İnsanların duygusal ilişkilerinde yaptığı seçimler yalnızca karşısındaki kişinin görünüşü, karakteri veya hayat tarzıyla şekillenmeyebiliyor. Çocuklukta öğrenilen sevgi biçimi, güven duygusu ve aile içinde karşılaşılan davranışlar, yetişkinlikte kime yakınlık duyulduğunu etkileyebiliyor.
Uzman Psikolog Servet Aşan, Türkinform muhabiri Almila Kerküklü’ye verdiği özel röportajda, bazı insanların neden annesinin veya babasının özelliklerini taşıyan kişilere yöneldiğini değerlendirdi. Aşan, çocuklukta öğrenilen sevgi biçiminin sağlıklı ya da sağlıksız olmasından bağımsız olarak kişiye tanıdık gelebildiğini belirtti.
İNSAN ZİHNİ TANIDIĞI ŞEYE YÖNELİYOR
İnsan zihninin dikkat çekici özelliklerinden birinin daha önce tanıdığı ve deneyimlediği durumlara yönelmek olduğunu belirten Aşan, ilişki tercihlerinde de benzer bir mekanizmanın etkili olabileceğini söyledi. Aşan, “İnsan zihninin ilginç taraflarından biri, her zaman bildiğimiz şeylere yönelmesidir” dedi.
Bir kişide anne veya babaya ait bazı davranışların görülmesi, o kişiyi daha tanıdık ve anlaşılabilir hâle getirebiliyor. Bu yakınlık her zaman bilinçli bir karşılaştırma sonucunda ortaya çıkmıyor. Kişi, partnerinin ailesinden birine benzediğini fark etmeden de o özelliklere çekilebiliyor.
ÇOCUKLUKTA ÖĞRENİLEN SEVGİ BİÇİMİ ETKİLİ OLABİLİYOR
Çocuğun sevgiyle ilk karşılaştığı ortam çoğunlukla ailesi oluyor. Sevginin nasıl gösterildiği, anlaşmazlıkların nasıl yaşandığı ve aile bireylerinin birbirine nasıl tepki verdiği, kişinin ilişkilere dair ilk deneyimlerini oluşturuyor.
Aşan, “Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi biçimi, sağlıklı da olsa sağlıksız da olsa bize tanıdık geliyor. Bu nedenle yetişkinlikte bazen annemizin ya da babamızın bazı özelliklerini taşıyan insanlara çekilebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Bu durum, kişinin bilinçli olarak anne veya babasının aynısını aradığı anlamına gelmiyor. Benzerlik; bir bakışta, konuşma biçiminde, olaylara verilen tepkilerde veya duyguların ifade edilme tarzında ortaya çıkabiliyor.

BİR BAKIŞ ESKİ BİR DUYGUYU HAREKETE GEÇİREBİLİR
Çocuklukta babasının bakışlarında güven duygusunu deneyimleyen bir kişi, yetişkinlikte benzer bir bakışla karşılaştığında aynı hissi yeniden yaşayabiliyor.
Aşan, kişinin ilk güven duygusunu babasının bakışlarında hissetmesi hâlinde, ilerleyen yıllarda buna benzeyen bakışların aynı duyguyu yeniden oluşturma ihtimaline yakınlık duyabileceğini belirtti.
Geçmişte güvenle eşleşen bir ses tonu, yüz ifadesi veya davranış, yetişkinlikte karşılaşıldığında kişiye açıklayamadığı bir yakınlık hissi verebiliyor. Bu çekim, çoğu zaman kişinin geçmişle bugün arasında bilinçli olarak bağ kurmasından önce ortaya çıkabiliyor.
ANNENİN TEPKİLERİ PARTNERDE YENİDEN KARŞIYA ÇIKABİLİYOR
Aile içinde tekrar eden davranışlar da yetişkinlikte kurulan ilişkilerde tanıdıklık hissi oluşturabiliyor. Annenin olaylar karşısındaki tepkilerine çocukluğundan beri tanık olan bir kişi, partnerinde benzer davranışlarla karşılaştığında tamamen yabancı bir durum yaşamıyor.
Aşan, annenin olaylara verdiği tepkilere benzeyen davranışların, kişiye bilmediği değil daha önce deneyimlediği bir ilişki biçimini hatırlatabileceğini ifade etti.
Bu benzerliğin olumlu ya da olumsuz olması, tanıdıklık duygusunu tek başına ortadan kaldırmıyor. Kişi, kendisine iyi gelmese bile nasıl işlediğini bildiği bir davranış biçimini daha öngörülebilir bulabiliyor.
TANIDIK OLAN HER ZAMAN SAĞLIKLI OLMAYABİLİR
Çocuklukta öğrenilen ilişki biçiminin tanıdık olması, onun mutlaka sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Aile içinde yaşanan olumlu deneyimler kadar olumsuz davranışlar da zihinde bilinen bir ilişki modeli oluşturabiliyor.
Aşan, zihnin daha önce yaşadığı olayları iyi veya kötü olmalarından bağımsız biçimde öncelikli bir seçenek hâline getirebildiğini belirtti. Bu nedenle bazı kişiler, kendilerine zarar veren ilişki biçimlerini farklı kişilerle yeniden deneyimleyebiliyor.
İnsan bazen kendisine iyi geleni değil, nasıl davranacağını bildiği ilişki biçimini güvenli zannedebiliyor. Tanıdık bir davranışın verdiği öngörülebilirlik hissi, kişinin benzer özellikler taşıyan insanlara yönelmesinde rol oynayabiliyor.
“GÜVEN, TANIDIK OLANDIR”
İnsanların geçmişte bildikleri davranışlara yönelmesini güven duygusuyla ilişkilendiren Aşan, yeni ve tanınmayan durumların kaygı oluşturabileceğine dikkat çekti. Aşan, “Zihin için daha önce yaşadığı olay, iyi ya da kötü her neyse daha öncelikli bir tercih oluyor. Çünkü güven, tanıdık olandır. Tanınmayan şey kaygılandırır” dedi.
Yeni bir ilişki biçimi daha sağlıklı olsa bile alışılmışın dışında olduğu için başlangıçta kişiye yabancı gelebiliyor. Buna karşılık geçmişten bilinen davranışlar, olumsuz özellikler taşısa dahi kişide neyle karşılaşacağını bildiği hissini oluşturabiliyor.
PARTNER SEÇİMİ TEK BİR NEDENE BAĞLANAMAZ
Anne veya babaya benzeyen kişilere ilgi duyulması, bütün ilişkiler için geçerli kesin bir kural olarak değerlendirilmiyor. Partner seçimi; kişilik, yaşam deneyimleri, beklentiler ve içinde bulunulan şartlar gibi birçok unsurdan etkilenebiliyor.
Aşan’ın değerlendirmeleri, bazı ilişkilerde çocukluktan taşınan tanıdıklık duygusunun rol oynayabileceğine işaret ediyor. Partnerde anne veya babadan izler bulunması her zaman bilinçli bir seçim anlamına gelmese de geçmişte öğrenilen sevgi ve güven biçimleri, yetişkinlikte kurulan yakınlıkların bir parçası olabiliyor.




