Ankara’nın su geleceği, kuraklık ve iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte yeniden gündeme gelirken, Su Politikaları Derneği Başkanı ve Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, Başkentin su kaynaklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ankara’nın mevcut su durumu, gelecekte yaşanabilecek kuraklık, yeraltı sularının kullanımı, yağmur suyunun değerlendirilmesi ve yeni su kaynakları konularını değerlendiren Yıldız, su güvenliğinin yalnızca yeni kaynakların devreye alınmasıyla sağlanamayacağını belirtti.
ANKARA’NIN SU TALEBİNDE 2030 UYARISI
Yıldız, Ankara İçmesuyu, Atıksu ve Yağmursuyu Yönetimi Master Planı’nın 2024-2054 dönemini kapsadığını ve bu kapsamda hazırlanan su talebi projeksiyonunda 2030 yılında ilave su ihtiyacı oluşacağının görüldüğünü söyledi.
Bu nedenle ASKİ’nin 2025 yılının ekim ayında DSİ’ye başvurarak Kesikköprü Barajı’ndan yıllık 230 hektometreküp su tahsisi talep ettiğini belirten Yıldız, DSİ’nin Kızılırmak Havzası su bütçesi değerlendirmesi sonucunda yıllık 100 milyon metreküp ilave tahsisi uygun gördüğünü aktardı.
Yıldız, Kesikköprü Barajı’ndan Ankara’ya su taşıyacak yeni ana isale hattının da ihale edildiğini ve projenin temelinin Nisan 2026’da atıldığını ifade etti. Mevcut üç isale hattına dördüncü hattın ekleneceğini belirten Yıldız, ASKİ’nin 2026 açıklamasına göre hattın devreye girmesiyle Ankara’ya verilebilecek su miktarının yaklaşık yüzde 20 artacağını söyledi.
ASIL RİSK SU MİKTARINDAN ÇOK KALİTE OLABİLİR
Ankara’nın su temininde Gerede-Çamlıdere sisteminin de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Yıldız, Gerede’den gelen suyla Çamlıdere Barajı’nın istenilen seviyede dolmaması halinde Ankara’nın büyük ölçüde düşük kaliteli Kızılırmak suyuna mecbur kalabileceği uyarısında bulundu.

Yıldız, bu durumda Ankara’nın gelecekte miktar açısından değil, su kalitesi açısından sorun yaşayabileceğini ifade etti.
ANKARA’DA ÇOK YILLI KURAKLIK RİSKİ
İklim değişikliğinin Ankara’nın su geleceğinde önemli bir risk oluşturduğunu belirten Yıldız, Başkentin zaten yarı kurak iklim kuşağında bulunduğuna dikkat çekti.
İklim senaryosu projeksiyonlarına göre orta ve uzun vadede ortalama sıcaklıkta 1,6 derece artış, ortalama yağışta azalma ve yağış rejiminde düzensizlikler beklenebileceğini aktaran Yıldız, bunun daha uzun kurak dönemler ile daha şiddetli ve kısa süreli yağışlara yol açabileceğini söyledi.
Yıldız, Ankara açısından asıl riskin çok yıllı kuraklık olduğunu belirterek, 2-3 ardışık kurak yıl riskinin yüksek olduğunu ifade etti.
Bu nedenle Ankara’nın 2050 su güvenliği stratejisinin yalnızca yeni su kaynaklarına dayanmaması gerektiğini belirten Yıldız; Kesikköprü ve Gerede sistemlerinin güvenilirliğinin artırılması, kayıp-kaçakların azaltılması, talep yönetimi, yağmur ve gri su kullanımı ile kuraklık rezervlerinin birlikte yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
“TEK BİR KARAR VERECEK OLSAM GEREDENİN KULLANIMINI ARTIRIRDIM”
Ankara’da ciddi bir su krizi yaşanmaması için tek bir karar alma yetkisi olması halinde ne yapacağı sorusunu da yanıtlayan Yıldız, su arzı kadar su kalitesinin de güvenilir olması gerektiğini söyledi.
Yıldız, önceliğinin Gerede Çamlıdere Barajı sisteminin Ankara’nın su teminine daha fazla hizmet etmesini sağlamak olacağını belirtti. Bunun için Batı Karadeniz’den temin edilecek ilave suyun Gerede Tüneli üzerinden Çamlıdere Barajı’na iletilmesini önerdi.
YAĞMUR SUYU İÇME SUYUNUN YERİNE KULLANILABİLİR
Yıldız’a göre Ankara’da yağmur suyunun toplanması, özellikle içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda önemli bir tamamlayıcı kaynak olabilir.
Yağmur suyunun park ve bahçe sulaması, bina ve sokak temizliği, rezervuarlar, araç yıkama ve bazı endüstriyel kullanımlarda şebeke suyunun yerine kullanılabileceğini belirten Yıldız, böylece barajlar ve yeraltı sularından çekilen kaliteli su üzerindeki baskının azaltılabileceğini söyledi.
