Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmanın başından sonuna kadar en belirgin başlıklardan biri Filistin ve Gazze oldu.
Ancak konuşmanın finali diğer bölümlerden farklıydı. Erdoğan siyasi ve diplomatik ifadelerin ardından sözü Sezai Karakoç'a bıraktı. Karakoç'un “susmak”, “tarih”, “hakikat”, “vicdan” ve nihayetinde “ilahi adalet” üzerine kurduğu metinden bir bölüm okudu.
Bu tercihin neden dikkat çektiğini anlamak için Karakoç'un her ifadesini, Erdoğan'ın birkaç dakika önce Gazze konusunda söylediği sözlerle birlikte okumak gerekiyor.

Sezai Karakoç – Onlar Sanıyorlar ki Şiiri
Onlar sanıyorlar ki,
biz sussak mesele kalmayacak.
Halbuki biz sussak,
tarih susmayacak.
Tarih sussa,
hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki,
bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar,
vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar,
tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar
Sezai Karakoç
İLK MESAJ: “BİZ SUSSAK MESELE KALMAYACAK SANIYORLAR”
Karakoç'un metninin başlangıcındaki temel düşünce, bir mağduriyet hakkında konuşanların susturulmasıyla o mağduriyetin ortadan kalkmayacağı üzerine kuruluyor.
Erdoğan'ın BM konuşmasının başlangıcı da tam olarak “ses” meselesiyle başladı.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın iki yıldır Genel Kurul salonunda bulunamadığını söyleyen Erdoğan, bunun Filistinlilere yönelik bir haksızlık olduğunu savundu ve Abbas salonda bulunamasa dahi Türkiye'nin Filistin'in sesini dünyaya duyurmayı sürdüreceğini söyledi.
Dolayısıyla konuşmanın başındaki siyasi mesaj ile sonundaki Karakoç alıntısı arasında belirgin bir paralellik oluştu:
Filistin'in temsilcisi salonda olmasa bile Filistin meselesi konuşulmaya devam edecek.

“BİZ SUSSAK TARİH SUSMAYACAK”: GAZZE’DE ÖLEN ÇOCUKLAR VURGUSU
Erdoğan'ın konuşmasındaki en sert bölümlerden biri Gazze'deki çocuklara ayrıldı.
Cumhurbaşkanı Gazze'yi “dünyanın en büyük çocuk mezarlığı” olarak nitelendirdi ve çocuk amputasyonlarının ulaştığı boyuta dikkat çekti. Ardından Gazze'deki mevcut durumu “çağımızın en insanlık dışı ve en utanç verici temerküz kampı” sözleriyle tanımladı.
Karakoç'un “Biz sussak tarih susmayacak” sözü tam da bu bölümün ardından gelen finalde okundu.
Bu nedenle ifade, Erdoğan'ın konuşmasının bağlamında Gazze'de bugün yaşananların gelecekte tarih tarafından kayda geçirileceği mesajı olarak okunabilir.
Karakoç'un metni elbette Gazze için yazılmadı. Dolayısıyla şairin bu sözlerle doğrudan İsrail-Filistin çatışmasını kastettiğini söylemek tarihsel olarak doğru olmaz. Fakat Erdoğan'ın metni Gazze ağırlıklı konuşmasının sonuna yerleştirmesi, eski bir metne güncel bir siyasi bağlam kazandırdı.
“TARİH SUSSA HAKİKAT SUSMAYACAK”
Karakoç'un bir sonraki düşüncesi “hakikat” kavramına dayanıyor.
Erdoğan ise hemen öncesinde dünya kamuoyuna, Gazze'deki tablo karşısında vicdan sahibi hiç kimsenin gözlerini kapatamayacağını söyledi. Uluslararası toplumu İsrail üzerindeki baskıyı artırmaya çağırdı.
Böylece Karakoç'un “hakikat susmayacak” düşüncesi, konuşmanın genel çerçevesinde uluslararası toplumun sessizliğinin veya siyasi dengelerin yaşananları ortadan kaldırmayacağı mesajıyla birleşti.
Erdoğan'ın siyasi anlatısında mesele yalnızca İsrail'in eylemleri değildi; bunlara karşı yeterli tepkiyi göstermediğini düşündüğü uluslararası sistem de eleştirinin hedefindeydi.

