Yabancı uyruklu ailelerin, vadedilen profiller dışında sperm ve yumurtalarla çocuk sahibi yapıldığı iddiaları derinleşirken; mağdur çocuk sayısının en az 30'a ulaştığı resmen tescillendi.
"DANİMARKALI DONÖR" HAYALİ 13 YIL SONRA YIKILDI
Ailelerin şüpheleri, çocukları büyüdükçe seçtikleri donörlerin fiziksel özelliklerini taşımadıklarını fark etmesiyle başladı. Şüpheli gruptaki çocuklardan 11’ine uygulanan ticari DNA testleri, ailelerin adeta dünyasını başlarına yıktı. Test sonuçları, çocukların ailelerin seçtiği donörlerle hiçbir biyolojik bağı olmadığını, aksine genetik kökenlerin Türkiye, çevre coğrafyalar ve Güney Avrupa bölgelerine dayandığını kanıtladı.
Örneğin, 2012 yılında KKTC'de anne olan İngiltere vatandaşı Rachel, ısrarla Danimarkalı bir donör seçmesine rağmen gerçeği ancak 13 yıl sonra yapılan genetik analizle öğrenebildi.
TEK BİR MERKEZDE YOĞUNLAŞAN ŞÜPHELER VE BİLİNMEZLİK KABUSU
Uluslararası boyuta taşıyan araştırmalarda, incelemeye alınan 30 vakanın yarısının tek bir sağlık merkezinde toplandığı ortaya çıktı. Soruşturma dosyasında Dr. Firdevs Uğuz Tip, Dr. Şevket Alptürk ve hasta koordinatörü Julie Hodson’ın isimleri yer alırken; bu durum skandalın organize bir boyutta yürütüldüğü iddialarını güçlendirdi.
Biyolojik bağın koparılmış olması sadece hukuki ve etik bir sorun yaratmıyor; aynı zamanda çok büyük bir sağlık tehdidini de beraberinde getiriyor. Çocukların gerçek anne veya babasının kimliğinin meçhul kalması; ilerleyen yaşlarda karşılaşabilecekleri kalıtsal hastalıklar, genetik riskler ve tıbbi geçmişe dair hiçbir veriye ulaşılamaması aileleri derin bir çaresizliğe sürüklüyor.

KKTC SAĞLIK BAKANLIĞI SORUŞTURMAYI DERİNLEŞTİRİYOR
İlk etapta sınırlı sayıdaki vakayla gündeme gelen ancak mağdur sayısının çığ gibi büyüdüğü bu skandal karşısında KKTC Sağlık Bakanlığı da düğmeye bastı. Mevzuata aykırılık ve dolandırıcılık iddialarına yönelik denetimlerini ve soruşturma sürecini en üst seviyeye çıkaran bakanlığın, atacağı adımlar ve klinikler hakkında vereceği kararlar merakla bekleniyor.


