İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk Vizyon Belgesi'nin açıklanacağı ‘İyilik İçin Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı’na katıldı. Dervişoğlu, barada yaptığı konuşmada önemli mesajlar verdi. Dervişoğlu, “Türkiye’nin hukukla imtihanı” olduğunu belirterek, “Sayın katılımcılar, bu salona dün sabah geldiğinizde her biriniz bir soru taşıyordunuz. Kimi o soruyu yüksek sesle dile getirdi, kimi sessizce kendinde sakladı. Ama hepiniz aynı soruyu soruyordunuz: ‘Türkiye'nin hukukla imtihanında gerçekten bir şeylerin değişmesi mümkün mü?’ Bu iki gün boyunca, bu salonda, Türkiye'nin hukuk insanları bir araya geldi. Tartıştılar, itiraz ettiler, bazen uzlaştılar, bazen uzlaşamadılar. Ama asla vazgeçmediler” ifadesini kullandı.

“TARİH BÖYLE SALONLARDA DÖNER”

Konuşmasında bu tür toplantıların tarihsel önemine vurgu yapan Dervişoğlu, hukuk üretiminin yalnızca kurumlarda değil, fikir ortamlarında da şekillendiğini belirtti. Dervişoğlu, “Bu, küçük bir şey değildir. Tersine, bu Türk hukuk tarihinde ender yaşanan anlardandır. Kimi zaman tarih büyük savaşlarda döner, kimi zaman büyük devrimlerde… Ama çoğu zaman tarih, böyle salonlarda döner. Sabırla oturan, dikkatle dinleyen, özgürce konuşan, sonra kaleme sarılan insanların odasında” dedi.

“TÜRK HUKUKU VİZYON BELGESİ TARİHTE YERİNİ ALACAK”

Dervişoğlu, çalıştaydan çıkacak “Türk Hukuku Vizyon Belgesi”ne ilişkin de konuşarak belgenin yalnızca teknik bir metin olmadığını söyledi. Dervişoğlu, “Biz de bugün böyle bir salonda bulunuyoruz. Bu çalıştayın neticesinde oluşan ve önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Türk Hukuku Vizyon Belgesi’ tarihte yerini alacaktır. Çünkü vizyon belgesi, soyut ilkeler listesi değildir. Bu belgenin her maddesi, bu salonlarda yaşanan tartışmanın, bu insanların tecrübesinin ve bu milletin acıyla kazanılmış derslerinin özüdür” açıklamasında bulundu.

ÜNİTER DEVLET VE PARLAMENTER DENGE VURGUSU

Konuşmada Türkiye’nin devlet yapısına ilişkin değerlendirmeler de geniş yer buldu. Üniter yapının tartışmasız bir uzlaşma olduğunu belirten Dervişoğlu, bu yapının korunmasının güçlü bir denge mekanizmasıyla mümkün olacağını söyledi. Dervişoğlu, “Türkiye’nin coğrafi, tarihi ve toplumsal gerçekliği, üniter devlet anlayışını yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır. Ancak bu uzlaşının hemen ardından şu tespit de yapıldı: Üniter yapıyı korumak, güçlü bir parlamenter denge mekanizmasıyla mümkündür. Yoksa üniter devletin içi boşalır, merkezi otorite keyfileşir ve o keyfiliği engelleyecek kurumsal güvenceler ortadan kalkar” ifadelerini kaydetti.

“ÜÇ UNSUR OLMADIĞINDA…”

Dervişoğlu, sistemin sağlıklı işlemesi için üç temel unsurun şart olduğunu belirterek, “Katılımcılar; yürütmenin yasamaya karşı gerçek anlamda sorumlu olması, Cumhurbaşkanlığının tarafsız ve partisiz bir kurum olması ve Meclis'in gerçek anlamda yasa yapan ve denetleyen bir kurum haline gelmesi gerektiği konusunda ortak görüş ortaya koydu. Bu üç unsur bir arada olmadığında, sistemin adı ne olursa olsun hukuk devleti zarar görür” görüşünü paylaştı.

MONTESQUİEU ÇIKIŞI

Denge ve denetim mekanizmalarına ilişkin değerlendirmelerinde Ünlü Düşünür Montesquieu’ya atıf yapan Dervişoğlu, “Denge ve denetim mekanizmalarının işlevini yitirdiği yerde, Montesquieu'nün iki buçuk asır önce verdiği uyarı yeniden canlanır: ‘İktidar, bozulma eğilimindedir ve onu durduracak olan yalnızca başka bir iktidardır.’ Biz bu çalıştayda, o dengeyi kurumsal güvencelerle yeniden tesis etmenin yolunu tartıştık” dedi.

