Misyon, ABD'nin 28 Şubat'ta İran'da gerçekleştirdiği iki saldırıda ayrım gözetmeme ilkesini ihlal ederek savaş suçu işlemiş olduğuna inanmak için “makul gerekçeler” bulunduğunu bildirirken, İran yönetiminin protestoculara yönelik uygulamalarının da insanlığa karşı suçlar oluşturduğu sonucuna vardı.
Raporda İranlı sivillerin bir taraftan ABD ve İsrail ile yaşanan savaşın, diğer taraftan ise kendi hükümetlerinin ağır baskısının arasında kaldığı belirtildi. Komisyonun değerlendirmesi bir mahkeme kararı veya cezai mahkûmiyet niteliği taşımıyor; bağımsız soruşturma mekanizmasının topladığı deliller üzerinden ulaştığı hukuki bulguları ifade ediyor.
EN AZ 178 SİVİLİN ÖLDÜĞÜ İKİ SALDIRI İNCELENDİ
BM uzmanlarının ABD'ye yönelik savaş suçu değerlendirmesinin merkezinde İran'ın güneyindeki Minab ve Lamerd'de gerçekleştirilen iki saldırı bulunuyor. Komisyon, iki saldırıda toplam en az 178 sivilin hayatını kaybettiğini ve ölenler arasında çok sayıda kadın ile çocuğun bulunduğunu bildirdi.
En ağır bilanço Minab'daki Şecere Tayyibe İlkokulunda yaşandı. Komisyonun aktardığı bilgilere göre açıkça tanımlanabilir durumdaki okul Tomahawk füzeleriyle vuruldu ve 150'den fazla kişi hayatını kaybetti; ölenlerin yaklaşık 120'si çocuktu. AP'nin daha önce yaptığı araştırmada İran devlet medyasının bu saldırıda 168 kişinin öldüğünü bildirdiği, ABD'nin ise saldırının sorumluluğunu resmen üstlenmediği aktarılmıştı.

SPOR KOMPLEKSİ VE YERLEŞİM ALANI DA VURULDU
Komisyonun incelediği ikinci olay Lamerd'de meydana geldi. Rapora göre ABD'ye ait hassas vuruş füzelerinin bir spor kompleksi ve çevresindeki yerleşim alanında tungsten parçacıkları yayması sonucunda 22 sivil kadın ve erkek yaşamını yitirdi. ABD Merkez Komutanlığı ise Lamerd'deki saldırıyı gerçekleştirdiğini reddetti.
Misyon, incelenen saldırılarda hedeflerin askeri nitelikte olduğunu doğrulayacak yeterli önlemlerin alınmadığı ve kullanılan istihbaratın hatalı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Bu bulgulardan hareketle ABD'nin sivillerin ölümü veya yaralanması ile sivil yapılara zarar verilmesiyle sonuçlanan ayrım gözetmeyen saldırılar düzenleyerek savaş suçu işlemiş olduğuna inanmak için makul gerekçeler bulunduğu sonucuna varıldı.

İRAN YÖNETİMİNE DE “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ” SUÇLAMASI
BM raporunun diğer ayağında ise İran yönetiminin Aralık 2025'te başlayıp Ocak 2026'da ülke geneline yayılan protestolara müdahalesi bulunuyor. Misyon, güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği öldürmelerin “şaşırtıcı bir ölçekte” yaşandığını ve önceki protesto dalgalarıyla karşılaştırıldığında devlet baskısında ciddi bir tırmanış meydana geldiğini bildirdi.
Raporda hukuka aykırı öldürmelerin yanı sıra işkence, keyfi tutuklamalar ve diğer insanlık dışı eylemlerin sivillere yönelik yaygın ve sistematik saldırının parçası olduğu belirtilerek bunların bir bölümünün insanlığa karşı suç teşkil ettiği sonucuna varıldı. İnternet erişiminin engellenmesi ve protestoların ardından ölüm cezasının daha yoğun biçimde kullanılması da eleştirilen uygulamalar arasında yer aldı.
29 PROTESTOCU İDAM EDİLDİ
İran'daki baskının protestolar sona erdikten sonra da devam ettiği belirtildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ile Abdorrahman Boroumand Center'ın verilerine göre 18 Mart ile Ağustos 2026 sonu arasında son protestolarla bağlantılı olarak tutuklanan en az 29 kişi idam edildi. İdam edilenler arasında 18 ve 19 yaşındaki gençlerin de bulunduğu bildirildi.
Aynı dönemde siyasi ve güvenlik suçlamalarıyla idam edilenlerin toplam sayısının daha yüksek olduğu, protestolarla doğrudan bağlantılı 29 kişinin ise bu tablonun bir bölümünü oluşturduğu belirtiliyor. BM misyonu ayrıca 70'ten fazla kişinin idam edilme riski altında bulunduğunu bildirdi.

BM'DEN ABD VE İRAN'A ÇAĞRI
Soruşturma misyonu raporun ardından hem İran'a hem de ABD'ye ihlal ve suçlara derhal son verilmesi çağrısında bulundu. Uzmanlar mağdurlara tam tazminat sağlanmasını, benzer ihlallerin tekrarlanmayacağına ilişkin güvence verilmesini ve sorumluların hesap vermesini istedi.
Misyon ayrıca çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barış için diplomatik girişimlerin yeniden başlatılması çağrısı yaptı. Raporda üçüncü ülkelerin de uluslararası hukuk kapsamında evrensel yargı yetkisi gibi mekanizmalar üzerinden hesap verebilirlik süreçlerine katkıda bulunabileceği belirtildi.




