Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları sürerken Riyad’da kritik bir buluşma gerçekleşti. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın genelkurmay başkanlarını aynı masada buluşturan toplantı, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın olası bir saldırı karşısında nasıl işletileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Peki Husi saldırıları anlaşmanın kolektif savunma mekanizmasını harekete geçirebilir mi? Türkiye Yemen’e asker gönderir mi? Üç ülkenin oluşturduğu savunma mekanizması bölgede nasıl bir karşılık bulacak?

Türkinform muhabiri Pelin Zengin sordu, Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin İnaç yanıtladı.

RİYAD’DA KRİTİK MASA

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ardından üç ülke arasındaki güvenlik temasları hız kazandı. 31 Ağustos’ta İstanbul’da Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi ilk toplantısını gerçekleştirirken, 25 Eylül’de bu kez üç ülkenin en üst düzey askeri yetkilileri Riyad’da bir araya geldi.

Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının gündemde olduğu bir dönemde gerçekleşen toplantı, Mekke Anlaşması’nın olası bir saldırı karşısında nasıl işletileceği sorusunu da öne çıkardı.

İnaç’a göre Riyad’daki buluşmanın temel nedenlerinden biri, artan Husi saldırıları karşısında bölgesel güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin yeni bir iş birliği mekanizmasının şekillendirilmesi.

İnaç, Mekke Anlaşması’nın ortaya çıkışındaki temel dinamiklerden birinin de bölgesel problemlerin yine bölge aktörleri tarafından çözülmesini esas alan bir güvenlik anlayışını hakim kılma çabası olduğunu belirtti.

BÖLGESEL AKTÖRLER ÖNE ÇIKIYOR

İnaç, son dönemde ABD’nin İsrail’e yönelik askeri desteğinin ve Yemen merkezli saldırıların Suudi Arabistan üzerindeki güvenlik baskısını artırdığını ifade etti.

Trump imzaladı: ABD’nin Grönland’daki askeri varlığı genişliyor
Trump imzaladı: ABD’nin Grönland’daki askeri varlığı genişliyor
İçeriği Görüntüle

Suudi Arabistan’ın kuzey ve güney yönlerinden saldırılarla karşı karşıya kaldığını belirten İnaç, bu tablonun Mekke Anlaşması’nı oluşturan üç ülkenin nasıl bir iş birliği içerisinde hareket edeceği sorusunu daha önemli hale getirdiğini söyledi.

İnaç ayrıca, bölgedeki gerilimlerin mezhep savaşı saikıyla yürütülmesi ihtimaline dikkat çekerek ABD, İsrail ve İran’ın bölgedeki rollerine ilişkin eleştirilerde bulundu.

Suudi Arabistan’ın farklı yönlerden İran destekli vekil güçlerin saldırılarına maruz kaldığını ve bölgedeki gelişmelerin daha geniş bir güvenlik mücadelesinin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

TÜRKİYE YEMEN’E ASKER GÖNDERECEK Mİ?

Mekke Anlaşması’yla ilgili en çok merak edilen başlıklardan biri Türkiye’nin olası askeri rolü.

İnaç, Türkiye Mekke Savunma İttifakı’nın içerisinde yer alsa da Yemen’de askeri bir güç bulundurarak Suudi Arabistan’a doğrudan destek olmayacağını savundu.

İnaç’a göre anlaşmanın kolektif güvenlik mekanizması, üç devletten birine başka bir devlet tarafından saldırılması durumunda harekete geçmeyi gerektiriyor. Ancak Husilerin bir devlet olmadığını belirten İnaç, bu nedenle Husi saldırılarının anlaşmanın kolektif savunma mekanizması kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ayrıca ele alınması gerektiğini ifade etti.

İnaç ayrıca, anlaşmanın yürürlüğe girmesi ve uygulanabilmesi bakımından üye ülkelerin kendi iç hukuklarındaki süreçlerin tamamlanması gerektiğini belirtti. Uzmanın değerlendirmesine göre, ülkelerin parlamentolarındaki süreçlerin ardından askeri güç gönderilmesi konusunda da ayrıca gerekli izin mekanizmalarının işletilmesi gerekiyor.

HUSİLER ANLAŞMAYI TETİKLER Mİ?

Mekke Anlaşması açısından kritik soru tam da burada ortaya çıkıyor.

İnaç, Husilerin devlet değil, devlet dışı bir vekil güç olması nedeniyle Yemen’deki saldırıların anlaşmanın kolektif savunma hükmü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tartışmalı olduğunu söyledi.

Husi sorununun 2015’ten bu yana devam eden ve yeni ortaya çıkmış olmayan bir kriz olduğuna dikkat çekerek, bu meselenin Mekke Anlaşması’nın kapsamı içerisinde değerlendirilmeyebileceğini ifade etti.

Bu nedenle Riyad’daki toplantı yalnızca Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara verilecek yanıt açısından değil, anlaşmanın hangi durumlarda ve hangi aktörlere karşı işletileceğinin belirlenmesi bakımından da önem taşıyor.

ANLAŞMA NASIL İŞLEYECEK?

İnaç’a göre üç ülkenin ortak savunma anlayışının gerçek anlamda işlerlik kazanabilmesi için askeri eğitimler ve tatbikatlar düzenlenmesi, ortak savunma doktrinlerinin geliştirilmesi ve ülkelerin birbirlerini daha iyi tanıması gerekiyor. Olası bir savaş durumunda üç ülke arasındaki koordinasyonun sağlanabilmesi için gerekli altyapının da oluşturulması gerektiğini belirtti.

İnaç’ın değerlendirmesine göre 7 Ağustos’ta oluşturulan Mekke İttifakı henüz kurumsal yapılanmasını tamamlamış değil. İttifakın sekretaryasının oluşturulması ve kurumsal işleyiş kapasitesinin kazanılması gerektiğini ifade etti.

İnaç ayrıca, ortak savunma mekanizmasının fiilen işler hale gelmesi için üç ülke arasında askeri eğitim, tatbikat ve koordinasyon süreçlerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

İLK SINAV SAHADA

7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ardından İstanbul’da siyasi ve savunma mekanizmasına ilişkin ilk toplantının yapılması, 25 Eylül’de ise üç ülkenin genelkurmay başkanlarının Riyad’da bir araya gelmesi, anlaşmanın uygulama boyutunu yeniden gündeme taşıdı.

Önümüzdeki dönemde en çok merak edilen başlıklardan biri, Husilerin gerçekleştirdiği saldırıların Mekke Anlaşması’nın kolektif savunma mekanizması kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği olacak.

Bir diğer kritik soru ise Türkiye’nin bu mekanizma içerisindeki rolünün nerede başlayıp nerede sona ereceği.

Riyad’daki askeri buluşma, bu nedenle yalnızca üç ülke arasındaki güvenlik iş birliği açısından değil, Mekke Anlaşması’nın hangi durumda, hangi aktöre karşı ve hangi mekanizmalarla işletileceğinin belirlenmesi açısından da önem taşıyor.

Muhabir: Pelin Zengin