HUKUK DEVLETİ, HAK TALEBİ VE AİHM VURGUSU

Hukuk devleti kavramına ilişkin tartışmalara değinen Dervişoğlu, teorik çerçeve ile uygulama arasındaki farkın altını çizdi. Dervişoğlu, “Hakkını talep etmek, bir bireyin salt kendine karşı değil topluma karşı da görevidir. Hukuk devleti, vatandaşın hakkını talep edebildiği, bu talebin meşru ve işler mekanizmalar aracılığıyla karşılandığı düzendir. Bu talep susturulduğunda ya da karşılıksız kaldığında, hukuk devleti yalnızca bir isimden ibaret kalır” diye konuştu.

Dervişoğlu, AİHM kararları ve anayasal haklara ilişkin değerlendirmelerde ise şunları söyledi:

“Oturumda öne çıkan somut bulgular, AİHM kararlarına uyumun sistematik bir mekanizmadan yoksun olması; anayasal hak güvencelerinin ikincil mevzuatla fiilen daraltılması; ve en önemlisi ‘hukuk devleti’ söyleminin bazen hukukun araçsallaştırılmasını meşrulaştırmak için kullanılmasıdır.”

KAMU İHALELERİ VE SAYIŞTAY ELEŞTİRİSİ

Kamu maliyesine ilişkin bölümde Dervişoğlu, ihale sistemindeki istisnaların artışına dikkat çekerek, “Kamu İhale Kanunu’nun yürürlüğe girişinden bu yana eklenen istisna hükümlerinin sayısı ve kapsamı, yasanın ruhunu fiilen tersine çevirmiştir. Şeffaflığı esas alan bir kanun, şeffaflığı devre dışı bırakan istisnalar dizisine dönüşmüştür. Bazı kamu kurumları ve kamu iktisadi teşebbüsleri üzerindeki Sayıştay denetiminin daraltılmış olması, hesap verebilirlik mekanizmasını işlevsizleştiren temel bir sorundur. Kamu parasının nereye gittiğini bağımsız biçimde denetleyen bir kurumun olmadığı yerde, yolsuzluk için zemin hazırlanmış olur” ifadesini kullandı.

TOPLUMSAL ALANLAR: KADIN, ÇOCUK VE BASIN

Konuşmada toplumsal başlıklara da geniş yer verildi. Kadına yönelik şiddet konusunda Dervişoğlu, “Bir devlet, en savunmasız vatandaşını koruyamıyorsa hukuk devleti iddiasında bulunamaz. Kadına yönelik şiddetle mücadele, bir siyasi tercih değil, hukuk devleti olmanın asgari koşuludur. Suça sürüklenen bir çocuğu rehabilite eden bir sistem, on yıl sonra o çocuğun yeniden suç işlemesini büyük ölçüde engeller. Aksi yönde çocuğu cezai sürecin içinde erken yaşta damgalayan bir sistem, uzun vadede hem toplumsal maliyeti artırır hem de bir hayatı karartır. Özgür basın olmadan hesap verebilir devlet olmaz. Dezenformasyonla mücadele, haberciliği suç haline getirerek değil, hür bir basınla ve bağımsız doğrulama mekanizmalarıyla yapılmalıdır” açıklamasında bulundu.

CHP’de kulisleri hareketlendiren iddia: Üç büyükşehirde görevden alma planı
CHP’de kulisleri hareketlendiren iddia: Üç büyükşehirde görevden alma planı
İçeriği Görüntüle

SEÇİM GÜVENLİĞİ VE YSK TARTIŞMASI

Seçim güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde Dervişoğlu, sistemin yalnızca sandık günüyle sınırlı olmadığını belirtti. YSK yapısına ilişkin eleştirisini Dervişoğlu, ise şu sözlerle dile getirdi:

“Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Seçim güvenliği zedelendiğinde demokrasiye güven de zedelenir. Türkiye, hukuku kişilerin değil ilkelerin belirlediği bir ülke olabilir, olmalıdır. Bu bir ütopya değil, bir tercihtir. Ve bu tercihi yaşama aktarmak için gereken birikim bu salonda fazlasıyla mevcuttur.”

Kaynak: HABER MERKEZİ