Eskişehir Fay Zonu, bölgedeki bilimsel çalışmalara göre gelecekte 6-7 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeli taşıyan aktif bir fay sistemi. Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ) Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsü Yer Bilimleri ve Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı'ndan Doç. Dr. Muammer Tün, Eskişehir ve Ankara eksenindeki deprem riskini Türkinform'a özel olarak değerlendirdi.

ESKİŞEHİR FAY ZONU 6-7 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM ÜRETEBİLİR
Eskişehir, 20 Şubat 1956'da fay zonu üzerinde meydana gelen 6,4 büyüklüğündeki depremle sarsılmıştı. Fay zonunun şehir için oluşturduğu tehlikeyi değerlendiren Tün, şunları söyledi.
Eskişehir Fay Zonu aktif bir fay sistemidir. Farklı araştırmacılar tarafından bölgede tamamlanan bilimsel araştırmalar, bu zonda geçmişte olduğu gibi gelecekte de 6 ile 7 büyüklüğü arasında depremler meydana gelebileceğini gösteriyor. Ancak bir depremin ne zaman olacağını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bu nedenle kent için önemli olan, deprem olasılığını dikkate alarak yapı ve altyapı güvenliğini artırmak ve hazırlıkları sürdürmektir.
UZAK DEPREMLER DE ESKİŞEHİR'DE GÜÇLÜ HİSSEDİLİYOR
Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 10 Ağustos 2025'te yaşanan 6,1 büyüklüğündeki deprem, kuş uçuşu yaklaşık 220 kilometre uzaktaki Eskişehir'de de güçlü hissedilmişti. Şehrin alüvyal zeminini ve riskli bölgeleri değerlendiren Tün'ün sözleri şöyle.
Sındırgı depreminin Eskişehir’de güçlü hissedilmesi, uzak bir depremin de kentte etkili olabileceğini gösteriyor. Eskişehir’de özellikle alüvyal birikimlerin bulunduğu alanlarda yerel zemin koşulları, belirli deprem dalgalarını büyütebilir ve sarsıntının süresini etkileyebilir. Ancak ‘en riskli bölgeler’ yalnızca zemin türüne bakılarak belirlenemez; yapıların dayanımı, yer altı suyu koşulları ve altyapının durumu da birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle mahalle ölçeğinde zemin ve yapı verileriyle hazırlanacak risk haritalarına ihtiyaç var. Hazırlık çalışmaları da konutlarla sınırlı kalmamalı; enerji, iletişim, içme suyu, atık su ve ulaşım sistemlerinin deprem sonrasında hizmet vermeye devam etmesini kapsamalıdır. “Sanayi tesisleri ve üretim süreçleri de kentin yaşamından ayrı düşünülemez. Bu nedenle deprem riskleri değerlendirilirken sanayi yapılarının güvenliği, çalışanların korunması, enerji ve ulaşım bağlantıları ile tedarik zincirleri birlikte ele alınmalıdır. Afetlere dirençli sanayi yaklaşımı, olası kayıpları azaltırken üretimin güvenli ve sürdürülebilir biçimde devam etmesini hedeflemelidir. Sadece riskli bölge tanımlamasıyla riski yönetmek yetersiz kalır, daha geniş çerçevede konuyu ele almak gerekir.
ANKARA'DA ASIL SORU FAYIN NEREDEN GEÇTİĞİ DEĞİL
Ankara'nın bazı ilçeleri, AFAD verilerine dayanan deprem tehlike haritalarında yüksek riskli bölgeler arasında yer alıyor. Başkentin çevresindeki diri fayların oluşturduğu tehdidi Tün şöyle anlattı.
Ankara kent merkezinin altından büyük bir fay geçmemesi, deprem riskinin düşük olduğu anlamına tek başına gelmez. Çevredeki faylarda meydana gelebilecek depremlerin kentte yaratacağı etki; depremin özelliklerine, yerel zemin koşullarına, yapı stokuna ve kritik altyapının dayanıklılığına bağlıdır. Ankara’daki belirli fayların oluşturduğu tehlikenin düzeyi ise bölgeye özgü bilimsel verilerle değerlendirilmelidir.
Toplum açısından asıl soru yalnızca ‘Fay nereden geçiyor?’ değil, ‘Bir deprem olduğunda konutlarımız, hastanelerimiz, ulaşım ve iletişim ağlarımız ne kadar güvenli ve işler durumda kalabilir?’ sorusudur. Bu nedenle kentin deprem riskini azaltmak için fiziksel ve altyapısal koşulların yanı sıra sosyal, ekonomik ve kurumsal kırılganlıklar da birlikte ele alınmalıdır.”
İKİ ŞEHRİN YAPI STOKU İÇİN BİNA BAZINDA VERİ GEREKİYOR
Tün, iki şehrin yapı stokunun büyük bir depreme hazırlığı konusunda şu değerlendirmeyi yaptı.
Eskişehir ve Ankara’daki yapı stokunun büyük bir depreme ne kadar hazır olduğunu, kapsamlı bir inceleme yapılmadan tek bir oranla ya da genel bir yargıyla söylemek doğru olmaz. Öncelikle binaların taşıyıcı sistemleri, yapım özellikleri ve bulundukları zeminin koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu çalışma, başta inşaat mühendisleri olmak üzere ilgili uzmanların katkısıyla, bina ölçeğinde güvenilir verilere dayanmalıdır.
Bir binanın ayakta kalması da tek başına yeterli değildir. Elektrik, içme suyu, doğal gaz ve atık su hatlarının güvenliği ile binaya ulaşımı sağlayan yolların durumu, deprem sonrasında yaşamın sürdürülmesi açısından önem taşır. Bu nedenle her iki kentte de yapı ve altyapı envanterleri birlikte incelenmeli; elde edilen sonuçlar güçlendirme, yenileme ve afet hazırlığı çalışmalarına yön vermelidir.”
VATANDAŞ İÇİN İLK ADIM BİNANIN BELGELERİ
Vatandaşların oturdukları binanın durumunu öğrenmek için atması gereken ilk adımları Tün şöyle sıraladı.
Vatandaşın ilk adımı, oturduğu binanın güvenliği konusunda bilgi istemek ve varsa proje, ruhsat ve önceki inceleme belgelerine ulaşmaktır. Binanın depreme dayanıklı olup olmadığı ise dış görünüşüne veya yapım yılına bakılarak anlaşılamaz; gerektiğinde yetkin uzmanlar tarafından teknik inceleme yapılmalıdır. Bireyler ayrıca aile afet planı hazırlayabilir, ev içindeki devrilebilecek eşyaları sabitleyebilir ve güvenli tahliye yollarını öğrenebilir.
Ancak güvenli bir binada yaşama sorumluluğu yalnızca vatandaşa bırakılamaz. Kamu kurumları, yerel yönetimler, meslek örgütleri ve bilim insanları; yapı stokunu belirlemek, riskleri anlaşılır biçimde paylaşmak ve gerekli güçlendirme ile denetim süreçlerini yürütmek için birlikte çalışmalıdır. Toplum da bu çalışmaların yalnızca sonuçlarını öğrenen değil, ihtiyaçlarını ve gözlemlerini sürece taşıyan bir paydaş olmalıdır. Hedef, insanların binalarının güvenli olup olmadığını tek başına araştırmak zorunda kalmadığı, güvenli yapılaşmanın sistemli biçimde sağlandığı bir kenttir.




