İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın, Osmanlı Dönemi’nde 1915-1916 yılları arasında yaşanan Ermeni tehcirinin “soykırım” olarak tanımlanmasına yönelik kararı oy birliğiyle kabul ettiği açıklandı. Söz konusu karar, uluslararası kamuoyunda yeni bir tartışmayı da beraberinde getirirken dikkat çekti.
BURHANETTİN DURAN’DAN SERT İSRAİL TEPKİSİ
Kararın duyurulmasının ardından Türkiye’den peş peşe tepkiler geldi. Bir tepki de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran’dan geldi. Duran, yazılı bir açıklamada bulundu.
“İKİ YÜZLÜLÜKTÜR”
Duran, Bebek, kadın, yaşlı demeden on binlerce masum sivili gözlerini kırpmadan katlederek 21. yüzyılın en vahşi katliamına imza atan İsrail yönetiminin, tarihî olayları siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret etmesinin tek kelimeyle iki yüzlülük olduğunu belirtti.
“BEYHUDE BİR DIŞA VURUM”
Burhanettin Duran, İsrail’in 1915 olaylarını sözde "soykırım" olarak tanımasının, ellerine bulaşan Filistinli masumların kanını, Orta Doğu'da yürüttükleri devlet terörünü ve fütursuzca işledikleri insanlık suçlarını örtbas etme çabasının beyhude bir dışa vurumu olduğunu ifade etti.
“İNSANLIK TARİHİNİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK İRONİ”
Duran, ahlaki ve tarihî yükümlülüklerden bahsedenlerin, bugün hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve mülteci kamplarını aralıksız bombalayan, uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yapı olmasının insanlık tarihinin gördüğü en büyük ironi olduğunu aktardı.
“TÜRKİYE'YE TARİH DERSİ VERMEYE VEYA VİCDAN BEKÇİLİĞİNE SOYUNMAYA ZERRE KADAR HAKKI YOKTUR”
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçuyla yargılananların Türkiye'ye tarih dersi vermeye veya vicdan bekçiliğine soyunmaya zerre kadar hakkı olmadığını kaydetti.
Duran, şöyle devam etti:
“Bebek, kadın, yaşlı demeden on binlerce masum sivili gözlerini kırpmadan katlederek 21. yüzyılın en vahşi katliamına imza atan İsrail yönetiminin, tarihî olayları siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret etmesi tek kelimeyle ikiyüzlülüktür. İsrail’in 1915 olaylarını sözde "soykırım" olarak tanıması, ellerine bulaşan Filistinli masumların kanını, Orta Doğu'da yürüttükleri devlet terörünü ve fütursuzca işledikleri insanlık suçlarını örtbas etme çabasının beyhude bir dışa vurumudur. Ahlaki ve tarihî yükümlülüklerden bahsedenlerin, bugün hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve mülteci kamplarını aralıksız bombalayan, uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yapı olması insanlık tarihinin gördüğü en büyük ironidir. Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçuyla yargılananların Türkiye'ye tarih dersi vermeye veya vicdan bekçiliğine soyunmaya zerre kadar hakkı yoktur”



