İSİG Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybederken, 2026 yılının ilk yarısı tamamlanmadan çocuk işçi ölümleri 30'u aştı. Artan vakalar, işverenlerin sorumluluğu, denetim mekanizmalarının işleyişi ve mevcut yaptırımların caydırıcılığı tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Çocuk işçi ölümlerine ilişkin hukuki değerlendirmelerde bulunan avukat Iyaz Çimen, yaşananların "münferit iş kazaları" olarak ele alınamayacağını belirterek, sorumluluğun yalnızca bireysel ihmallerle sınırlı olmadığını ifade etti.

"RİSK ÖNGÖRÜLEBİLİRSE İHMAL SÖZ KONUSUDUR"
Çimen, çocuk işçi ölümlerindeki tabloyu hukuki açıdan değerlendirirken, tekrarlayan vakaların sistematik bir soruna işaret ettiğini vurguladı. "Süregelen, öngörülebilir ve tekrarlayan bir örüntü izlemesi, o riski bireysel kaza kategorisinden çıkararak yapısal ihmal kategorisine taşır" diyen Çimen, bu ayrımın cezai sorumluluğun belirlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu söyledi.
Çimen, işverenlerin ve kamu kurumlarının sorumluluğunun "taksir" veya "bilinçli taksir" kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, Soma maden davasındaki hukuki yaklaşımı hatırlattı.
"Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Soma maden davasında bu ayrımı net biçimde ortaya koymuştur. Yangın riskinin bilinmesine karşın güvenlik yatırımı yapılmadan üretimin artırılması eylemi, 'sanığın risk doğuran üretim kararlarını bizzat alarak önleyici tedbirleri yönetim politikası olarak gerçekleştirmemesi' nedeniyle bilinçli taksir olarak nitelendirilmiştir."

"ÇOCUK ÇALIŞTIRAN İŞVEREN İÇİN OLASI KAST TARTIŞILMALI"
Çocukların yüksek riskli sektörlerde çalıştırılmasının hukuki açıdan ağır sonuçlar doğurabileceğini belirten Çimen, özellikle inşaat, maden ve moto kuryelik gibi alanlarda yaşanan ölümlerde daha ağır sorumluluk değerlendirmelerinin yapılması gerektiğini söyledi. Çimen, "Yasağa rağmen çocuk çalıştıran, iş güvenliği tedbirlerini almayan ve denetim kurumunun bu ihlallerden haberdar olmasına karşın müdahale etmediği dosyalarda bilinçli taksir eşiğinin aşılmış sayılması gerekir" ifadelerini kullandı.
Olası kast ve bilinçli taksir ayrımına da değinen Çimen, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yaklaşımını aktararak şu değerlendirmede bulundu:
"Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast; öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır."
Çimen, yüksek risk taşıyan işlerde çocukların çalıştırıldığının bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmaması halinde, özellikle daha önce benzer olayların yaşandığı işyerlerinde "olası kast" tartışmasının gündeme gelebileceğini ifade etti.

"CEZALAR, İHLALİ ÖNLEMEKTEN UZAK"
Çocuk işçiliğine ilişkin mevcut yaptırımların caydırıcılığı konusunda da değerlendirmelerde bulunan Çimen, idari cezaların ekonomik gerçeklikle örtüşmediğini savundu. Çimen, "4857 m. 104 uyarınca yasak yaşlarda çocuk çalıştırmanın idari para cezası, 2024 yılı güncel rakamlarıyla 1.200 TL civarındadır. Bu rakam, çocuk işçi çalıştırarak elde edilecek ekonomik getiriyle herhangi bir orantı taşımamaktadır" dedi.
Bu durumun ihlalleri önlemek yerine devam ettirebilecek bir tablo oluşturduğunu belirten Çimen, cezai süreçlerde de önemli sorunlar bulunduğunu söyledi.
"İşverenlerin taksirle öldürme davalarında bilinçli taksir yerine basit taksir kapsamında yargılanması ve 2 yıl altı cezalar alarak erteleme yolunu açık tutması, sistematik bir yargısal toleransın göstergesidir."
![]()
"DEVLETİN ÇOCUĞU KORUMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR"
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere de dikkat çeken Çimen, çocukların ekonomik sömürüden korunmasının devletin temel yükümlülükleri arasında yer aldığını belirtti. Çimen, "ILO 182, tarım dahil tüm sektörlerde 18 yaş altı çocuklar için tehlikeli ve sağlığı bozucu işleri 'en kötü biçimdeki çocuk işçiliği' olarak tanımlar ve devletlere acil önlem yükümlülüğü yükler" ifadelerini kullandı.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 32. maddesine de değinen Çimen, devletlerin çocukların ekonomik sömürüden korunması için etkili denetim ve yaptırım mekanizmaları oluşturması gerektiğini söyledi.
Çimen, "Bilinen ve öngörülebilir bir tehlikeye rağmen gerekli önlemlerin alınmaması, devletin Sözleşme m. 2 kapsamındaki yaşam hakkı yükümlülüğünü ihlal eder" değerlendirmesinde bulundu.

"SİSTEMİK İHLAL ZİNCİRİ ORTAYA ÇIKIYOR"
Çocuk işçi ölümlerinin mevcut hukuk çerçevesinde yalnızca "iş kazası" olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Çimen, işveren yükümlülükleri, denetim eksikliği ve yaptırım sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Çimen, "Söz konusu ölümler, mevcut hukuki analiz çerçevesinden münferit kazalar değildir. İşverenin yasal yükümlülüklerini sürekli ihlal etmesi, denetim mekanizmasının işletilmemesi ve yaptırımların caydırıcılıktan yoksun olması; bilinçli taksirle, ciddi olgusal altyapı bulunan dosyalarda ise olası kastla nitelendirmeye açık bir sistemik ihlal zinciri ortaya çıkarmaktadır" dedi.





