadan önce kaynağı ve bağlamı doğrulamak gerekir” ifadelerini kullandı.

YAPAY ZEKÂ İLE TAKLİT YAPMAK HER DURUMDA SUÇ MU?
Her yapay zekâ üretiminin kendiliğinden suç oluşturmadığını vurgulayan Tanrıverdi, kullanımın amacı, rıza durumu ve meydana gelen sonuçların önemli olduğunu söyledi. “Sanatsal veya eğitim amaçlı hukuka uygun kullanım ile dolandırıcılık amacıyla ses klonlama aynı şey değildir. Somut olaya göre Türk Ceza Kanunu’ndaki dolandırıcılık, tehdit, hakaret, özel hayatın gizliliği, kişisel veriler ve bilişim suçlarına ilişkin hükümler tartışılabilir. Suç ve cezada kanunilik ilkesi korunmalıdır” dedi.

Tanrıverdi, Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinin kişilik hakkına yönelik hukuka aykırı müdahalelere karşı koruma sağladığını, gerekli koşullarda saldırının durdurulması ve tazminat taleplerinin değerlendirilebileceğini ifade etti.
“TANIDIK SESLE GELEN PARA TALEBİNİ AYRI KANALDAN DOĞRULAYIN”
Bir yakınının sesi taklit edilerek para istendiğinde paniğe kapılmamak gerektiğini belirten Tanrıverdi, “Önce aramayı sonlandırıp kişinin daha önceden bilinen numarasını arayın. Para göndermeyin, bağlantılara tıklamayın. Para aktarılmışsa derhâl banka ile görüşerek işlemin incelenmesini ve mümkünse durdurulmasını isteyin; suç şüphesini de kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına bildirin” dedi.
Mesajların, bağlantı adreslerinin, ekran görüntülerinin ve işlem belgelerinin saklanmasının önemine değinen Tanrıverdi, delillerin değiştirilmeden korunmasını ve sahte içeriğin gereksiz yere yeniden yayılmamasını önerdi.
2026 YILINDAKİ ÜÇ AKADEMİK ÇALIŞMA NE SÖYLÜYOR?
Tanrıverdi, Mehmet Emin Özgül’ün Şubat 2026’da Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan çalışmasının görüntü ve ses üzerindeki hakların deepfake ile ihlalini; Ayça Zorluoğlu Yılmaz’ın Mayıs 2026’da Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi’ndeki makalesinin ses ve yüz taklitlerini telif ve kişilik hakları bağlamında; Emin Gitmez’in Nisan 2026’da Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’ndeki araştırmasının ise yapay zekâ destekli sosyal mühendislik saldırılarını ceza hukuku bakımından ele aldığını aktardı.
“Bu çalışmalar önemli bir ortak tartışmayı görünür kılıyor: Mevcut hukuk kuralları bazı ihlallere uygulanabilir; ancak hızla değişen teknik yöntemler karşısında delillendirme, sorumluluğun belirlenmesi ve korumanın etkinliği ayrıca değerlendirilmelidir” şeklinde konuştu.
SAHTE İÇERİK MAHKEMEDE DELİL OLABİLİR Mİ?
Bir dijital kaydın tek başına tartışmasız gerçek kabul edilemeyeceğini belirten Tanrıverdi, “Delilin hukuka uygun elde edilmesi, bütünlüğü, kaynağı ve diğer verilerle tutarlılığı önemlidir. Gerektiğinde bilirkişi incelemesine başvurulabilir. Öte yandan ‘bu yapay zekâ’ demek de bir kaydın kendiliğinden geçersiz sayılması anlamına gelmez” değerlendirmesinde bulundu.
AVRUPA BİRLİĞİ’NDE 2 AĞUSTOS 2026 DÖNÜM NOKTASI
Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü’nün 50. maddesindeki belirli şeffaflık yükümlülüklerinin 2 Ağustos 2026’da uygulanmaya başladığını hatırlatan Tanrıverdi, deepfake içeriklerin yapay olarak üretilmiş veya değiştirilmiş olduğunun açıklanmasına ilişkin kuralların önemine değindi. Kapsam ve istisnaların yanı sıra 2 Ağustos 2026’dan önce piyasaya sunulan belirli sistemlerin işaretleme ve tespit yükümlülüğü yönünden 2 Aralık 2026’ya kadar geçiş süresi bulunduğunu belirten Tanrıverdi, “AB düzenlemesi Türkiye’de doğrudan yürürlükte olan bir Türk kanunu değildir; ancak karşılaştırmalı hukuk açısından önemli bir gelişmedir” dedi.
VATANDAŞ HANGİ YOLLARA BAŞVURABİLİR?
İzinsiz görüntü veya ses kullanımında önce bağlantıların, tarihin ve paylaşımı yapan hesap bilgilerinin kaydedilmesini öneren Tanrıverdi, platforma şikâyet, suç teşkil eden fiiller bakımından savcılığa başvuru ve kişilik haklarının korunmasına yönelik hukuk yollarının somut olayın niteliğine göre değerlendirilebileceğini kaydetti. Kişisel veri işleme söz konusu olduğunda KVKK başvuru yollarının da ayrıca gündeme gelebileceğini, ancak her paylaşımın otomatik olarak aynı suç veya ihlali oluşturmadığını vurguladı.

Tanrıverdi, “Vatandaşı korkutmak değil, doğru bilgiyle güçlendirmek gerekir. Ses tanıdık olsa da olağan dışı isteği doğrulayın; gördüğünüz içeriği hemen yaymayın; ihlal varsa delili koruyup doğru mercilere başvurun. Teknolojik okuryazarlık artık gündelik hayatın bir güvenlik becerisidir” dedi.
DR. BİLAL TANRIVERDİ KİMDİR?
Dr. Bilal Tanrıverdi, Uluslararası İlişkiler lisans mezunudur. Türkiye’de ve yurt dışında gazetecilik faaliyetlerinde bulunmuştur. Yurt dışında hukuk lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamlamıştır. Hukukçu-yazar ve araştırmacı kimliğiyle hukuk, bilişim, insan hakları, uluslararası hukuk, istihbarat ve toplumsal meseleler üzerine yayımlanmış kitapları ve yazıları bulunmaktadır.




