Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Yunanistan'ın üyelik yükümlülüklerini yerine getirme durumuna ilişkin hazırlanan kapsamlı izleme raporunu görüştü. İspanyol parlamenter Laura Castel ile Finlandiyalı parlamenter Miapetra Kumpula-Natri tarafından hazırlanan belgede demokrasi, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve göç politikalarının yanı sıra Yunanistan'daki azınlıkların durumu da ayrıntılı biçimde değerlendirildi.
Raporun Batı Trakya bölümünde kullanılan terminoloji ise dikkat çekti. Yunanistan'ın resmî söyleminde bölgede yalnızca Lozan Antlaşması kapsamında tanınan “Müslüman azınlık” bulunduğu yaklaşımı benimsenirken AKPM raporunda doğrudan “Western Thrace Turks”, yani “Batı Trakya Türkleri” ifadesine yer verildi.

AKPM RAPORUNDA “BATI TRAKYA TÜRKLERİ” İFADESİ
AKPM'nin Yunanistan'a ilişkin raporunda, Yunan makamlarının azınlık politikası değerlendirilirken kendisini “Makedon” ve “Batı Trakya Türkleri” olarak tanımlayan topluluklardan söz edildi. Belgede Yunan makamlarının Batı Trakya Türklerini Lozan Antlaşması kapsamında “Yunanistan'daki Müslüman azınlığın” bir parçası olarak değerlendirdiği belirtildi.
Yunanistan'ın yaklaşımına göre Lozan Antlaşması Batı Trakya'daki azınlığı etnik kimlik üzerinden değil, dini kimlik üzerinden tanımlıyor. AKPM raporunda ise Yunan makamlarının kullandığı bu terminoloji aktarılırken “Batı Trakya Türkleri” ifadesinin ayrıca kullanılması, azınlığın kimliğine ilişkin uzun yıllardır devam eden tartışma açısından dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı.
“TÜRK” İSMİ TAŞIYAN DERNEKLER RAPORA GİRDİ
Raporun en önemli bölümlerinden birini örgütlenme özgürlüğü oluşturdu. AKPM belgesinde adlarında “Türk” veya “Makedon” ifadeleri bulunan bazı derneklerin Yunanistan'da tescil engelleriyle karşılaşabildiği veya feshedilebildiği açıkça belirtildi.
Bu sorun uzun yıllardır Avrupa insan hakları mekanizmalarının da gündeminde bulunuyor. Batı Trakya'daki bazı derneklerin kapatılması veya tescil edilmemesi nedeniyle açılan davalarda AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alan 11'inci maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

İSKEÇE TÜRK BİRLİĞİ DAVASI YILLARDIR SÜRÜYOR
Tartışmanın sembol kuruluşlarından biri 1927 yılında kurulan İskeçe Türk Birliği oldu. Derneğin statüsü, isminde “Türk” kelimesinin bulunmasına ilişkin tartışmaların ardından Yunan yargısına taşındı ve uzun süren hukuki süreç sonucunda feshedildi.
Dosyanın Strasbourg'a taşınmasının ardından AİHM, İskeçe Türk Birliği'nin de aralarında bulunduğu davalarda örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Ancak söz konusu kararların uygulanması meselesi yıllar sonra dahi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin takibinde kalmaya devam etti.
AİHM YUNANİSTAN HAKKINDA NE KARAR VERDİ?
Batı Trakya'daki derneklerle ilgili en önemli AİHM dosyaları arasında “Bekir-Ousta ve Diğerleri/Yunanistan”, “Emin ve Diğerleri/Yunanistan” ve “İskeçe Türk Birliği ve Diğerleri/Yunanistan” davaları bulunuyor.
AİHM, söz konusu davalarda derneklerin kurulmasının engellenmesi veya feshedilmesine ilişkin uygulamaları örgütlenme özgürlüğü açısından değerlendirdi ve ihlal kararları verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de bu kararların uygulanmasını takip ederek Yunanistan'dan gerekli tedbirleri almasını istedi.
YUNANİSTAN NEDEN “TÜRK AZINLIK” İFADESİNİ KULLANMIYOR?
Atina yönetimi yaklaşımını 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'na dayandırıyor. Yunanistan, Lozan'ın Batı Trakya'daki topluluğu etnik köken üzerinden değil dini kimlik üzerinden tanımladığını belirterek resmî belgelerde “Müslüman azınlık” ifadesini kullanıyor.
Türkiye ve Batı Trakya'daki Türk kuruluşları ise topluluğun kendi etnik kimliğini ifade etme ve bu kimlikle dernek kurma hakkının bulunduğunu savunuyor. AİHM kararları da tartışmanın etnik grubun hukuki statüsünü belirlemekten ziyade bireylerin ve derneklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki örgütlenme özgürlüğü üzerinde yoğunlaşıyor.
YUNANİSTAN'A AZINLIK SÖZLEŞMELERİ İÇİN ÇAĞRI
AKPM raporunda Yunanistan'ın Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme ile Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı konusundaki tutumu da ele alındı. Raporda Yunanistan'ın Çerçeve Sözleşme'yi 1997'de imzaladığı ancak henüz onaylamadığı, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı'nı ise imzalamadığı belirtildi.
AKPM, Atina yönetimini Çerçeve Sözleşme'yi onaylamaya ve Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı'nı imzalayıp onaylamaya çağırdı. Böylece azınlıkların korunmasına ilişkin mesele, Batı Trakya'daki derneklerin durumunun ötesine geçerek Yunanistan'ın Avrupa Konseyi kapsamındaki daha geniş yükümlülükleri üzerinden ele alındı.

BATI TRAKYA TÜRKLERİ KİMDİR?
Batı Trakya Türkleri ağırlıklı olarak Yunanistan'ın kuzeydoğusunda bulunan Rodop, İskeçe ve Meriç bölgelerinde yaşıyor. Topluluğun hukuki statüsünün temelini 1923 Lozan Barış Antlaşması'nın azınlıkların korunmasına ilişkin hükümleri oluşturuyor.
Türkiye ile Yunanistan arasında uzun yıllardır devam eden tartışmanın merkezinde ise topluluğun tanımlanması bulunuyor. Atina “Müslüman azınlık” ifadesini kullanırken topluluğun önemli bir bölümü kendisini Türk olarak tanımlıyor ve bu kimliğin dernek isimleri dahil kamusal alanda kullanılabilmesini talep ediyor.
AKPM'NİN RAPORU NEDEN ÖNEMLİ?
Son rapor Yunanistan'ın azınlık politikasına ilişkin bütün anlaşmazlıkları tek başına çözmüyor ve “Batı Trakya Türkleri” ifadesinin kullanılması Yunanistan'ın resmî azınlık tanımını hukuken değiştirmiyor. Buna karşın Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin resmî belgesinde bu ifadenin açık biçimde yer alması, kimlik ve örgütlenme özgürlüğü tartışmasının Avrupa düzeyinde kayda geçirilmesi açısından önem taşıyor.
Raporda “Türk” isimli derneklerin karşılaştığı sorunların AİHM kararlarıyla birlikte ele alınması ve Yunanistan'a azınlıkların korunmasına ilişkin Avrupa sözleşmelerinde ilerleme çağrısı yapılması, Batı Trakya meselesinin önümüzdeki dönemde de Avrupa Konseyi'nin gündeminde kalacağını gösteriyor.