Ankara’nın yarı kurak iklimi ve yağışların mevsimsel ve düzensiz dağılımı nedeniyle yağmur suyunun yıllık toplam tüketim içerisindeki katkısının sınırlı kalacağını ifade eden Yıldız, buna rağmen bina çatıları ile büyük kamu, OSB ve ticari alanlarda sistematik uygulama yapılması halinde özellikle ilkbahar yağışlarının depolanarak yaz aylarında kullanılmasının anlamlı tasarruf sağlayabileceğini belirtti.
YAPAY ZEKA SU YÖNETİMİNDE KULLANILABİLİR
Yıldız, yapay zekânın su kaynakları açısından yalnızca tüketim boyutuyla değil, su hizmetlerinin yönetimi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yapay zekâ destekli uygulamaların su talebini daha doğru öngörebildiğini, şebekelerdeki kayıp ve kaçakların erken belirlenmesine yardımcı olduğunu belirten Yıldız; pompa, depo ve basınç yönetiminin optimize edilebildiğini, kirlilik ve kalite değişimlerinin erken fark edilebildiğini ifade etti.
Yapay zekânın arıza oluşmadan önce riskli ekipmanların belirlenmesi ile kuraklık ve taşkın tahminlerinde erken uyarı sağlanmasına da katkı sunabileceğini aktaran Yıldız, sanal ikiz projeleri ve büyük veri analizleriyle yatırım ve işletme kararlarının da desteklenebileceğini söyledi.
Yıldız, Su Politikaları Derneği olarak yapay zekâ konusunda yeni bir rapor hazırladıklarını ve çalışmayı yakında kamuoyuyla paylaşacaklarını da açıkladı.
YERALTI SULARINDA TAHSİS ORANI YÜZDE 95
Ankara’nın yeraltı sularına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yıldız, yeraltısuyu işletme rezervlerinin yüzde 95’inin tahsis edilmiş durumda olduğunu söyledi.
DSİ’nin yeraltısuyu işletme rezervlerini, sektörel tahsisleri ve seviye gözlem kuyularını düzenli olarak izlediğini belirten Yıldız, buna rağmen yüksek tahsis oranı, kaçak ve kayıtsız kuyular ile iklim değişikliği nedeniyle yeraltısuyu beslenmesindeki belirsizliğin baskı oluşturmaya devam ettiğini ifade etti.
Yıldız, Ankara’nın uzun dönem su güvenliği açısından yeraltı suyunun normal dönemde kullanılacak ek bir kaynak yerine stratejik kuraklık rezervi olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağını söyledi. Sürdürülebilir çekilebilir miktarın yeniden belirlenmesi, ruhsatsız kuyuların tespit edilmesi ve tahsis edilen suyun çekiminin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguladı.
“SUYU SEKTÖR DEĞİL, BÜTÜNSEL BİR SİSTEM OLARAK YÖNETMEK GEREKİYOR”
Yeraltı sularının aşırı kullanımının yalnızca su kaynaklarını değil, enerji, gıda ve çevreyi de etkileyebileceğini belirten Yıldız, suyun verimsiz kullanımının farklı alanlarda birbirini tetikleyen sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Yıldız, bu nedenle suyun bağımsız bir sektör olarak değil, iklim, gıda ve ekonomiyle iç içe geçmiş bütünsel bir sistem olarak yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
YAĞMUR SUYU SİSTEMLERİNDE YENİ DÜZENLEME
Apartman ve sitelerde yağmur suyu depolama sistemlerinin zorunlu hale getirilmesine ilişkin de konuşan Yıldız, 11 Mart 2025 tarihli değişiklikle Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin güncellendiğini ve ilgili hükümlerin 1 Ocak 2026’dan itibaren uygulanmaya başladığını belirtti.
Yıldız’ın verdiği bilgiye göre parsel alanı 2 bin metrekarenin, toplam çatı izdüşüm alanı ise bin metrekarenin üzerinde olan yeni yapılarda ve kamu yapılarında yağmur suyu toplama/hasat sistemi zorunlu hale geldi. Sistemin çatıdan gelen yağmur suyunu topladığını belirten Yıldız, mevcut binalara geriye dönük genel bir yağmur suyu toplama sistemi kurma zorunluluğu getirilmediğini söyledi.
Yıldız, bu durumun mevcut binalara sonradan uyarlama konusunda önemli bir boşluk bıraktığını belirterek, yapı stokunun büyük bölümü mevcut binalardan oluşan Ankara gibi kentlerde yalnızca yeni ve büyük binalara getirilen zorunluluğun kısa vadede toplam kentsel su tüketiminde sınırlı etki yaratacağını değerlendirdi.





