Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nu açıkladı. Karahan, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükselttiklerini açıkladı.
TCMB’NİN ENFLASYON KARARINA UZMAN YORUMU
Peki, TCMB enflasyon tahminini neden yükseltti? Türkiye ekonomisine katkısı ne olacak? İstanbul Aydın Üniversitesinden Ekonomist Elif Kaya, konuya ilişkin Türkinform’dan Ecem Çetin’e özel açıklamalarda bulundu.
“DİRENÇLİ İLERLEDİĞİNİN VE DIŞSAL RİSKLERİN ARTTIĞININ KABULÜ OLARAK DEĞERLENDİRMEK GEREKİYOR””
Kaya, TCMB'nin 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26'dan yüzde 28'e yükseltmesini, dezenflasyon programından bir sapmadan ziyade enflasyondaki düşüşün beklenenden daha dirençli ilerlediğinin ve dışsal risklerin arttığının kabulü olarak değerlendirmek gerektiğini ifade ederek, nitekim raporun enflasyon tahminleri üzerindeki temel riskleri ve bunların aktarım kanallarını ayrıca ele aldığını söyledi.
“PETROL FİYATLARINDAKİ YÜKSELİŞ, ENFLASYONU ETKİLİYOR”
Jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarının önemli olduğunu aktaran Elif Kaya, bir önceki Enflasyon Raporu'nda da tahminin yukarı yönlü güncellenmesinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle yükselen enerji fiyatları ve buna bağlı TL cinsi ithalat maliyetlerinin temel gerekçeler arasında olduğunu belirterek, son dönemde Batı Asya’daki gerilimlerin yeniden yükselmesiyle enerji piyasasındaki risklerin devam ettiğini aktardı. Kaya, “Uluslararası Enerji Ajansı da son değerlendirmesinde 2026 küresel petrol arzındaki düşüş beklentisini günlük 3,7 milyon varilden 4,3 milyon varile yükseltti. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlılığı yüksek bir ekonomi açısından petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca enerji faturasını değil; ulaştırmadan üretime kadar geniş bir alanda maliyetleri ve dolayısıyla enflasyonu etkiliyor.” dedi.
“YENİ TAHMİNİN PİYASA BEKLENTİLERİYLE NE ÖLÇÜDE ÖRTÜŞTÜĞÜ ÖNEMLİ”
Yüzde 26'dan yüzde 28'e çıkan iki puanlık revizyonun kendisinden çok, yeni tahminin piyasa beklentileriyle ne ölçüde örtüştüğünün önemli olduğunun altını çizen Elif Kaya, “eğer piyasa zaten yüzde 26'nın üzerinde bir yıl sonu enflasyonu fiyatlıyorsa, Merkez Bankası'nın tahminini yüzde 28'e taşıması büyük bir sürpriz yaratmaz. Hatta resmi tahmin ile piyasa beklentileri arasındaki mesafenin azalması, para politikasının gerçekçiliği ve öngörülebilirliği açısından olumlu değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
“ENFLASYON BEKLENTİLERİNİN ÇIPALANMASI AÇISINDAN ÖNEMLİ”
Elif Kaya, şöyle devam etti:
“Burada iletişim kanalı da kritik. Merkez Bankası yalnızca faiz üzerinden değil, beklentileri yönlendirerek de para politikası yürütüyor. Tahminlerin gerçekçi olması, risklerin açık biçimde ifade edilmesi ve hangi koşullarda sıkı duruşun korunacağının piyasa tarafından anlaşılması, enflasyon beklentilerinin çıpalanması açısından önemli. Ancak yukarı yönlü revizyonların sürekli hale gelmesi bu kez kredibilite açısından ters yönde çalışabilir.
“FAİZ İNDİRİMLERİNİN DAHA İHTİYATLI İLERLEMESİNİ GEREKTİREBİLİR”
Türkiye ekonomisine etkisi bakımından ise bu görünüm, faiz indirimlerinin daha ihtiyatlı ilerlemesini gerektirebilir. Çünkü jeopolitik risklerden kaynaklanan yeni bir enerji şoku, Merkez Bankası'nın doğrudan kontrol edemediği bir maliyet enflasyonu yaratıyor. Para politikası bunun ikincil etkilerini ve talebe geçişini sınırlayabilir; fakat enerji bağımlılığını faizle çözemez.
Dolayısıyla benim açımdan temel mesele yüzde 26 yerine yüzde 28 tahmin edilmesi değil. Türkiye'nin dezenflasyonu sürdürürken enerji ve ara malı bağımlılığı gibi yapısal kırılganlıklarını azaltması ve bunu büyüme, yatırım, reel ücretler ve gelir dağılımı üzerinde aşırı maliyet yaratmadan gerçekleştirmesi gerekiyor”





