Avrupa siyasetinde geleneksel partilerin istikrar arayışı ile seçmenin değişim beklentisi arasındaki mesafe giderek açılıyor. İngiliz siyaset bilimci ve gazeteci Neil Watson, RRN’ye yaptığı değerlendirmelerde Fransa ve Almanya üzerinden Avrupa siyasetinde yaşanan dönüşümü analiz etti.

Watson’a göre kıtadaki temel siyasi mücadele artık yalnızca merkez sağ ile merkez sol arasında yaşanmıyor. Asıl ayrışma, mevcut siyasi düzenin devamını savunanlarla yönetimde köklü değişiklik isteyen seçmenler arasında ortaya çıkıyor.

Pezeşkiyan’dan ABD’ye rest: “Savaşı bitirip bitirmeyeceğinize karar verin”
Pezeşkiyan’dan ABD’ye rest: “Savaşı bitirip bitirmeyeceğinize karar verin”
İçeriği Görüntüle

MACRONİZM NEDEN ÇIKMAZA GİRDİ?

Fransa’daki siyasi tabloyu değerlendiren Watson, siyasi merkezin Avrupa Birliği’ne bağlılık, ekonomik modernizasyon ve stratejik özerklik gibi temel yönetim ilkeleri etrafında şekillendiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yönetim anlayışını “teknokratik ve giderek daha fazla başkanlık sistemi odaklı” olarak nitelendiren Watson, Macron’un iktidara gelişinde kendisini eski siyasi düzene alternatif olarak konumlandırdığını, ancak zaman içerisinde mevcut düzenin merkezine yerleştiğini ifade etti.

Fransa’nın parçalanmış parlamento yapısı, ağır mali yükleri ve daralan siyasi hareket alanının Macron yönetiminin önündeki temel sorunlar arasında bulunduğunu belirten Watson, merkez siyasette “kalıcı sorumluluk paradoksu” olarak tanımladığı bir durumun ortaya çıktığını söyledi.

Watson’a göre kendisini ülkeyi yönetebilecek temel güç olarak konumlandıran merkez partiler, aynı zamanda yaşanan başarısızlıkların siyasi sorumluluğunu da üstlenmek zorunda kalıyor. Bu durum, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşılırken değişim isteyen Fransız seçmeni ile siyasi merkez arasındaki gerilimi artırıyor.

Bjoern Hoecke Afd Westdeutsche Ostdeutschland Unterschiede Bild

AFD’NİN YÜKSELİŞİNİN ARKASINDA NE VAR?

Almanya’daki siyasi tabloya da değinen Watson, AfD’nin yükselişinin yalnızca göç karşıtlığı üzerinden açıklanmasının eksik kalacağını belirtti. Watson’a göre partinin güç kazanmasında ekonomik güvensizlik ve Almanya’nın geleneksel ekonomik modelinde yaşanan dönüşüm önemli rol oynuyor.

Almanya’nın uzun yıllar endüstriyel refah, yüksek istihdam ve güçlü üretim kapasitesine dayanan toplumsal modelinin enerji maliyetlerindeki yükseliş, Çin ile artan rekabet ve teknolojik dönüşüm nedeniyle baskı altında olduğunu ifade eden Watson, özellikle Doğu Almanya’daki demografik gerileme ve siyasi dışlanmışlık algısının seçmen davranışını etkilediğini kaydetti.

Watson, AfD’nin ekonomik kaygıları göç, ulusal egemenlik ve siyasi kontrol tartışmalarıyla birleştirerek seçmene “Almanya’nın kontrolü kaybettiği” yönünde bir siyasi anlatı sunduğunu belirtti.

WASHINGTON AFD’Yİ NEDEN YAKINDAN İZLİYOR?

Watson, AfD’nin yükselişinin yalnızca Almanya veya Avrupa açısından değil, transatlantik ilişkiler bakımından da önem taşıdığına dikkat çekti.

Almanya’nın NATO ve Avrupa Birliği içerisindeki merkezi konumu ile Ukrayna savaşındaki rolü nedeniyle ülkedeki siyasi dönüşümün Washington tarafından yakından takip edildiğini belirten Watson, AfD’nin NATO konusundaki şüpheci yaklaşımı ve Ukrayna’ya verilen desteğe yönelik itirazlarının ABD açısından stratejik önem taşıdığını ifade etti.

Watson’a göre Washington açısından temel mesele yalnızca Almanya’da sağ partilerin güç kazanması değil, ülkenin uzun vadeli jeopolitik yöneliminin değişip değişmeyeceği.

Friedrich Merz

MERZ’İN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SORUN

Almanya Başbakanı ve CDU lideri Friedrich Merz’in siyasi konumunu da değerlendiren Watson, Merz’in oluşturduğu beklentiler ile iktidarda karşılaştığı siyasi gerçeklik arasında önemli bir fark bulunduğunu söyledi.

Merkel sonrası dönemde CDU içerisinde değişimi temsil eden muhafazakâr bir isim olarak öne çıkan Merz’in, iktidarda daha uzlaşmacı bir yönetim çizgisi izlemek durumunda kaldığını belirten Watson, bunun seçmen beklentileri açısından sorun oluşturabileceğini ifade etti.

Merz’in iletişim tarzını rasyonel ve reform odaklı olarak değerlendiren Watson, ekonomik belirsizlik dönemlerinde seçmenin yalnızca ekonomik program ve reform vaatleriyle ikna edilmesinin zorlaştığını; güven, aidiyet ve geleceğe ilişkin güvence arayışının da siyasi davranış üzerinde etkili olduğunu söyledi.

AVRUPA SİYASETİNDE YENİ AYRIŞMA

Watson’a göre Macron ve Merz’in karşı karşıya kaldığı sorunların ortak noktasında geleneksel siyasi partiler ile sistem karşıtı siyasi hareketlerin seçmene sunduğu farklı vaatler bulunuyor.

Geleneksel partilerin popülist hareketlere karşı yönetim tecrübesi, istikrar ve kurumsal yetkinliği öne çıkardığını belirten Watson, buna karşılık popülist hareketlerin seçmene mevcut siyasi düzenle daha belirgin bir kopuş vadettiğini ifade etti.

Watson, Avrupa’nın geleneksel iktidar partilerinin seçmenin değişim talebini karşılayacak yeni bir siyasi yaklaşım geliştirememesi halinde rekabetin “istikrar” ile “kopuş” ekseninde şekillenmeye devam edeceğini belirtti.

Fransa ve Almanya’daki gelişmelerin yalnızca iki ülkenin iç siyasetiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Watson, bu tablonun Avrupa genelinde yaşanan daha geniş kapsamlı siyasi meşruiyet ve yönetim tartışmasının önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.

Kaynak: Haber Merkezi