Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası programında dış politika ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin konuşan Hakan Fidan, bölgesel sahiplenmenin artırılmasının önemli olduğunu kaydederek, dışarıdan gelen hegamonların sorunları çözmediğini, daha da akut hale getirdiğini belirtti.

“İKİ YILDIR BU ANLAŞMA HAZIRLANIYOR”

Bölgedeki istikrarsızlıklarının giderilmesi, durdurulması, daha büyük entegrasyonun sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda bir irade olduğunu ifade ederek, iki yıldır bu anlaşmanın hazırlandığını aktardı.

“ANLAŞMAYA KATILMAK İSTEYEN BAŞKA ÜLKELER OLDU”

Bakan Fidan, anlaşmaya katılmak isteyen başka ülkelerin de olduğunu belirterek, “Hatta bu anlaşmayı oluştururken ve imzalarken üzerinde karar vermede zorlandığımız bir husus oldu. Diğer ortaklarımızın ağırlıklı tercihi, bu anlaşmadaki ilgili maddeyle de ifade edildiği gibi 3 ülke kurucu çekirdek ülke olsun; prensipleri, standartları ve yapının bekasını belirlemede aktif rol oynasınlar ama bu çekirdek ülkelerin onayıyla da diğer ülkeler buraya katılsınlar.” İfadelerini kullandı.

“OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN ÇEKİLMESİNDEN BERİ İSTİKRARSIZLIKLA ANILAN BİR BÖLGE”

Fidan, anlaşmanın Orta Doğu’da kalıcı barışı ve istikrarı getirecek en önemli adım olduğunu aktararak, bu bölgenin son yüzyıldır Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge olduğunu ifade etti. Hakan Fidan, “Ama artık bölge ülkeleri bir araya gelerek kendi sorumluluklarını üstlenerek bir önemli adım atıyorlar. Şu ana kadar ikili adımlarla bir şeyler yapılmaya çalışıldı ama şu anda daha büyük bir adım atılıyor” dedi.

“NATO’NUN 5. MADDESİYLE AYNI”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın NATO’nun 5. maddesiyle teknik olarak aynı olduğunu aktararak, “Siyasi ve askeri komite liderlerin vizyonunu karar bağlayan çalışmaları yapan komite. Genel sekreterlik alınan karaların uygulanmasını kontrol edecek.” diye konuştu.

"BİZE SALDIRMAYAN HİÇBİR ÜLKE BİZİ HEDEFİMİZDE DEĞİL”

Fidan, “Biz bu ülkelerle bir araya geldiğimiz zaman tabiatıyla savunmaya yönelik bir örgüt oluyoruz. İster bölge içinden ister dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın bir eylemi olmaz. Altını çiziyorum İran bu ittifakın hedefi değildir. Bize saldırmayan hiçbir ülke bizi hedefimizde değil.” dedi.

HÜRMÜZ BOĞAZI AÇIKLAMASI: BİZE DOĞRUDAN ETKİ EDEN BİR DURUM YOK!

Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına ilişkin Hakan Fidan, enerji açısından Türkiye’yi doğrudan etki eden bir durum olmadığını belirterek, Kızıldeniz ticaret havzasının kapatılmasının Türkiye’nin menfaatiyle doğrudan bir konu olduğunu söyledi. Fidan, şu anda en önemli öncelik herkesin üzerinde çalıştığı, geçici süre de olsa boğazın açılmasını sağlayacak bir uzlaşmanın sağlanması olduğunu belirtti. Fidan, şu anda bölge ülkeleri, Amerika, Batı, Avrupa, Asya, bu boğazın bir an önce açılmasını Amerika, Batı, Avrupa, Asya, bu boğazın bir an önce açılmasını talep ettiğini, bu konuda büyük bir baskının olduğunu belirtti.

KIBRIS MESELESİ

Kıbrıs Meselesine ilişkin Hakan Fidan, “Bizim için çözüm esas iki devletli çözümün hayata geçmesi, ideal çözüm bu. Bizim durduğumuz yer bu. Kıbrıs Türkünün egemen, eşit, bağımsız duruşu önemli. Rum kesimi hiçbir zaman için Türklerle eşit devlet paylaşımına gitmeyecekler. Bu iki artı iki dört kesinliğinde bir konu. Kıbrıs Türklerini içine alan her türlü diyalog ortamını destekliyoruz. Belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklememize gerek yok. Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz. Sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam. Sen 1960'da kurulan devlet değilsin. 50 yıldır statüko aynı, adadaki istikrar, barış tek bir sebepten oluyor Türk askerinin adada var olmasından dolayı.” Değerlendirmesinde bulundu.

