İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti Genel Merkez binasında geçekleştirilen Siyaset Akademisi'nin ikinci dönem açılışına katıldı ve açıklamalarda bulundu.
Artık başlangıcın geride bırakıldığını, şimdiki hedefin bu akademinin kök salması olduğunu belirten Dervişoğlu, çünkü bir kadro hazırlığından, bu memleketin mesuliyetinden bahsettiklerini belirtti.
“MEMLEKETİ YÖNETMEYE TALİP BİR SİYASİ HAREKETİZ”
Siyaset ciddiyetine, devlet sorumluluğuna ve Cumhuriyet ahlakına yeni bir katkının kapısını araladıklarını aktaran İYİ Parti Lideri, memleketi yönetmeye talip bir siyasi hareket olduklarını söyledi.
“SİYASET, YALNIZCA GÜNLÜK TARTIŞMALARIN VE SEÇİM HESAPLARININ ALANI DEĞİLDİR”
Böyle bir iddianın da yalnızca cesaret istemeyeceğini, şüphesiz hazırlığın istediğini aktaran İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, hazırlığın ise bütünlüklü ve tutarlı bir siyaset anlayışına dayanması gerektiğini ifade etti. Dervişoğlu, “Çünkü siyaset, yalnızca günlük tartışmaların ve seçim hesaplarının alanı değildir. Bizim için siyaset; dünyayı doğru okumakla, milleti doğru anlamakla ve devleti doğru kavramakla mümkündür. Bu yüzden her fırsatta altını çizdiğim bir husus var: Yaşadığımız dönemi doğru teşhis etmek zorundayız. Ancak o sayede üniter milli devletimizi koruyabiliriz” dedi.
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU'NDAN "SİYASETSİZLİK DURAĞI" ÇIKIŞI
Bir memlekette seçimin yerini atama, rekabetin yerini müdahale, hukukun yerini imtiyaz alıyorsa; orada siyasetin kendisinin askıya alındığını, bu tabloya siyasetsizlik durağı denildiğini söyleyen Dervişoğlu, siyasetsizlik durağının milletin tercih hakkından mahrum edildiği yer olduğunu belirtti. Dervişoğlu, “Partilerin, belediyelerin, kurumların ve toplumun doğal işleyişine müdahale edildiği yerdir. Rekabetten korkanların, milletin kararına güvenmeyenlerin, hukuku siyasetin aracı hâline getirenlerin varmak istediği son duraktır. Bu sebeple kime yönelirse yönelsin, hangi partiye, hangi belediyeye, hangi siyasi iradeye yapılırsa yapılsın; milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak bizim temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir” dedi.
“HAKİKAT İLE PROPAGANDAYI, BİLGİ İLE MANİPÜLASYONU, MİLLÎ ÇIKAR İLE GÜNLÜK SİYASİ HESABI BİRBİRİNDEN AYIRABİLMEKTİR”
Bugün dünyanın eski alışkanlıklarla okunabilecek bir dünya olmadığını belirten Müsavat Dervişoğlu, kurallara dayalı ekonomi düzeni sarsılmakta, ittifaklara dayalı küresel ilişkilerin biçim değiştirdiğini, güç dengelerinin her gün yeniden kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Savaşla barışın, diplomasiyle baskının, ekonomiyle güvenliğin, teknolojiyle egemenliğin birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz. Belirsizlik, ülkeler arası ilişkilerin ana dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Gerilimler kolayca çatışmaya dönüşebilmekte, devletler ani kararlarla savrulabilmekte, toplumlar bir anda ağır bedellerle karşı karşıya kalabilmektedir. Böyle bir çağda, siyasetin ve siyasetçinin bir sorumluluğu da hakikat ile propagandayı, bilgi ile manipülasyonu, millî çıkar ile günlük siyasi hesabı birbirinden ayırabilmektir. Çünkü çağımızda yalnızca olaylar değil, o olaylara yüklenen anlamlar da mücadele konusudur” açıklamasında bulundu.
