İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, 2027 yılı bütçe teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bütçeyi “dayanıklılık”, “refah” ve “dönüşüm” kavramlarıyla tanımlamasına tepki gösteren Dalgın, bütçenin Türkiye’nin ekonomik sorunlarına çözüm üretmediğini ileri sürdü. Dalgın, “Bu bütçe refah değil darlık bütçesidir. Bu bütçe dayanıklılık değil kırılganlık bütçesidir ve bu bütçe dönüşüm değil vasatlık bütçesidir” dedi.
Partisinin genel merkezinde basın açıklaması yapan Dalgın, bütçenin yalnızca gelir ve gider kalemlerinden oluşmadığını, aynı zamanda devletin önceliklerini ortaya koyduğunu belirtti. Dalgın, bütçe teklifindeki rakamlara göre devletin yaklaşık 27,5 trilyon lira harcama, 23,5 trilyon lira gelir hedeflediğini ve günlük yaklaşık 11 milyar liralık açık öngördüğünü söyledi.
“5 LİRALIK VERGİNİN 1 LİRASI FAİZE GİDİYOR”
Bütçedeki faiz giderlerine dikkati çeken Dalgın, kamu kaynaklarının önemli bir bölümünün faiz ödemelerine ayrıldığını ifade etti. Dalgın, 2027 yılında faiz giderlerinin yaklaşık 4 trilyon liraya ulaşacağını belirterek, “5 liralık verginin 1 lirası faize gidiyor demek. Aynı zamanda bu yıla göre önümüzdeki yıl yüzde 43 daha fazla faiz ödeyeceğim diyor” diye konuştu.
Hazine’nin faiz ödemelerini karşılamak için borçlanmaya devam ettiğini öne süren Dalgın, kamu borcundaki artışın ekonomik açıdan ciddi risk oluşturduğunu dile getirdi. Hazine borcunun 16 trilyon lira seviyesinde olduğunu ve 20 trilyon liraya çıkarılmasının öngörüldüğünü söyleyen Dalgın, 2018’de yaklaşık 1 trilyon lira olan borç yükündeki artışı eleştirdi.
Borçlanmanın yalnızca ekonomik bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Dalgın, “Borç yiğidin kamçısı falan değil, borç alan emir alır. Bu iş sadece bir finansal mesele değil, aynı zamanda bir milli güvenlik problemidir” ifadelerini kullandı.

“REFAH TOPLUMA YAYILMIYOR”
Dalgın, bütçenin refahı artıracağı yönündeki değerlendirmelere de karşı çıktı. Türkiye’nin son iki yıldır dünya ekonomisiyle benzer hızda büyüdüğünü söyleyen Dalgın, gelişmekte olan bir ülkenin istihdam ve gelir artışı sağlayabilmesi için daha yüksek büyüme performansı göstermesi gerektiğini belirtti.
Kişi başına düşen milli gelir rakamlarının toplumun tamamının ekonomik durumunu yansıtmadığını ileri süren Dalgın, gelir dağılımındaki farklılıklara işaret etti. Dalgın, “Bu refah, topluma yayılan bir refah değil. Orta direğe yayılan bir refah değil. Anadolu’ya yayılan bir refah değil” dedi.
Vergi politikalarını da eleştiren Dalgın, bütçede enflasyonun yüzde 21, vergi gelirlerindeki artışın ise yüzde 36 olarak öngörüldüğüne dikkati çekti. KDV, özel tüketim vergisi ve gelir vergisinin ağırlıklı olarak vatandaşların üzerinde olduğunu belirten Dalgın, kurumlar vergisiyle karşılaştırıldığında vatandaşların daha fazla vergi yükü taşıdığını öne sürdü.
KAMU HARCAMALARI VE ENFLASYON ELEŞTİRİSİ
Kamu harcamalarında yüzde 37,5 artış hedeflendiğini kaydeden Dalgın, bu yaklaşımın enflasyonla mücadeleyi zorlaştıracağını savundu. Hükümetin enflasyonu tek haneye indirme hedefini sürekli ileri tarihlere taşıdığını söyleyen Dalgın, 2029 yılı için öngörülen hedefin de gerçekleşeceğine ilişkin soru işaretleri bulunduğunu dile getirdi.
Dalgın, bütçedeki harcama artışlarının fiyat istikrarı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, ekonomi yönetiminin mevcut politikalarını eleştirdi.
REEL SEKTÖR VE TARIMA AYRILAN KAYNAKLAR
Bütçede reel sektöre ayrılan kaynağın yetersiz olduğunu ileri süren Dalgın, bu alana bütçenin yaklaşık 40’ta 1’i kadar kaynak ayrıldığını söyledi. Söz konusu tutarın Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi şirketinin iki aylık finansman giderine denk geldiğini belirten Dalgın, desteğin işletmelerin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalacağını öne sürdü.
Tarım desteklerini de değerlendiren Dalgın, tarıma ayrıldığı belirtilen 1,3 trilyon liralık kaynağın tamamının doğrudan çiftçiye ulaşmadığını ifade etti. Tarım Kanunu’nda milli gelirin yüzde 1’inin tarımsal desteklere ayrılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Dalgın, son 20 yılda verilmesi gerektiğini hesapladıkları destek tutarı ile sağlanan kaynak arasında fark bulunduğunu savundu.
Dalgın, tarımsal üretimin desteklenmesinin gıda enflasyonu ve çiftçilerin ekonomik koşulları açısından önem taşıdığını belirterek, tarım politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“DÖNÜŞÜM YERİNE VASATLIKLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Bütçenin üretim ve teknoloji alanlarında yapısal bir dönüşüm ortaya koymadığını savunan Dalgın, Türkiye’de imalat sanayisindeki istihdamın büyük bölümünün düşük ve orta-düşük teknoloji seviyesindeki işlerde yoğunlaştığını belirtti. Yapay zekâ ve robotik teknolojilerin çalışma hayatını dönüştürdüğünü söyleyen Dalgın, Türkiye’nin bu değişime hazırlanması gerektiğini ifade etti.
Yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının uzun süredir yüzde 4 seviyesinde kaldığını öne süren Dalgın, üretim kapasitesinin ve teknoloji yatırımlarının artırılması çağrısı yaptı.
Türkiye ekonomisinin üretim ve sanayi yerine tüketim odaklı bir yapıya yöneldiğini savunan Dalgın, bu durumu “kafe latte ekonomisi” ifadesiyle eleştirdi. Kahve zincirlerinin ekonomik faaliyet içinde yer almasına karşı olmadıklarını ancak ekonominin yalnızca bu tür işletmelerin etrafında şekillenemeyeceğini belirten Dalgın, daha fazla yatırım, üretim ve istihdam sağlayan bir ekonomik yapıya ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Dalgın, 2027 bütçesinin faiz yükü, vergi politikaları, tarımsal destekler ve teknoloji yatırımları bakımından Türkiye’nin ekonomik sorunlarına yeterli yanıt vermediğini ileri sürerek değerlendirmelerini tamamladı.