ÇERÇEVE YASA AÇIKLAMASI

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifine ilişkin Hakan Fidan, bu çerçevenin yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümlerin olduğunu ifade etti. Fidan, o açıdan güzel bir dili ve mekanizması olduğunu belirterek, örgüt kendi silahlarını bırakmadan imkân ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden, bu yasanın hususlarından yararlanamayacağını aktardı.

Fidan'ın açıklamalarından satır başlıkları:

Yeni Partili başkan tutuklandı
Yeni Partili başkan tutuklandı
İçeriği Görüntüle

GAZZE BARIŞ SÜRECİ

"Bu konuda bir uzlaşma sağlandı ve hemen akabinde sürecin ikinci aşamasına geçilmesi gerekiyordu. İkinci aşama; Filistinlilerden oluşan komitenin Gazze'nin yönetimini devralmak üzere bölgeye girmesini ve istikrar gücünün sahada konuşlanmasını öngörüyordu. Ancak İsrail, bu ikinci aşamayı başlatmakta tereddüt etti. Biz İsrail'in izlediği stratejileri ve yaklaşım biçimlerini çok iyi biliyoruz. "İsrail, Filistinlilerin ve Hamas'ın meseleleri diplomatik yollarla çözme kabiliyetine ve iradesine sahip olduğunu hiçbir zaman kabul etmek istemedi. Dolayısıyla süreç boyunca hep bu tarz bir tavır içinde oldu; sorunlar çözüldükçe veya bir uzlaşıya yaklaşıldıkça süreci sürekli bir sonraki aşamaya ertelemeye çalıştı”

UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI

Maalesef uyarılarımız haklı çıkıyor; savaşın yayıldığı ana alanlardan biri de Karadeniz'in tamamı oldu. Başlangıçta yalnızca askeri tesisleri, limanları ve askeri gemileri hedef alıyorlardı; şimdiyse hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm ticari gemileri vuruyorlar. Ne yazık ki bu durumdan Türk bayraklı veya Türk sahipliğindeki gemiler de nasibini alıyor. Bu olumsuz tablo başlıca üç kategoride karşımıza çıkıyor Tüm bu gemileri yakından takip ediyoruz. Şu anda hedef alınan diğer gemilere kıyasla Türk gemilerinin oranı biraz daha düşük olsa da mevcut tablo bizi ciddi şekilde endişelendirmektedir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz bazı tedbirler var ve bunları hayata geçiriyoruz. Kamuoyuyla paylaşabileceğim husus ise şudur: İki tarafa da bu alanda bir moratoryum ilan edilmesine yönelik bir mekanizma kurulması çağrısında bulunduk. Ukrayna tarafının bu yönde bir talebi zaten vardı; biz de bunu Rus mevkidaşlarımıza ilettik ve verecekleri yanıtı bekliyoruz. Ancak savaşın seyrine baktığımızda, her iki tarafın da birbiri için kritik olan lojistik tesisleri hedef aldığını görüyoruz. Bu durum son derece tehlikeli bir boyuta ulaşarak sivil alana sıçradı. Zaten bunu öngörüyorduk ve savaş maalesef 5. yılında bu noktaya geldi. Arabuluculuk süreçlerinin hızlıca sonuç vermemesinin temel nedeni ise şudur: Arabulucu taraflar devreye girdiğinde, savaşan tarafların ellerinde birbirlerine karşı hâlâ kullanabileceklerini düşündükleri askeri imkânlar bulunduğu sürece kolay kolay taviz vermeye yanaşmadıklarını görüyorlar. Bu durum arabulucunun işini doğal olarak kolaylaştırmıyor. Arabuluculuğu kolaylaştıracak esas unsur, her iki tarafın da taahhütler vererek orta noktada buluşmasıdır. Ancak kimsenin taviz vermediği bir ortamda savaş, kendi uzlaşma zeminini yaratana dek şiddetini artırarak devam eder; maalesef şu an şahit olduğumuz süreç de tam olarak budur. Geçen sene Amerikalı meslektaşlarıma da ifade ettiğim husus buydu. Onlarda bir moral bozukluğu gördüğümde, iki tarafın da birbirini tamamen yıprattığı an masaya oturup barışmak isteyeceğini beklediklerini belirttim. Aslında bu yaklaşım daha önce de mevcuttu. Hatırlayacağınız üzere müzakerelerin zirvede olduğu dönemde, çatışma cephede karşılıklı siperlerin korunduğu bir yıpratma savaşına dönüşmüştü. Çünkü taraflar ilerleyemiyor; süreci drone'lar ve toplarla yürütüyorlar. Hiç kimse yerinden kıpırdayamıyor ve her ay orada binlerce asker yaşamını yitiriyor. Ülkeler ise bu alana sürekli insan ve maddi kaynak aktarmaya devam ediyor. O dönemde bu tabloyu tam anlamıyla bir "yıpratma savaşı" olarak tanımlamıştık.

Kaynak: Haber Merkezi