“BİZDEN KURTULSALAR MESELE KALMAYACAK SANIYORLAR”: FİLİSTİN DEVLETİ MESAJI
Karakoç'un metninin ikinci kısmında anlatı daha da sertleşiyor. Karşısındaki insanları ortadan kaldırmanın meselenin kendisini ortadan kaldırmayacağı düşüncesi öne çıkıyor.
Erdoğan'ın BM konuşmasındaki Filistin Devleti mesajı da bu noktada dikkat çekiyor.
Cumhurbaşkanı, Filistin'i henüz tanımayan ülkelere kararlarını yeniden değerlendirme çağrısında bulundu ve Filistin Devleti'ni ortadan kaldırmaya veya işlevsiz hale getirmeye yönelik girişimlerin başarısız olacağını savundu. Erdoğan'ın desteklediği formül, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti kurulması yönünde.
Bu nedenle Karakoç'un sözleri konuşmanın bağlamında ikinci bir anlama daha kavuşuyor:
Filistinlilerin siyasi temsilini zayıflatmak, Filistin meselesini ortadan kaldırmayacak.
“VİCDAN AZABINDAN KURTULAMAYACAKLAR”: ERDOĞAN’IN “VİCDAN” VURGUSUYLA ÖRTÜŞTÜ
Karakoç metninin en çarpıcı kavramlarından biri “vicdan”.
Erdoğan da Gazze'den bahsederken konuşmasını özellikle insanlık, merhamet, adalet ve vicdan kavramları üzerine kurdu. Gazze'de yaşananlara “vicdan sahibi hiç kimsenin” kayıtsız kalamayacağını söyledi.
Bu nedenle Karakoç'un “vicdan azabı” ifadesinin Erdoğan'ın konuşmasındaki karşılığı yalnızca İsrail hükümetine yönelik bir eleştiri olarak değil, Gazze konusunda hareketsiz kaldığını düşündüğü uluslararası topluma yönelik bir mesaj olarak da okunabilir.
Başka bir ifadeyle Erdoğan'ın konuşmasındaki çerçeve, “Bugün müdahale etmeyenler gelecekte bunun ahlaki sorumluluğuyla karşılaşacak” düşüncesine dayanıyordu.
Bu, Karakoç'un sözlerinin güncel olaylara ilişkin özgün anlamı değil; Erdoğan'ın onları yerleştirdiği siyasi bağlamın ortaya çıkardığı yorum.

“TARİHİN AZABINDAN KURTULAMAYACAKLAR”: BM’NİN KENDİSİNE MESAJ
Karakoç'un metninde vicdandan sonra tarih geliyor.
Erdoğan'ın konuşmasının bir diğer büyük hedefi ise tam da konuşmayı yaptığı kurum, yani Birleşmiş Milletlerdi.
Cumhurbaşkanı, 81 yıl önce uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulan BM'nin bu görevini yerine getiremez hale geldiğini savundu. Güvenlik Konseyindeki beş daimi üyenin ayrıcalıklı konumuna yeniden itiraz ederek 190'dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin kararlarına bağlı olduğu bir sistemin adil olmadığını söyledi.
Dolayısıyla “tarihin azabı” ifadesi, konuşmanın bütünü içinde yalnızca İsrail'e değil, Gazze konusunda etkisiz kaldığını düşündüğü mevcut uluslararası sisteme yönelik eleştirilerle de örtüştü.
Erdoğan'ın verdiği mesajın özü şuydu: Bugün karar alamayan uluslararası kurumlar da gelecekte bu dönemde yaptıkları veya yapmadıkları üzerinden değerlendirilecek.
“ALLAH’IN GAZABINDAN KURTULAMAYACAKLAR”: MESAJ SİYASETTEN İLAHİ ADALETE TAŞINDI
Karakoç'un metni dünyevi bir hesaplaşmayla sona ermiyor.
Metindeki sıralama giderek yükseliyor: İnsan susturulabilir; tarih kalır. Tarih görmezden gelebilir; hakikat kalır. Vicdandan kaçılabilir; tarihten kaçılmaz. Tarihten de kaçıldığı düşünülse bile ilahi adaletten kaçılmaz.
Erdoğan'ın BM kürsüsünde metnin bu bölümünü de aktarması, Gazze konusunda yaptığı siyasi ve diplomatik eleştiriyi konuşmasının sonunda dini ve ahlaki bir zemine taşıdı.
Bu nedenle konuşmanın finali klasik bir diplomatik kapanıştan oldukça farklıydı.

AYNI SÖZLERİ İMAMOĞLU DA OKUMUŞTU
Karakoç'un sözlerinin son dönemde Türkiye siyasetinde gündeme geldiği tek yer BM kürsüsü değil. Dikkat çekici biçimde aynı metin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından da kısa süre önce mahkemedeki savunmasında kullanılmıştı.
İmamoğlu, 3 Eylül'deki duruşmada tahliye talebinde bulunurken “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak” diye başlayan Karakoç sözlerini okumuştu. Böylece aynı metin birkaç hafta arayla Türkiye siyasetinin iki farklı aktörünün konuşmasında yer aldı.
Bu durum Karakoç'un sözlerinin farklı siyasi bağlamlarda kullanılabilen geniş bir anlam alanına sahip olduğunu da gösteriyor. Metnin merkezindeki “hakikatin susturulamayacağı” düşüncesi, farklı aktörler tarafından kendi siyasi anlatıları içerisinde yeniden yorumlanabiliyor.

