Bundan yalnızca birkaç yıl önce yapay zekâyı, bilim kurgu filmlerinde dünyayı ele geçiren metal suratlı robotlar olarak izliyorduk. Kırmızı ışıkları yanıp sönen gözleriyle insanlığa savaş açan bu makineler, bize hep uzak bir “gelecek tehdidi” gibi geliyordu.
2026’ya geldiğimizde ise tablo çok daha sessiz ama çok daha gerçek: Yapay zekâ dünyayı ele geçirmedi. Gürültü koparmadan, kapıyı çalmadan ofislere girdi. Bilgisayarlarımızın içine yerleşti. Artık bir senaryodan değil, maaş bordrolarını ve iş tanımlarını kökten değiştiren bir ekonomik dönüşümden söz ediyoruz.
Asıl soru şu: Bu dönüşümde ilk kimler oyunun dışında kalacak?
İLK TEHLİKE ALTINDA OLANLAR KİMLER?
Yapay zekânın en büyük gücü, devasa bilgi yığınlarını saniyeler içinde tarayıp anlamlı sonuçlar üretebilmesi. Bu da özellikle rutin, tekrara dayalı ve kural bazlı işler için alarm zillerinin çaldığı anlamına geliyor.
Yıllardır teknik çeviri yapanlar, standart raporlar hazırlayan beyaz yakalılar, benzer metinleri küçük değişikliklerle üretmek zorunda kalan çalışanlar artık yalnız değil. Karşılarında yorulmayan, izin istemeyen, hata payı giderek azalan bir rakip var.
Eğer bir iş “kuralları uygula ve benzerini üret” mantığıyla yürüyorsa, yapay zekâ o işi sizden daha hızlı, daha ucuz ve hiç ara vermeden yapabiliyor.
ÇAĞRI MERKEZLERİNDEN İÇERİK ÜRETİCİLERİNE: İLK DALGA GELDİ
Piyasa verileri ve uzman görüşleri, dönüşümün nereden başladığını açıkça gösteriyor.
Çağrı merkezlerinde “Şifremi nasıl yenilerim?”, “Kargom nerede?” gibi standart sorulara cevap veren çalışanların yerini, çoktan gelişmiş dil modelleri aldı.
Benzer şekilde yalnızca SEO için üretilen, derinliği sınırlı içerikler yazan metin üreticileri; stok görsellerle hızlı tasarım yapan grafikçiler de bu değişimin ön saflarında.
Veri girişi, sınıflandırma, temel muhasebe ve raporlama işleri ise büyük ölçüde otomasyona geçmiş durumda. Sessiz ama acımasız bir eleme yaşanıyor.
MAVİ YAKA ŞİMDİLİK RAHAT: ÇÜNKÜ YAPAY ZEKA ELİNE ANAHTAR ALAMIYOR
İşin ironik tarafı şu: Yapay zekâ zihinsel süreçleri taklit etmekte baş döndürücü bir hızla ilerlerken, fiziksel dünyada hâlâ oldukça beceriksiz.
Bir musluğun ne kadar sıkıldığını hissetmek, dar bir alanda denge kurmak, değişken bir şantiye ortamında anlık karar almak yalnızca hesaplama değil; beden, refleks ve deneyim gerektiriyor.
Yapay zekâ bugün etkileyici bir şiir yazabiliyor ama sızdıran bir musluğu tamir edemiyor. Karmaşık bir şantiyede elektrik kablosu döşeyemiyor. Bu nedenle ustalar, teknisyenler, zanaatkârlar ve fiziksel beceri gerektiren işler dijital fırtınadan en son etkilenecek alanlar arasında.
ASIL TEHLİKE YAPAY ZEKA DEĞİL, ONU KULLANAN İNSAN
Gerçek tehlike yapay zekânın kendisi değil. Gerçek tehlike, yapay zekâyı sizden daha iyi kullanan başka bir insan.
Bugün yazılımcılar, avukatlar ve doktorlar işlerini yapay zekâya devretmiyor. Tam tersine, onu bir asistan gibi kullanarak 10 saatlik işi 1 saate indiriyorlar. Kazanılan şey zaman, hız ve odak. Kaybedilen ise yalnızca tekrara dayalı emek.
YA DÖNÜŞECEKSİNİZ YA DA İZLEYECEKSİNİZ
Eğer işiniz yaratıcılık, stratejik düşünme, derin empati ya da karmaşık fiziksel beceriler gerektiriyorsa, yapay zekâ sizin düşmanınız değil; en iyi çalışma arkadaşınız olabilir.
Ama işiniz sadece tekrar etmekten ibaretse, değişim kapıyı çalmıyor… Çoktan içeri girdi.
Unutmayalım: Tarih, makinelerden korkanları değil; makineleri kullanmayı öğrenenleri ödüllendirir.
*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*