Yapay zekâ ile kurulan iletişim giderek günlük hayatın bir parçası haline gelirken, insanların bu sistemlerle yalnızca soru-cevap ilişkisi kurmadığı da görülüyor. Pek çok kişi yaşadığı sorunları, ilişkilerindeki problemleri ve kişisel duygularını yapay zekâya anlatmayı tercih ediyor. Peki insanlar neden bir makineye, gerçek bir insandan daha kolay içini döküyor?
Klinik Psikolog Abdullah Alpaslan, bu davranışın arkasında özellikle yalnızlık ve anlaşılma ihtiyacının bulunduğunu belirtti.
YAPAY ZEKÂYA İÇİNİ DÖKMENİN ARKASINDA NE VAR?
İnsanların bazı duygularını gerçek bir insan yerine yapay zekâya anlatmayı tercih etmesinin nedenlerini değerlendiren Alparslan, bunun başında yalnızlığın geldiğini söyledi.

Alpaslan, yapay zekânın insanlara kıyasla daha anlayışlı ve onaylayıcı bir iletişim sunduğunun düşünülebileceğine dikkat çekerek, kişilerin bu nedenle yapay zekâya daha kolay yöneldiğini ifade etti.
“DAHA KOLAY AÇILMAKTAN ZİYADE ANLAŞILMIŞ HİSSEDİYOR”
Yapay zekânın yargılamadığı, eleştirmediği ve reddetmeyeceği düşüncesinin insan davranışına etkisini de değerlendiren Alpaslan, burada asıl unsurun kişinin kendisini anlaşılmış hissetmesi olduğunu belirtti.
Alpaslan, insanların yalnızca kendilerini daha rahat ifade etmesinden ziyade, karşılarında kendilerini anlayan bir muhatap bulunduğu hissine kapıldığını söyledi.
YAPAY ZEKÂ YALNIZLIĞI GERÇEKTEN AZALTABİLİR Mİ?
Yapay zekânın empatik cevaplar vermesinin ve kullanıcıyı dinlemesinin yalnızlık hissini azaltıp azaltamayacağı sorusuna da yanıt veren Alpaslan, bunun yalnızca geçici bir rahatlama olmayabileceğini savundu.
Yapay zekânın insanlara çok benzer tepkiler verebildiğine dikkat çeken Alpaslan, sistemlerin espri yapması, karşıdakini anlaması, konuşma sırasında durması ve tepki vermesi gibi özelliklerinin insanlarda güçlü bir iletişim hissi oluşturabildiğini belirtti.
Alpaslan, bu nedenle yapay zekâ ile kurulan iletişimin bazı insanların yalnızlığını daha kalıcı biçimde azaltabilecek bir noktaya gelebileceğini ifade etti.
“İNSANLARI İLERLEYEN SÜREÇTE DAHA DA YALNIZLAŞTIRABİLİR”
Ancak yapay zekânın insan ilişkilerinin yerini almaya başlamasının önemli bir risk taşıdığına dikkat çeken Alpaslan, insanların gerçek hayattaki ilişkilerinden uzaklaşabileceğini söyledi.

Alpaslan, yapay zekâ ile kurulan duygusal bağın kişileri ilerleyen süreçte daha da yalnızlaştırabileceği görüşünü dile getirdi.
Özellikle gerçek hayatta anlaşılmadığını veya yargılandığını düşünen bir kişinin sürekli yapay zekâya yönelmesinin, sosyal ilişkilerden uzaklaşmayı beraberinde getirebileceğini belirtti.
“YAPAY ZEKÂNIN ONAYLAYICILIĞI GERÇEKLİK ALGISINI ORTADAN KALDIRMIYOR”
Yapay zekânın kullanıcıya sürekli hak veren ve onu rahatlatan cevaplar vermesinin kişinin kendi hatalarını görmesini engelleyip engellemeyeceği konusunda ise Alpaslan farklı bir değerlendirme yaptı.
Yapay zekânın sanıldığı kadar onaylayıcı olmadığını belirten Alpaslan, sistemin doğrudan eleştirel yaklaşmak yerine yaşanan durum üzerinden “Bundan sonra ne yapabiliriz, bundan ne ders çıkarabiliriz?” gibi bir yaklaşım sergilediğini söyledi.
Alpaslan, bu nedenle yapay zekânın sunduğu onaylayıcı iletişimin kişinin gerçeklik algısını tamamen ortadan kaldıran bir unsur olmadığını ifade etti.
NE ZAMAN PSİKOLOJİK RİSK HALİNE GELİYOR?
“İnsanlarla konuşmak yerine yapay zekâyla konuşmayı tercih ediyorum” diyen bir kişinin durumunun hangi noktada psikolojik açıdan riskli hale gelebileceği sorusuna da yanıt veren Alpaslan, belirleyici noktanın kişinin gerçek ilişkilerinden kopması olduğunu vurguladı.
Klinik Psikolog Alpaslan, kişinin çevresinde gerçekten ilişki kurabileceği, kendisini anlayan ve yargılamayan insanlarla bağının bulunmamasının veya bu ilişkilerden tamamen uzaklaşmasının risk oluşturabileceğini söyledi.

Bu durumun kişiyi izole edebileceğini ve tamamen yapay bir dünyanın içine çekebileceğini belirten Alpaslan, yapay zekânın insan ilişkilerinin yerine geçmesinin olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
ASIL TEHLİKE: YAPAY İLİŞKİLERİN GERÇEK İLİŞKİLERİN YERİNİ ALMASI
Uzman değerlendirmesine göre yapay zekânın insanlara kendilerini anlaşılmış hissettirmesi, özellikle yalnızlık yaşayan kişiler açısından güçlü bir iletişim deneyimi oluşturabiliyor. Ancak bu iletişim gerçek hayattaki sosyal bağların yerini almaya başladığında tablo değişiyor.
Alpaslan’ın değerlendirmeleri, tartışmayı “Yapay zekâ insanları dinliyor mu?” sorusundan çıkarıp daha kritik bir noktaya taşıyor:
İnsanlar kendilerini yapay zekâ tarafından anlaşılmış hissettikçe, gerçek insan ilişkilerine ihtiyaç duymamaya başlarsa ne olacak?
Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde yapay zekânın yalnızca teknolojik değil, insan ilişkileri ve psikoloji üzerindeki etkisi de daha fazla tartışılacak.



