Son yıllarda artan suça sürüklenen çocuk vakaları, Türkiye’de çocuk adalet sistemini yeniden tartışmaya açtı. AK Parti’nin bu kapsamda hem ceza artırımı hem de rehabilitasyon sürecini içeren yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalıştığı ortaya çıktı. Meclis’te kurulan araştırma komisyonunun hazırlayacağı raporun ardından düzenlemenin yasama gündemine gelmesi bekleniyor. Düzenlemeye göre, daha önce 11. Yargı Paketi’nde yer almasına rağmen tekliften çıkarılan çocuklara yönelik ceza artışı yeniden gündeme alınacak. Taslağa göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 15–18 yaş arası çocuklar için ceza üst sınırı 27 yıla çıkarılacak.
CEZA ARTIŞI MI, ÇOCUK ADALET SİSTEMİ Mİ?
Avukat Ferhat Can Atıcı, söz konusu ceza artışının çocuk adalet sisteminin temel yaklaşımıyla örtüşmediğini belirtti. Mevcut Türk Ceza Kanunu’nda bu yaş grubundaki çocuklar için ceza sınırlarının daha düşük tutulduğunu hatırlatan Atıcı, çocuklar açısından esas hedefin cezalandırma değil topluma yeniden kazandırma olması gerektiğini vurguladı. Bu noktada Atıcı, ceza sürelerinin artırılmasının caydırıcılıktan çok yeni sorunlar doğurabileceği uyarısında bulunarak, “Çocuk adalet sistemi, yetişkin ceza adaletinden farklıdır. Amaç cezalandırmak değil, çocuğu topluma kazandırmaktır. Ceza sürelerini artırmak, çocukları daha kalıcı bir suç sarmalına itme riski taşır” ifadelerini kullandı. Atıcı’ya göre uzun süreli hapis cezaları, çocukların toplumsal dışlanmasını derinleştirirken, yeniden suç işleme ihtimalini de artırabiliyor.
“PARÇALANMIŞ AİLE” TESPİTİ VE DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ
AK Parti kaynaklarının suça sürüklenen çocukların büyük bölümünün “parçalanmış ailelerden” geldiği yönündeki değerlendirmesi de tartışma yaratmış durumda. Av. Atıcı, bu tespitin sosyolojik olarak anlamlı olabileceğini ancak hukuken tek başına açıklayıcı bir gerekçe sayılamayacağını ifade etti. Çocukların suça itilmesinde aile yapısının etkili olabileceğini kabul eden Atıcı, buna rağmen devletin sosyal sorumluluğunun göz ardı edilemeyeceğini de belirterek, “Parçalanmış aile bir risk faktörü olabilir; ancak bu durum devletin sosyal hukuk devleti ilkesinden doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmaz” dedi. Atıcı, çocukların korunması, desteklenmesi ve topluma kazandırılmasının Anayasa ile devlete yüklenmiş bir görev olduğunu hatırlatıyor.
REHABİLİTASYON VAADİ SAHADA KARŞILIK BULUYOR MU?
Yeni düzenlemede öne çıkan rehabilitasyon ve “ihtiyaca özel müdahale planları” söylemi ise uygulama açısından soru işaretleri barındırıyor. Av. Atıcı, çocuk ceza infaz kurumlarında eğitim ve psikososyal destek alanında uzun süredir ciddi eksiklikler bulunduğuna dikkat çeti. Bu eksiklikler giderilmeden rehabilitasyon hedefinin gerçekçi olmayacağını vurgulayan Atıcı, mevcut tabloyu şu sözlerle özetledi:
“Altyapı ve uzman personel güçlendirilmeden rehabilitasyondan söz etmek gerçekçi değil. Bu tür düzenlemeler kağıt üzerinde kalma riski taşıyor.”
ULUSLARARASI HUKUK VE AİHM RİSKİ
Hukukçulara göre çocuklar için uzun süreli hapis cezaları, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açısından da ciddi riskler içeriyor. Av. Atıcı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocukların hapsedilmesini istisnai bir tedbir olarak gördüğünü hatırlatıyor. Bu durumun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yeni ihlal süreçlerine yol açabileceğini belirten Atıcı, “Uzun süreli çocuk hapis cezaları, umut hakkı ve insanlık dışı muamele yasağı açısından Türkiye’yi yeni AİHM dosyalarıyla karşı karşıya bırakabilir” uyarısında bulundu.
CEZA ÖNEMLİ, BÜTÜNCÜL ÇÖZÜM DAHA ÖNEMLİ
Hukukçulara göre suça sürüklenen çocuklarla mücadelede kalıcı çözüm; ceza sürelerini artırmak yerine rehabilitasyon merkezli, sosyal desteklerle güçlendirilmiş ve çocuğun üstün yararını esas alan bütüncül politikaların hayata geçirilmesinden geçiyor. Aksi halde atılacak adımların, sorunu çözmek yerine daha derin hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.




