İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi. Dervişoğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Türk milleti bu ihanet yasasını not etmiş ve sabırla hesabını soracağı günü beklemektedir. İktidar, ortakları, medyası ve etki unsurları, yaşanan sürece dair eleştirilerimizi, bizi dinlemeden, bizi duymak istemeden kendi kesip biçtikleri başlıklarla yapmaktadır. Oysa, yaklaşık iki yıldır yaptığımız uyarılar, eleştiriler ve tavsiyeleri, başıyla ve sonuyla anlayabilmek için dinleselerdi, belki kendileri bile bir an için durup, ‘Biz ne yapıyoruz?’ diye soracaklardı. Bizim eleştirilerimizin temelinde en temel insani özellik olan ve bu konularda mutlaka başvurulması gereken şüphe vardır. Şüphemizin özünde ise 25 yıllık olaylar zinciri vardır. Çünkü bu iktidar döneminde, devlet ve toplum nizamımızın ne kadar zarar gördüğü, Milli kimliğimiz ve onun ayrılmaz bir parçası olan Cumhuriyetimizin ilkelerinin düşürüldüğü hal ortadadır.

“TÜRK MİLLETİNİN HİLAFINA…”

Yaşananları, Türk milletine karşı girişilen büyük bir kalkışma olarak nitelendirmemizin sebebi budur. Asıl olan, Türk millet adına, devleti sevk ve idare etmekle görevli iktidarın, gaflete düştüğü gerçeğidir. Üzülerek söylüyorum ki iktidar bu görevi, devlet içerisine etki eden, dış bağlantılı bir grubun yönlendirmesiyle planlı ve kasıtlı olarak, hem devletin hem de Türk milletinin hilafına yürütmektedir. İhanet sürecini yürütenler ve onu meşrulaştırmak isteyenler, İsrail tehdidi ve arkasındaki ABD ve diğer emperyal aktörlerden bahsediyor. Bu noktada duymak istemedikleri hakikat ise şudur: Hangi büyük ve güçlü ülke, defalarca mağlup ettiği bir silahlı narko-terör örgütünün mensuplarını affetmeye ve onları siyasete entegre etmeye muhtaçtır? Hangi emperyalizm karşıtı iktidar, bu emperyalizmin banisi Trump’ın en yakın dostudur, ve onun sömürge valisi Barack ile aynı dili konuşur? Ve hangi siyonizm karşıtı, hangi mazlumların temsilcisidir ki, 70 binin üzerinde masum Gazze’de katledilirken, petrol ticaretini bile son ana kadar durdurmaktan acizdir.

“SİLAH BIRAKMADIĞININ DELİLİ…”

Sözüm ona bu ihanet süreci İsrail tehdidine karşı bir önlemmiş. Sorarım, ambalaj bu iken süreç nereye evrilmiştir? Aylardır KCK/PKK’nın İran kolu PJAK’tan bahsediyorum. ABD Başkanı bizzat PJAK’a silah verdiklerini söyledi. Uluslararası raporlar PJAK’ın güçlendiğini, bölgeye silah ve militan aktığını yazıyor. PJAK’ın sözcüsü, PKK’nın feshinin kendilerini bağlamayacağını dile getiriyor. Bunun yanında Suriye’de de birtakım gelişmeler yaşanıyor. PKK’dan bozma YPG, ondan da bozma Suriye Demokratik Güçleri adı verilen ordunun, doğrudan doğruya Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne entegrasyonundan bahsediliyor. Bu, örgütün yaşadığımız bölgede silah bırakmadığının en büyük delilidir. Ayrıca burnumuzun dibinde ABD tarafından kiralanmış yeni bir terör ordusu yapılandırılmaya çalışılıyor. Normal bir devletin terörle mücadelesi, göz boyamak için yapılan silah bırakma müsamerelerine emanet edilemez. İktidar teröriste özel af çıkardı ama, terör örgütü silahlanmaya ve arazide pozisyon almaya devam ediyor. Üstelik İmralı’daki görüşme tutanaklarından anlıyoruz ki; kendisine statü aranan örgütün elebaşı, bırakın pişmanlık göstermeyi, PJAK’ın mücadeleyi genişletmesini ve İran rejiminin devrilmesinde rol oynamasını istiyor. Devleti yönetenlerin ise gıkı çıkmıyor.

