Ailesinin tutumunu sorgulayan ve kendi hayatının kontrolünü eline almak istediğini vurgulayan genç kız, diyalog boyunca düşüncelerini ve tepkisini şu sözlerle dile getirdi.

Ekran Görüntüsü 2026 07 25 121726

"ZORLA YAPILAN BİR ŞEYİN BANA BİR SEVABI VAR MI?"

Ailesinin davranışlarını ve dayatmalarını kabullenmediğini belirten genç kız, zorlamanın bir mantığı olmadığını belirterek şunları söyledi:

"Davranışlarım sana doğru gelmiyor ama bana doğru geliyor. Sen bugün varsın ama yarın olmayabilirsin. Bunu nereye kadar zorlayacaksın? Tamam da ben evlendiğimde veya sen ölüp gittiğinde sen bana müdahale edemeyeceksin. Her şey benim istediğim gibi olacak. Demek ki bu, senin iradenin dışında olan bir şey."

Genç kız, baskı ortamının psikolojisini bozduğunu vurgulayarak konuşmasına şöyle devam etti:

"Bana baskı yaparak veya psikolojimi bozarak bunları bana yaptıramazsınız. Niye işine gelince gayretsiz lafları söylüyorsunuz? Söyleyebilir miyim? Tamam, ben istemiyorum. İstemediğim şeyleri niye bana zorla yaptırmaya çalışıyorsunuz? Bir de şöyle, kendi düşüncelerini söylüyorsun, söylüyorsun. Çıkmaza gelince, 'tamam babanı söyle o zaman' diyorsun. Hayır ama babam yokken, sen böyle düşünüyorsun. Babanı zorla dayatmaya çalışıyorsun. O zaman da istemiyorum."

"DOĞRU ADAM OLMAK SİZİN İSTEDİĞİNİZE GÖRE GİYİNMEK Mİ?"

Ailesinin "doğru adam olmak" ve "doğru davranmak" kalıplarını eleştiren genç kız, kalıplaşmış yargılara karşı çıktı:

"Doğru gelmiyor demek ki davranışların. Tamam, sana doğru gelmiyor ama bana doğru geliyor. Siz bugün olacaksınız ama yarın olmayabilirsiniz. Yani bunu nereye kadar zorlayacaksın? Ya da zorla yapılan bir şeyin bana bir sevabı ya da bir faydası var mı sence? 'Doğru adam olmaya git' diyorsun. Doğru adam olmak ne demek? Doğru düzgün davranmak. Doğru düzgün davranmak ne demek yani? Sen istediğine göre giyinen mi?"

Ekran Görüntüsü 2026 07 25 121712

DİNDEKİ ÇELİŞKİLER VE HOŞGÖRÜ ÖRNEKLERİ

Ailesinin dini yaşayışındaki çelişkilere de değinen genç kız, toplumdaki farklı aile yapılarını örnek gösterdi:

"Sen de ona bakarsan o zaman namaz kılmıyorsun mesela. Sen de tam dörtte dört bir Müslüman değilsin. Müslümanların namaz kılıyor ona bakarsan. Ailesi çok muhafazakar olup, annesi, babası namaz kılan... Annesi namaz kılıp da hayatında gayet saygı duyan, kızı şortla gezen insanlar var. Ben şort falan da giymiyorum."

Annesinin "Ama onlar işte uyum sağlamıyor. Öyle aileye öyle yakışmıyor" yanıtı üzerine genç kız tepkisini sürdürdü:

"Uyum sağlamıyor ama annesi... Aslında kız yanında şortla geçince yanında hiçbir şey durmuyor yani. Öyle kişilere... Bunu söyledin ya, sen bunu söyledikten sonra ben şu anda dersem... Diyeyim boş sayfa. Senin kafaya bunu düşüneceğin zaten belli oluyor. Onun yanında öyle biri diye bir şey yok. O öyle olmayı tercih ediyor, bu böyle olmayı tercih ediyor."

