Instagram kullanıcıları son günlerde adeta zamanda yolculuğa çıktı. Kabarık saçlar, vatkalı ceketler, dönemin kıyafetleri ve analog fotoğraf efektleriyle hazırlanan görüntüler sosyal medyayı doldurdu. Kimi kendi fotoğrafını 80’li yıllara uyarladı, kimi sevgilisiyle çekilmiş kareleri yapay zekâya yükledi. Bazı kullanıcılar ise aile albümlerindeki eski fotoğrafları yeniden yorumlattı. İlk bakışta yalnızca eğlenceli bir yapay zekâ uygulaması gibi görünen akımın arka planında ise kişisel veriler açısından dikkat edilmesi gereken bir konu bulunuyor.
“SADECE FOTOĞRAF YÜKLEDİM” DEMEYİN
Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, benzer yapay zekâ uygulamalarına fotoğraf yükleyen kişilerin yalnızca bir görüntü paylaşmadığına dikkat çekiyor. Çünkü fotoğrafta kişinin yüzü net şekilde görünüyorsa, görüntü içerisinde kişiyi diğer insanlardan ayırabilecek yüz özellikleri de bulunuyor. Aynı kişiye ait farklı açılardan ve farklı zamanlarda çekilmiş fotoğrafların sisteme yüklenmesi ise daha ayrıntılı bir yüz profilinin ortaya çıkarılmasına zemin hazırlayabiliyor. Yani kullanıcıların “Bir fotoğraf yükledim, ne olacak ki?” diye düşündüğü noktada aslında çok daha farklı bir veri paylaşımı söz konusu olabilir.
ASIL DİKKAT ÇEKEN NOKTA: YÜZÜNÜZ
Kişisel Verileri Koruma Kurumu, biyometrik verilerin özel nitelikli kişisel veriler kapsamında bulunduğunu belirtiyor. Kurumun açıklamalarında, kişiyi benzersiz şekilde tanımlamaya veya doğrulamaya elverişli hale getirilen verilerin biyometrik veri niteliği taşıyabileceği vurgulanıyor. Bu nedenle yüz görüntülerinin farklı dijital sistemlere yüklenmesi konusunda kullanıcıların daha dikkatli olması gerekiyor. Üstelik burada önemli bir fark var: Bir şifreyi değiştirmek mümkün. Telefon numarası değiştirilebilir. Ancak kişinin yüzü değiştirilebilecek bir bilgi değil. Tam da bu nedenle uzmanlar, yapay zekâ uygulamalarına fotoğraf yüklemeden önce verilerin nasıl işlendiğinin ve saklandığının araştırılmasını öneriyor.
FOTOĞRAFIN ARKASINDAKİ DETAYLAR DA RİSK TAŞIYOR
Tehlike yalnızca yüzünüzle de sınırlı değil. Yapay zekâ uygulamalarına yüklenen fotoğrafların arka planında ev adresi, okul, iş yeri, araç plakası ya da kişinin bulunduğu yeri belirlemeye yarayabilecek başka ayrıntılar bulunabiliyor. Özellikle yüksek çözünürlüklü fotoğraflarda bu tür detaylar ilk bakışta fark edilmeyebiliyor. Aile fotoğraflarında çocukların bulunması ise konuyu daha da hassas hale getiriyor. Bu nedenle uzmanlar, yalnızca kendi yüzümüzü değil, fotoğrafta yer alan diğer kişilerin görüntülerini de hangi platformlara yüklediğimize dikkat etmemiz gerektiğini belirtiyor.
“ŞİFRENİZİ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ AMA YÜZÜNÜZÜ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ”
Uzmanların dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri de tam olarak bu. Dijital dünyada birçok bilgi değiştirilebilir veya yenilenebilirken biyometrik özellikler kişinin kendisine özgü. Bu nedenle yüz verilerinin kötüye kullanılması halinde ortaya çıkabilecek risklerin telafisi diğer kişisel verilere kıyasla daha zor olabilir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte yüksek kaliteli yüz görüntülerinin sahte içerik üretimi, kimlik taklidi veya kişinin itibarını hedef alan içeriklerde kullanılabilmesi ihtimali de tartışılıyor.
KVKK’DAN BİYOMETRİK VERİ VURGUSU
KVKK’nın 2026 yılında yayımladığı bir ilke kararında da biyometrik verilerin hassas niteliğine dikkat çekildi. Kurum, biyometrik verilerin parmak izi, yüz tanıma, iris ve retina taraması gibi yöntemlerle elde edilebildiğini ve bu verilerin kişisel verilerin korunması bakımından özel önem taşıdığını belirtiyor. Kurumun yaklaşımı, biyometrik verilerin yalnızca “bir veri” olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle Instagram’da birkaç saniyede hazırlanan nostaljik bir fotoğrafın arkasında, kullanıcıların düşünmediği kadar önemli bir veri güvenliği meselesi bulunabiliyor.
AKIMA KATILMADAN ÖNCE BUNU YAPIN
80’ler akımına katılmak isteyen kullanıcıların öncelikle fotoğraf yükleyecekleri yapay zekâ aracının gizlilik politikasını incelemesi önem taşıyor. Fotoğrafın hangi amaçla işlendiği, ne kadar süreyle saklandığı, üçüncü taraflarla paylaşılıp paylaşılmadığı ve kullanıcı tarafından yüklenen içeriklerin sistem tarafından nasıl kullanıldığı gibi ayrıntılar kontrol edilmeli. Çünkü sosyal medyada birkaç saniyelik eğlence için paylaşılan bir fotoğrafın dijital ortamda nerelere ulaşabileceğini her zaman bilmek mümkün olmayabiliyor.
Kısacası 80’ler akımı, ekranda yalnızca nostaljik ve eğlenceli bir görüntü oluşturuyor olabilir. Ancak fotoğrafı yapay zekâya yükleyen kullanıcı açısından mesele yalnızca “80’lerde nasıl görünürdüm?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru, bugün yapay zekâya verdiğimiz yüzümüzün yarın nerede ve nasıl kullanılabileceği.





