Washington Post dış politika yazarı David Ignatius, 3 Eylül’de yayımlanan yazısında ABD’de gerçekleştirilen ve olası bir Rusya-NATO çatışmasını ele alan savaş oyununun ayrıntılarını paylaştı.
Cornell Üniversitesi Brooks Enstitüsü ile Rockefeller Vakfı tarafından desteklenen simülasyona mevcut ABD Kongresi üyelerinin yanı sıra eski askeri yetkililer, diplomatlar ve istihbarat görevlileri katıldı. Ignatius da tatbikatı izlediğini, ancak kendisine katılımcıların isimlerini açıklamama şartıyla haber yapma izni verildiğini belirtti.

SENARYO 2028: RUSYA MOLDOVA’YA SALDIRIYOR
Savaş oyununun başlangıç noktası 2028 yılı olarak belirlendi. Senaryoya göre Rusya-Ukrayna savaşı sona ermemiş, cephede kanlı ancak sonuçsuz bir çıkmaza dönüşmüş durumda.
Moskova bu ortamda Avrupa içerisindeki ayrılıkları derinleştirmek amacıyla NATO üyesi olmayan Moldova’ya saldırıyor.
Krizin kaderini değiştiren gelişme ise savaşın Moldova sınırlarını aşmasıyla yaşanıyor. Rusya’ya ait bir insansız hava aracı NATO üyesi Romanya’daki bir yakıt deposunu vuruyor ve saldırıda siviller hayatını kaybediyor.
Böylece senaryonun merkezindeki kritik soru ortaya çıkıyor: Bir NATO ülkesinin topraklarında Rus saldırısı sonucu insanlar ölürse ABD savaşa girmeye hazır mı?

SAVAŞ OYUNUNUN ÇARPICI SONUCU: ABD GERİ DURDU
Simülasyonda ortaya çıkan sonuç Washington açısından dikkat çekici oldu. Kongre üyeleri, Amerikan kamuoyunun Rusya’ya karşı sert ve doğrudan bir askeri müdahaleyi desteklemeyeceği değerlendirmesinde bulundu. Bunun sonucunda ABD’nin tepkisi sınırlı kaldı.
Ignatius’a göre asıl tehlike de burada ortaya çıktı. ABD liderliğinin olmadığı bir ortamda Avrupa ülkeleri ortak ve kararlı bir karşılık vermek yerine parçalı bir görüntü sergiledi.
Washington Post yazarı bu tabloyu, NATO’nun kolektif savunma mekanizmasının geleceği açısından ciddi bir uyarı olarak değerlendirdi.

NATO’NUN 5. MADDESİ MASAYA YATIRILDI
Senaryonun en kritik boyutu NATO’nun temel güvenlik garantisini oluşturan 5. Madde oldu. NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi, üyelerden birine yönelik silahlı saldırının bütün üyelere yapılmış kabul edilmesini öngörüyor. Ancak savaş oyununda Romanya topraklarında Rus saldırısı sonucu sivillerin ölmesi dahi Washington’ı sert bir karşılığa yöneltmedi.
Ignatius, simülasyonda ortaya çıkan sonucu 5. Madde açısından son derece tehlikeli buldu. Ona göre ABD’nin geri durması, kolektif güvenlik taahhüdünün caydırıcılığını zayıflatabilecek bir mesaj anlamına geliyor.
Dolayısıyla savaş oyununun asıl sorusu “Rusya NATO’ya saldırabilir mi?”den çok, “Rusya NATO’nun kararlılığını sınırlı bir saldırıyla test ederse ittifak gerçekten birlikte hareket eder mi?” noktasında düğümleniyor.