"HERKESİN KENDİ KARARI"

Farklı hayat tercihlerine saygı duyulması gerektiğini belirten genç kız, empati çağrısında bulundu:

"O zaman açık bir ailede ya da çok rahat geniş bir ailede doğup büyüyüp kapalı olan insanlar var. O zaman o da uyum sağlayamadığı için o da açık olsun diyeyim. Öyle demiyorsunuz ama. 'Ne güzel bak annesi açık ama kendisi kapalı' demiyor değil mi? O zaman herkesin kendi kararı. Öyle değil mi? O zaman herkesin iyi şey yapabileceği yol..."

Annesinin "İyi olan, kapalı olan mı?" yaklaşımına karşılık genç kız, dış görünüş ile iyi insan olmanın karıştırılmaması gerektiğini vurguladı:

"Kapalı olup ya da ne bileyim çok namaz kılıyor gibi gözüküp neler yapan insanlar var. Bunlar bizim tanıdıklarımızdan da var gayet. Onlara karıştırmayacağım. İşine geldiğine göre davranıyorsun şu an. Herkes öyle değil, olsun. Herkese göre mi şekilleniyorsun sen? 'Doğru bir tane' diyorsun. Doğru namaz kılmak ya da iyi insan olmak; namaz kılmak ya da kapalı olmak değil. Doğru bir tane değil... Tamam da, pardon doğru bir tane yani. Namaz kılıyorsun ya da kapalısın diye sen iyi bir insan ya da kötü bir insan olmuyorsun. İyi insan olup olmanı bunlar belirlemiyor zaten. Bu senin söylediklerinin bunlar çelişiyor zaten. Zaten mantıksız yani."

İşte zayıflama iğnelerinde en büyük risk!
İşte zayıflama iğnelerinde en büyük risk!
İçeriği Görüntüle

"BENİM GÜNAHIM SANA YAZILMAYACAK"

Ailesinin tesettürün farz olduğunu ve anne-babanın çocuktan sorumlu olduğunu savunması üzerine genç kız, dini sorumluluğun bireyselliğini şu ifadelerle dile getirdi:

"Niye tesettür? Ailenin tesettürü farz... Bunlar aile tesettürü. Tamam farz ama bundan ben sorumluyum. Benim şeyim sana yazılmayacak ki. Ya da ben ömrüm boyunca seninle olmayacağım ki. Sen şu an bana istediğin kadar karış. Bir ailene yazılıyor... Çocuğu ondan sonra sorumlu... Hatta baba... Bak çocuğunu işte... Tamam da... Bugün sen varsın. Yarın bir gün ben ayrı bir evde yaşadığımda ya da evlendiğimde ya da sen ölüp gittiğinde, o zaman sen buna müdahale edemeyeceksin. Yani yine her şekilde benim istediğim olacak. Ya belki bu senin iradenin dışında seni ilgilendiren..."

"SUÇLU SİZSİNİZ AMA BENİ SUÇLU GÖRÜYORSUNUZ"

Konuşmanın sonunda ailelerin sadece doğruyu söylemekle sorumlu olduğunu, baskı yapma haklarının bulunmadığını ifade eden genç kız, duygusal yükünü şu sözlerle aktardı:

"Sen bana doğruyu söylemekle sorumlusun. Ama sen bana zorla bir şeylere ya da baskı yaparak, sen benim psikolojimi bozarak siz bunları yapıyorsunuz. Bunları bana yaptıramazsınız. Kendi suçlu olduğunuz şeyden dolayı beni suçlu görüyorsunuz. Benim psikolojimi bozdunuz ama ben bir şeyleri yapmayınca 'sen böylesin' diyorsunuz. Ama beni sen bu noktaya getirdin."

Günün sonunda bu diyalog, kuşak çatışmasını, dinin bireysel vicdan ve irade boyutu ile ailelerin üzerindeki toplumsal/dini baskıların gençler üzerindeki psikolojik etkilerini bir kez daha tartışmaya açtı.

Muhabir: Sümeyye Aksu