Dervişoğlu, şöyle devam etti:
“Ülkelerin iç siyasetine baktığımızda da görüyoruz ki, toplumlarda da kural tanımazlık artmakta, hukuki ve sosyal güvenceler zayıflamakta, yurttaşlık fikri, hak ve sorumluluk temelinden uzaklaştırılmaktadır. İnsanlar, kendi kaderi üzerinde söz sahibi yurttaşlar olmaktan çıkarılıp, sadece yönetilen kalabalıklar hâline getirilmek istenmektedir. Bunun neticesinde de bir otoriterlik sarmalı ortaya çıkmaktadır. Tek adamcı anlayışlar güçlenmekte, demokratik teamüller aşındırılmakta, millet iradesini zayıflatan zararlı ve yıkıcı siyasal anlayışlar yaygınlaşmaktadır. Fakat yine insanlık tarihinden biliyoruz ki, hak ve hürriyet arayışı bastırılsa da yok edilemez. Milletlerin egemenlik hakkı gasp edilse de neticede, o irade er ya da geç galip gelir. Çünkü insanın hürriyet arzusu ve milletlerin kendi kaderine sahip çıkma iradesi, bu sisli dönemleri de geride bırakacak kudrete sahiptir.”
“MİLLETİN OLMADIĞI YERDE DEVLET, HUKUKUN OLMADIĞI YERDE DÜZEN, RIZANIN OLMADIĞI YERDE MEŞRUİYET OLMAZ”
“Biz Türk milleti olarak, tarih boyunca yalnızca ayakta kalmayı değil, kendimizi yenilemeyi de başarmış bir milletiz. Asya’dan Avrupa’ya, tarih sahnesine çıktığımız andan itibaren kurduğumuz devlet ve medeniyetlere, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarına, Tanzimat’tan Meşrutiyet’e, Mecelle’den Medeni Kanun’a ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan büyük yürüyüşümüz, bunun en açık göstergesidir. Biz bu değişimleri bir moda olduğu için yaşamadık. Birilerinin dayatmasıyla değil kendimize daha iyisini layık gördüğümüz için, daha adilini, daha güvenlisini, daha hür olanını, daha müreffeh olanını istediğimiz için yaşadık. 1919’da başlattığımız Millî Mücadele de sadece cephelerde kazanılacak bir savaş değildi. O mücadele, Türk milletinin “daha iyi yaşamak” kavgasıydı. “İstiklal-i tam” kavgasıydı. Kendi kaderini başkasının insafına bırakmamak kavgasıydı. 1920’de milletimiz, Millî Mücadele’yi Büyük Millet Meclisi ile yürüttü. 1923’te Cumhuriyet’i kurdu. 1950’de çok partili hayatı, millet iradesinin doğal sonucu olarak kabul etti. Bütün bunlar bize şunu gösterir: Türk milleti her kritik eşikte bir tercihte bulunmuştur. Ve o tercih hep meşveretten yana olmuştur, eşitlikten yana olmuştur, hukuktan ve adaletten yana olmuştur, millî iradeden yana olmuştur. Cumhuriyet, işte bu tarihsel tercihin adıdır. Millî egemenlik, bu tercihin siyasi ilkesidir. Hukuk devleti, bu tercihin kurumsal güvencesidir. Bugün bizim Cumhuriyet’i savunmamızın sebebi de budur. Kaybettiklerimizi bir daha kaybetmemek için, seçme irademizi kimseye rehin etmemek için, hiçbir şahsın ömrüyle, çıkarıyla, zaafıyla milletimizin geleceğini ipotek ettirmemek için, millî kimliğimizle Cumhuriyet ilkelerini bir ve bütün şekilde görüyoruz. Çünkü milletin olmadığı yerde devlet, hukukun olmadığı yerde düzen, rızanın olmadığı yerde meşruiyet olmaz”





