Dış politika yazarı Mehmet Beyhan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Riyad'da imzalanan "Mekke Savunma Anlaşması"na ilişkin Türkinform'a değerlendirmelerde bulundu. Beyhan, söz konusu anlaşmanın yalnızca üç ülke arasındaki savunma iş birliğiyle sınırlı olmadığını, bölgesel ve küresel dengeleri etkileyecek stratejik bir adım niteliği taşıdığını öne sürdü.
Dünyanın son yıllarda hızlı ve köklü bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirten Beyhan, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Filistin çatışmaları ve İran-İsrail gerilimi gibi gelişmelerin mevcut uluslararası düzenin değiştiğini gösterdiğini ifade etti. Türkiye'nin bu süreçte edilgen bir konumda kalmaması gerektiğini savunan Beyhan, yeni jeopolitik yaklaşımların geliştirilmesinin zorunluluk haline geldiğini söyledi.

"2019'DA ORTAYA KOYDUĞUMUZ VİZYON HAYATA GEÇİYOR"
Beyhan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'nın, 2019 yılında kaleme aldığı yazılarında dile getirdiği "3-AB" (Asya, Avrupa ve Afrika Birliği) vizyonunun ilk somut adımı olduğunu ileri sürdü.
Yaklaşık yedi yıl önce Milat Gazetesi'nde yayımlanan yazılarında Türkiye'nin çok kutuplu dünyaya uygun yeni ittifak modelleri geliştirmesi gerektiğini savunduğunu hatırlatan Beyhan, o dönemde ortaya koyduğu önerilerin bugün daha görünür hale geldiğini ifade etti.
"BİRLEŞME STRATEJİSİ"
Beyhan'a göre "3-AB" yaklaşımı, tüm ülkeleri tek çatı altında toplamayı hedefleyen bir proje değil; Türkiye'nin tarihsel ve stratejik bağlara sahip ülkelerle aşamalı biçimde iş birliği geliştirmesini öngören bir model niteliği taşıyor.
Bu kapsamda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ilk halkayı oluşturduğunu belirten Beyhan, ilerleyen süreçte başka ülkelerin de dahil olabileceğini belirtiyor.
Beyhan konuya ilişkin şu sözleri sarf etti;
O günlerde bazı dostlarımızın "Güzel fikir ama mümkün mü?" diyerek ihtiyatla yaklaştığı, kimilerinin ise bugünün gerçeklerinden uzak gördüğü o öneri, bugün İslam dünyasının ve mazlum coğrafyaların can simidi olarak masadadır. Fikirlerimizin zamanın imbiğinden geçerek, Rabbimizin de lütfuyla bugün somut bir hakikate tebdil olduğunu görmek, şahsım için kelimelerle tarif edilemez bir hamd ve şükür vesilesidir.
"İLK ADIM"
Riyad'da imzalanan üçlü anlaşmanın nihai hedef olmadığını dile getiren Beyhan, bunun daha geniş kapsamlı bölgesel iş birliklerinin başlangıcı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Beyhan, "2019'da dile getirdiğimiz bölme stratejilerine karşı birleşme stratejisi ve ekonomik-güvenlik alternatifleri üretme yaklaşımı bugün somut bir zemine kavuşuyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın oluşturduğu yapı, daha geniş bir jeopolitik vizyonun ilk ve en sağlam adımıdır." değerlendirmesinde bulundu.
BEYHAN’IN 2019 TARİHLİ SÖZ KONUSU YAZISI
"Dünya hızlı bir değişim sürecinden geçiyor. Dün karşı kutuplarda yer alan bazı ülkeler bugün aynı uluslararası örgütlerde bulunuyor. İdeolojik yaklaşımlar yerine günün koşullarına uygun pratik çözümler benimsenmiş durumda. Türkiye, bütün bu değişimleri doğru okuyarak, hem içerde hem dışarda ülkenin ekonomik ve güvenlik gereksinimlerini dikkate alacak alternatif düşünceler geliştirmesi gerekir.
Bu bağlamda 06.11.2019 tarihli yazımızda Türkiye'ye kısaca ''3-AB'' olarak formüle ettiğimiz Asya-Avrupa ve Afrika Birliğini sağlama fikrine öncülük etmesi gerektiğini önermiştik. Çünkü Türkiye çevresindeki bölgelere girişi kolaylaştıran gerektiğinde de çıkışı zorlaştıran jeopolitik bir özelliğe sahiptir.
Her ülkenin coğrafi konumunun bir önemi olsa da Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı olarak üç kıtanın merkezinde bulunması ona müstesna bir konum biçiyor. Dolaysıyla Türkiye, coğrafi konumuna uygun olarak bölme siyasetlerine karşı birleştirici bir siyaset izlemesi herkesin çıkarınadır. ''3-AB'' formülünün bu bağlamda önemli olacağını düşünüyoruz.
Türkiye'nin önünde bir tek Avrupa Birliği seçeneği yoktur. 3-AB fikri seçeneklerden sadece biridir. 3-AB'nin amacı sadece Türkiye'yi egemen güç yapıp etrafındaki ülkeler üzerinde hegemonya kurmak değildir. 3-AB fikrinin amacı Türkiye'nin çevresindeki siyasi gelişmeleri olumlu yönde etkileme, hem kendi menfaatlerini hem de onların menfaatlerini gözeterek uzlaşmayı, dayanışmayı sağlamaktır. İnsanlığın özlediği adalet ve barışı mümkün kılmaktır. Türkiye'nin jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda 3-AB fikri tüm bölgeye emsalsiz fırsatlar verecektir.
3-AB düşüncesinin üç temel stratejik nedeni vardır. Birincisi, bölme stratejilerine karşı birleşme stratejisini geliştirmek. İkincisi, savaş ve çatışma çıkartma çabalarına karşı barışa öncülük etmek. Üçüncüsü, ekonomik kaynakların sömürülmesini engelleyerek halkların refahına hizmet edecek adil bir paylaşımı mümkün kılmak.
Bu konuda bazı dostlarımız bize: ''3-AB düşüncesi güzel bir fikir ama bu mümkün mü?'' Aslında 3-AB fikri Türkiye'nin kıtaları birleştiren coğrafyasına, tarihsel tecrübesine, güç yerine adaleti esas alan kadim geleneğine, savaş yerine daima barışı önceleyen anlayışına, bencil çıkarlar yerine paylaşmayı esas alan cömert ruhuna, daima zalime karşı mazlumdan yana olan karakterine, akıl ve vicdan ölçüleri içerisinde herkesin tercihine saygı duyan değerlerine uygundur.
3-AB önerimizin en doğru öneri olduğuna dair bir iddiamız yoktur. Ama Mustafa Kutlu abimizden sık duyduğum güzel bir halk tabiriyle: ''üfürükten tayyare'' de değildir. Bu fikrimiz uzun yıllara dayanan okumalardan, üç kıtada bulunan birçok ülkeye defalarca ziyaretten aldığımız notlardan ve yukarıda atıf yaptığımız her bir başlık açısından enine boyuna düşündükten sonra oluşan mütevazı bir katkıdır.
Türkiye, çok kutuplu bir dünyanın güçleri arasındaki dengelerde etkili rol oynayabilecek bir coğrafyaya sahiptir. Yeter ki kendi içimizdeki dayanışmamızı güçlendirelim. Kısır politik tartışmalardan kafamızı biraz kaldırıp tekerleğin hangi istikamette döndürülmek istendiğine bakabilelim."