Dünyanın gözü Türk dizilerinde: 18 ülkeden gazeteci geliyor!
Dünyanın gözü Türk dizilerinde: 18 ülkeden gazeteci geliyor!
İçeriği Görüntüle

“AMAÇLARI TAŞERON GİBİ KULLANMAK!”

Amaç İsrail tehdidine karşı direnç oluşturmak falan değildir. Amaç, İran’da rejim değiştirmek, PKK’yı silahlı unsur olarak örgütlemek ve Türkiye’yi bu sürecin koordinasyonunda taşeron gibi konumlandırmaktır. Bugünden geriye bakıldığında açıkça görülecektir ki, bugün, İsrail’in İran’a kolayca hava saldırısı yapabilmesini mümkün kılan şey, Suriye’nin devletsizleşmesidir. Peki, Suriye’yi devletsiz kılıp, İsrail’in elini rahatlatanlar kimlerdir? Onun da cevabı bellidir. Bugünkü iktidar, geçmişte de benzer bir ihaleyi Şam rejimine karşı almıştı. Ve hatırlayın, aynı günlerde yine bir çözüm süreci başlatmışlardı. Sonuç ne oldu? Hendek savaşları, şehitler, ülkemize yayılan dört milyon sığınmacı, büyükşehirlerde terör dalgası, Suriye bataklığı oldu. Tablo aynıdır.

TOM BARRACK VURGUSU

Sömürgeci devletlerin maşası olarak güçlenmeye çalışan bir PKK ve bu sürecin koordinasyonunu üstlenmeye hazır bir AK Parti iktidarı vardır. Halkımıza İsrail tehdidine karşı zorunlu tedbir diye satılan şey; Amerika’ya İran’da rejim değişikliği, iktidara müşfik bir monarşi kurma meşruluğu, İmralı’daki meczup katile statü kazandırmaktan başka bir şey değildir. İktidar İsrail ile ilişkilerini düzenleme yetkisini Tom Barrack’a devretmiş, Amerikan elçisinden aldığı teminatlara bel bağlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı, güvenliğini neden bir Amerikan büyükelçisinin arabuluculuğuna ve teminatına bağlayacak noktaya gelsin? Geçtiğimiz hafta İsrail’in sınırımızın hemen dibinde gerçekleştirdiği saldırı bu bakımdan manidardır. Barrack, iktidara verdiği kefalet sözünü tutamamış; tehdidi savuşturmak bir yana burnumuzun dibine kadar getirmiştir. Daha önce defalarca söyledik: Ortadoğu’daki savaş bizim savaşımız değildir. Ne ABD ve ne İsrail için İran’a karşı cephe almalıyız, ne de İran için kendi refah ve güvenliğimizi riske atmalıyız. Açılım derken, savaş riskiyle yüz yüze mi geldik; bir beladan başka bir belaya mı sürükleniyoruz? Türkiye bu krizden, şark kurnazlığıyla içeride iktidar devşiren kadrolarla değil, Cumhuriyete ve Türk milli devletine bağlı kalarak çıkabilir.

SELÇUK TÜRKOĞLU ÇIKIŞI

Bursa Milletvekilimiz Selçuk Türkoğlu, diğer milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, ilk günden itibaren gazilerimiz ve şehit ailelerimizin yanında. Pazartesi günü, emniyet teşkilatımızın arasına sızmış bir kendini bilmezin saldırısına uğradı. Anayasal dokunulmazlığı olan bir milletvekilini yerde tekmeleyecek kadar aklını kaçırmış biri, kahraman polislerimize ve onların teşkilatına elbette gölge düşüremez. Ancak konu, kuru bir geçmiş olsun ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. TBMM Başkanı’nı ve İçişleri Bakanı’nı sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Bu edepsizliğin de sonuna kadar takipçisi olacağımı kamuoyuna duyuruyorum.”

Kaynak: HABER MERKEZİ