Çocuk eğitimi, söylenen sözlerden çok yaşanan hâllerle şekillenir. Çocuğu bu dönemde sadece yönlendirilen bir varlık değil; ciddiye alınan, muhatap kabul edilen bir şahsiyet olarak görmek, onun kişilik inşasında hayati bir rol oynar. Hatta kimi zaman onu bir eğitici gibi kabul etmek, söylediklerimizi önce kendimizde yaşamak esastır. Çünkü çocuk, telkin edilen davranışları bizde görmezse, sözlerimiz fayda vermek yerine ters etki yapar. Eğiten nasılsa, eğitilen de öyle olur.
Çocuğun “ben bir şahsiyet olacağım” düşüncesine içtenlikle inanması gerekir. Bu kabul sağlandığında eğitimin temeli atılmış olur. Aksi hâlde verilen bilgiler havada kalır. Bir düşüncenin çocuğun kabul dünyasında yer bulabilmesi için yalnızca söylenmesi yetmez; görülmesi, yaşanması, tekrar edilmesi gerekir. Söz, uygulama, kanaat ve kabul… Eğitim ancak bu unsurlar bir araya geldiğinde gerçek anlamını bulur.
Altı yaşından itibaren çocuk, iddia dönemine girer. Bu dönem, kendini kabul ettirme ve beğenilme isteğinin yoğunlaştığı bir evredir. Çocuk, hem kendini beğenmek hem de başkalarına beğendirmek ister. İşte tam bu noktada ona, dinin ve ahlakın özünün kendi benliğine uygun yaşamaktan geçtiğini göstermek büyük önem taşır. Doğruyu ve yanlışı yalnızca dış kurallarla değil, kendi vicdanında da hissedebileceğini fark eden çocukta güçlü bir inanç ve sağlam bir iç denetim gelişir.
Vicdanın insanı her an denetlediğini anlatmak; doğruya, güzele vicdanın sesini dinleyerek ulaşabileceğini göstermek çocuğun inancını derinleştirir. İnsanlık gereklerini yerine getirmenin kişiyi güçlendirdiğini bizzat tecrübe ettirmek ise bu inancı sağlamlaştırır. Sağlam bir inanış, zekâyı besler; zeka da aklı güçlendirir. Bu yüzden çocuklarımızı hem iç dünyalarıyla hem de dış becerileriyle güçlü, dirençli ve üretken bireyler olarak yetiştirmek zorundayız.
Spor, müzik gibi alanlara yönlendirmek; görgü kurallarını, gelenekleri, millî ve manevî değerleri öğrenebileceği sosyal ortamlar sunmak bu dönemde büyük kazanımlar sağlar. İddia dönemindeki çocuk için rol modeller çok önemlidir. Milletine ve maneviyatına hizmet etmiş, fedakârlık göstermiş insanların örnekliği çocuğun yüreğine yerleştirilmelidir. Böylece hem iddia duygusu sağlıklı biçimde doyurulur hem de millî bir şahsiyet gelişir.
Çocuk beğenilme ihtiyacını doğru alanlarda giderirse, anlamsız ve zararlı uğraşlara yönelmez. Her davranışını kendini ispat etme gayesiyle yapan çocuk, bu gayeyi olumlu şekilde yönlendirdiğimizde anlamlı ve faydalı işler yapmaya çalışır. Zamanla öğretmenin, okulun, ailenin ve yakın çevrenin değerini kavrar; dostu düşmandan ayırt edebilen, yaşının ötesinde bir olgunluğa erişir.
Ancak bu iddia duygusu yönlendirilmezse çocuk, üstünlüğü kendinde değil; eşyada, çevrede ya da başkalarının gücünde aramaya başlar. Bir kalemle, bir kıyafetle bile böbürlenebilir. Daha ağır durumlarda ise içindeki üstünlük isteği aşağılık duygusuna dönüşür; kavgacı, huzursuz ya da içe kapanık bir yapı ortaya çıkabilir. Bu nedenle aile, bu dönemde çocuğun iddiasına rehberlik etmek zorundadır.
Altı yaşına kadar sağlıklı biçimde yönlendirilmiş çocuk, bu dönemde kendini güçlü, temiz ve hâkim hisseder. Ailesini sever, onlarla gurur duyar ama sırtını tamamen onlara yaslamaz. Yine de “çocuğum tamam oldu” rehavetine kapılmak büyük bir hatadır. Çocuk hâlâ büyüğüne muhtaçtır; doğruyla yanlışı ayırt etmekte zorlanabilir, içindeki çelişkileri çözmek için dertleşmek ister. Büyükler her zaman ulaşılabilir, güvenilir ve samimi olmalıdır.
Bu dönemde çocuğa verilecek ilkeler net olmalıdır. Öyle ki çocuk, özenilen bir insan olmayı hedeflesin ve bu hedef gerçekten iddiasını doyuracak bir üstünlüğe dayansın. Manevî olarak beslenen çocuk, öz yapısına uygun yaşar; bu da şahsiyetini gerçekleştirir ve onu şerefli bir hayata taşır.
İlkokul çağındaki çocuk, para kazanmayı da öğrenmelidir. Kazanmadan harcamayı öğrenen çocuk, ileride borçlanmayı marifet sanabilir. Oysa küçük yaşta üretmeyi, tasarrufu ve emeğin değerini öğrenen çocuk, hayatı daha sağlam temeller üzerine kurar. Aileler bu süreçte çocuğun kazandığını nasıl harcadığını takip etmeli, tasarruf bilincini teşvik etmelidir.
Altı ile on yaş arasındaki bu dönem doğru değerlendirildiğinde; çocuk kutsallık duygusunu doyurmuş, kişiliğini tanımış, hedefi olan, azimli ve değerlerinden ödün vermeyen bir birey hâline gelir. Böyle bireylerin yetiştiği toplumda ise düzen ve huzur kendiliğinden yerleşir.
Gelecek yazıda, 10–15 yaş arası “Özenti Devresi”ni ele almak dileğiyle… Sağlıcakla kalın.
*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*