Romantik ilişkilerde her şey yolunda giderken bile bir gün terk edileceğini düşünmek, kişinin kendisini sürekli belirsizlik içinde hissetmesine neden olabiliyor. Partnerinden sevgi ve ilgi gören kişiler de ilişkinin biteceği ihtimalini akıllarından çıkaramayabiliyor. Güzel anların ardından bile ayrılık kaygısı yaşanması, kişinin ilişkiyi deneyimleme biçimini etkileyebiliyor.

Psikolog Sümeyye Öz, terk edilme korkusunun arkasında erken dönem deneyimlerinin ve kişinin kendisine yönelik inançlarının bulunabileceğini belirtti. Öz’e göre geçmişte kurulan ilişkiler, kişinin kendisini ne kadar değerli gördüğünü ve yakın olduğu insanlara ne ölçüde güvenebildiğini etkileyebiliyor.

ÇOCUKLUKTAKİ İLİŞKİLER YETİŞKİNLİK DÖNEMİNİ ETKİLEYEBİLİYOR

Terk edilme korkusunun her zaman tek bir nedene dayanmadığını belirten Öz, erken dönemde bakım veren kişilerle kurulan ilişkinin kişinin kendisine ve başkalarına yönelik inançlarının şekillenmesinde etkili olabileceğini ifade etti.

Bağlanma kuramının öncü isimlerinden John Bowlby’nin yaklaşımına değinen Öz, erken dönem deneyimlerinin ilerleyen yıllarda kurulan yakın ilişkiler üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekti.

Çocukluk döneminde yakınlık ve güven konusunda belirsizlik yaşayan bir kişi, yetişkinlikte de sevdiği insanın kendisini terk edebileceğini düşünebiliyor. Böyle bir beklenti geliştiğinde kişi, ilişkisi iyi giderken bile olası bir ayrılığa karşı tetikte kalabiliyor.

Partnerinin davranışlarını sürekli değerlendirmek, ilişkinin geleceğine ilişkin olumsuz ihtimalleri düşünmek ve küçük değişiklikleri ayrılık işareti olarak yorumlamak da yaşanan kaygıyı artırabiliyor.

KENDİNİ YETERSİZ GÖRMEK TERK EDİLME KORKUSUNU ARTIRABİLİYOR

Psikolog Sümeyye Öz, terk edilme korkusuyla ilişkili bir diğer unsurun kişinin kendi değerini nasıl algıladığı olduğunu belirtti. Kendisine değer vermekte zorlanan kişiler, partnerlerinin sevgisini kabul etmekte güçlük çekebiliyor veya gördükleri ilgiyi yeterli bulmayabiliyor.

Partneriniz Sizi Sevdiği Halde Neden Ayrılıktan Korkuyorsunuz

Aynı çatı altında ayrı dünyalar: Aile içi iletişimi güçlendirmek için neler yapılmalı?
Aynı çatı altında ayrı dünyalar: Aile içi iletişimi güçlendirmek için neler yapılmalı?
İçeriği Görüntüle

Kişi, partnerinin kendisini neden sevdiğini sorgulayarak zamanla karşı tarafın kendisindeki kusurları fark edip uzaklaşacağını düşünebiliyor. İlişkide olumlu gelişmeler yaşansa bile bu düşünceler devam edebiliyor.

Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımında bu tür düşünce kalıpları, terk edilme ve yetersizlikle ilişkili şemalar çerçevesinde ele alınabiliyor. Kişinin kendisi ve ilişkileri hakkındaki yerleşmiş inançları, yaşadığı olayları nasıl yorumladığını etkileyebiliyor.

Öz, olumlu ilişki deneyimlerinin bu inançları her zaman kendiliğinden ortadan kaldırmadığını ifade etti. Kişi, partnerinden sevgi gördüğü halde yaşanan olumlu gelişmeleri kabullenmek yerine mevcut korkularını destekleyen işaretlere odaklanabiliyor.

BAĞLANMA BİÇİMLERİ DEĞİŞEBİLİR Mİ?

Geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkiler üzerinde etkili olmasının değişimin mümkün olmadığı anlamına gelmediğini vurgulayan Öz, bağlanma biçimlerinin değişmez bir kader olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Kişinin ilişkilerinde tekrar eden düşünce ve davranışlarını fark etmesi, yaşadığı kaygının hangi durumlarda ortaya çıktığını anlamasına yardımcı olabiliyor. Terk edilme korkusunun günlük yaşamı ve ilişkileri olumsuz etkilemesi durumunda profesyonel destek almak da kişinin bu düşünce kalıplarını değerlendirmesine katkı sağlayabiliyor.

Öz’e göre kişinin kendisi hakkındaki inançlarını ve bu inançların ilişkilerine nasıl yansıdığını anlaması, terk edilme korkusuyla baş etme sürecinin önemli adımları arasında yer alıyor.

İlişkinin iyi gitmesine rağmen ayrılık korkusu yaşamak, tek başına ilişkinin biteceği anlamına gelmiyor. Geçmiş deneyimler, kişinin kendisine verdiği değer ve yakın ilişkilerde geliştirdiği beklentiler birlikte değerlendirildiğinde yaşanan kaygının nedenlerini anlamak mümkün olabiliyor.

Muhabir: Büşra Aköz