İSRAİL HEYETİ ERDOĞAN KONUŞURKEN SALONU TERK ETTİ
BM salonundaki görüntüler de konuşmanın en çok tartışılan ayrıntılarından biri oldu.
Erdoğan İsrail'e yönelik eleştirilerini sürdürürken İsrail heyetinin Genel Kurul salonundan ayrıldığı görüldü.Uluslararası basın da İsrail delegasyonunun Erdoğan'ın konuşması sırasında salonu terk ettiğini aktardı.
Burada zamanlamayı doğru ifade etmek önemli: İsrail heyetinin özellikle Karakoç'un belirli bir dizesine tepki olarak kalktığı doğrulanmış değil. Görüntüler ve haberler, heyetin Erdoğan'ın İsrail ve Gazze'ye yönelik eleştirilerinin yer aldığı konuşması sırasında salonu terk ettiğini gösteriyor.
Bu ayrıntı konuşmanın sembolik görüntülerinden biri haline geldi.
İRAN HEYETİ İSE AYAĞA KALKIP ALKIŞLADI
İsrail heyetinin ayrılmasının ardından konuşmanın finalinde bu kez tam tersi bir görüntü ortaya çıktı.
Erdoğan Sezai Karakoç'un sözlerini okuduğunda İran heyeti ayağa kalkarak alkışladı. Salondaki diğer delegasyonlardan da alkışlar yükseldi.
Böylece aynı BM konuşmasında iki farklı görüntü ortaya çıktı:
İsrail heyeti salonu terk etti; İran heyeti ise Karakoç alıntısının ardından ayağa kalkarak Erdoğan'ı alkışladı.
Bu görüntüler, Orta Doğu'daki mevcut siyasi kamplaşmaların BM salonuna yansıyan sembolik anlarından biri oldu.

BİNALİ YILDIRIM GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Karakoç alıntısının Türkiye heyetindeki yansıması da kameralara takıldı.
Erdoğan sözleri okurken eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım'ın duygulandığı ve gözyaşlarını sildiği görüldü.
Dolayısıyla konuşmanın finalinde üç farklı görüntü öne çıktı: İsrail heyetinin salonu terk etmesi, İran heyetinin ayağa kalkarak alkışlaması ve Binali Yıldırım'ın Karakoç'un sözleri sırasında duygulanması.
ERDOĞAN'IN OKUDUĞU ŞİİR KİME AİT?
İnternette metin çoğunlukla “Onlar Sanıyorlar Ki” şiiri adıyla paylaşılıyor. Haberlerde de sıklıkla “Sezai Karakoç'un şiiri” şeklinde geçiyor.
Ancak kaynak araştırıldığında önemli bir ayrıntı ortaya çıkıyor. Erdoğan'ın aktardığı sözler bağımsız bir şiirden ziyade Sezai Karakoç'un düşünce yazılarından oluşan “Çağ ve İlham I” kitabındaki “Hakikat ve Serap” metniyle ilişkilendiriliyor.
Karakoç'un kullandığı tekrarlar ve ritmik anlatım bölüme şiirsel bir yapı kazandırdığı için sözler zaman içerisinde şiir formatında yaygınlaşmış durumda.
Dolayısıyla edebî açıdan en doğru ifade, “Erdoğan, Sezai Karakoç'un sözlerinden bir bölümü BM kürsüsünde okudu” demek.

SEZAİ KARAKOÇ KİMDİR?
1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde dünyaya gelen Sezai Karakoç, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen şair ve düşünürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan Karakoç, şiirin yanı sıra düşünce, medeniyet, siyaset ve İslam dünyasının geleceği üzerine çok sayıda eser kaleme aldı.
Karakoç'un düşünce dünyasının merkezindeki kavramlardan biri “Diriliş” oldu. Ona göre diriliş yalnızca siyasi veya ekonomik bir değişimi değil, insanın ve toplumun ahlaki, kültürel ve manevi olarak yeniden ayağa kalkmasını ifade ediyordu.
“Hızırla Kırk Saat”, “Taha'nın Kitabı”, “Gül Muştusu”, “Leyla ile Mecnun” ve yıllarca elden ele dolaşan “Mona Rosa” Karakoç'un en bilinen eserleri arasında yer aldı. Karakoç aynı zamanda uzun yıllar Diriliş dergisini yayımladı ve düşüncelerini burada geliştirdi. Ünlü düşünür Karakoç, 2021 yılında 88 yaşında hayatını kaybetti.