“ABD OLMADAN AVRUPA BÖLÜNEBİLİR”
Ignatius, simülasyonun ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan birinin Avrupa’nın ABD askeri ve siyasi liderliğine bağımlılığı olduğunu savundu.
Washington’ın geri planda kaldığı senaryoda Avrupa’nın ortak bir strateji geliştirmekte zorlandığını belirten Ignatius, transatlantik güvenlik mimarisinin son 81 yıldır dayandığı askeri ve diplomatik araçların aşınmakta olduğu görüşünü dile getirdi.
Ignatius, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa güvenliğine yaklaşımını da sert biçimde eleştirerek Washington’ın NATO içerisindeki liderlik rolünden uzaklaşmasının Moskova açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini savundu.
6 AYDA RUSYA BAĞLANTILI 63 OLAY İDDİASI
Washington Post yazısında savaş oyununun yalnızca teorik bir senaryoya dayanmadığı da savunuldu. Ignatius’un aktardığı Washington merkezli stratejik danışmanlık şirketi TD International analizine göre, son altı ayda Avrupa hedeflerine yönelik Rusya bağlantılı olduğu değerlendirilen 63 olay kaydedildi. Bunların 43’ünü İHA veya diğer hava sahası olayları oluştururken, ayrıca sabotaj girişimleri, siber veya elektronik harp faaliyetleri ve denizlerde yaşanan olaylar sıralandı.
Ancak bunların tamamında Rus devletinin doğrudan sorumluluğu bağımsız biçimde kanıtlanmış değil. Moskova da Avrupa’daki sabotaj ve benzeri faaliyetlerin arkasında olduğu yönündeki suçlamaları reddediyor.

AVRUPA’DA “RUSYA NATO’YU TEST EDER Mİ?” TARTIŞMASI
Simülasyon, Avrupa’da bir süredir devam eden daha geniş bir güvenlik tartışmasının ortasında gerçekleştirildi. NATO yetkilileri Rusya’nın Avrupa’daki hibrit faaliyetlerinin arttığını belirtirken, ittifakın mevcut değerlendirmesine göre NATO ülkelerine yönelik yakın ve doğrudan bir Rus saldırısı tehdidi bulunmuyor. Buna rağmen ittifak özellikle doğu kanadındaki gelişmeleri yakından takip ediyor.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da geçtiğimiz günlerde Rusya’nın bir NATO ülkesine saldırmasının “mantıklı olmayacağını” söyleyerek Moskova’nın dünyanın en güçlü askeri ittifakının kararlılığını doğrudan test etmesinin düşük ihtimal olduğunu savundu.
Buna karşılık bazı Avrupalı yetkililer Rusya’nın önümüzdeki yıllarda NATO’ya karşı askeri güç kullanabilecek kapasiteye ulaşabileceği uyarısında bulunuyor. Tartışmanın merkezinde bu nedenle Rusya’nın geniş çaplı bir Avrupa savaşını başlatmasından ziyade, NATO’nun birlik ve kararlılığını daha sınırlı askeri veya hibrit operasyonlarla test edip etmeyeceği bulunuyor.
MOSKOVA: NATO’YA SALDIRMA NİYETİMİZ YOK
Rusya ise NATO’ya yönelik saldırı hazırlığında olduğu yönündeki değerlendirmeleri uzun süredir reddediyor. Putin, Avrupa ile savaşmak istemediklerini ve Rusya’nın NATO ülkelerine saldıracağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Kremlin de Batılı ülkelerin Rus tehdidini büyüterek askeri harcamalarını ve NATO’nun doğu kanadındaki yığınağını gerekçelendirdiğini öne sürüyor.
Bu noktada savaş oyununun bir istihbarat tahmini ya da Rusya’nın 2028’de gerçekten saldıracağına ilişkin öngörü olmadığının altını çizmek gerekiyor. Senaryo, karar vericilerin varsayımsal bir kriz karşısında nasıl davranabileceğini test etmek amacıyla oluşturuldu.

ASIL KORKU RUS SALDIRISINDAN ÇOK NATO’NUN CEVABI
ABD’de gerçekleştirilen savaş oyununu çarpıcı hale getiren nokta, Rusya’nın Moldova’ya saldırdığı veya bir NATO ülkesini vurduğu varsayımından çok, bunun ardından yaşananlar oldu.
Senaryoda Moskova sınırlı bir saldırıyla NATO’nun kırmızı çizgisini aşarken Washington doğrudan çatışmaya girmekten kaçındı, Amerikan kamuoyunun savaşı desteklemeyeceği değerlendirildi ve Avrupa ortak bir karşılık vermekte zorlandı.
Bu sonuç, NATO’nun caydırıcılığının yalnızca sahip olduğu asker, uçak, füze veya nükleer silah sayısına dayanmadığını bir kez daha gündeme getiriyor. İttifakın gerçek gücü, karşı tarafın “Bir üyeye saldırırsam diğerleri gerçekten onun için savaşır mı?” sorusuna tereddütsüz biçimde “evet” cevabını vereceğine inanmasına bağlı.
Washington’daki 2028 savaş oyununda ortaya çıkan en rahatsız edici sonuç ise tam olarak bu inancın sorgulanmaya başlaması oldu.




