Sinema ve televizyon alanında yüksek lisans yapan, film ve dizi çekimlerinde görüntü yönetmeni asistanlığı görevinde bulunan Sevda Güneş, bugünün yapımlarındaki görüntü tercihlerini Türkinform'a anlattı.

Lisans eğitiminde hem sinema hem televizyon üzerine çalıştığını belirten Güneş, yüksek lisansta sinema alanında ilerlemeye karar verdiğini söyledi.
Film izlemenin kendisi için artık eskisi gibi olmadığını da aktardı. Yalnızca filme odaklanmaya çalıştığını, bir süre sonra istemeden hikâye ya da mizansen üzerinden düşünmeye başladığını belirtti.
FİLMLER NEDEN KARANLIK ÇEKİLİYOR?
Karanlık görüntüyü hem teknik hem estetik bir tercih olarak tanımlayan Güneş, günümüz sinemasında düşük ışık kullanımının ve düşük pozlamanın öne çıktığını söyledi.
Amacın görüntüyü karartmak olmadığını vurguladı.
Tercihin seyircide farklı duygular oluşturmak için yapıldığını söyleyen Güneş, karanlık bir görüntünün izleyende belirsizlik ve tekinsizlik duygusu yarattığını anlattı. Karanlığın da bir bakıma anlam kazandığını ekledi.
Türkiye'deki uygulamada ise tabloyu farklı buldu. Güneş, salon koşulları düşünüldüğünde tercihin sinemada film izleyen seyirci için doğru olmadığını söyledi.
Gerekçesini açık biçimde ortaya koydu. Nitelikli salon bulmanın zorlaştığını, izleyicinin filmin ne anlatmak istediğini bir yana bırakıp ekrandaki görüntüyü bile göremediğini belirtti.
DİYALOGLARI DUYAMAMANIN İKİ NEDENİ VAR
Seyircinin konuşmaları duyamamasını iki başlıkta açıklayan Güneş, birinci nedeni ses tasarımına bağladı. Günümüz filmlerinde atmosfer, çevre sesi ve müziğin yoğun biçimde kullanıldığını söyledi.
İkinci neden miksin kendisinde. Diyalogların miks içindeki konumundan dolayı seyircinin sorun yaşadığını aktardı.
Sonucu da değerlendirdi. Güneş, bir anlam yaratılmaya çalışılsa da anlatısal oluşumun bazen zarar gördüğünü belirtti.
KAMERA YÜZE NEDEN BU KADAR YAKLAŞIYOR?
Yakın çekimin karakterin duygusunu izleyiciye aktarmak için tercih edildiğini anlatan Güneş, karakterin psikolojisini göstermek isteyen yönetmenin bu çekime başvurduğunu belirtti.
Yüzün anlatımdaki ağırlığını da anlattı. Bir karakterin diyalog kullanmadan, yalnızca yüzüyle çok şey anlattığını aktardı. Yakın çekimin bazı anlatılarda karakterin çevresiyle ilişkisini azaltmak için de kullanıldığını ekledi.
Elde kamerayı ayrı bir başlıkta değerlendirdi. Yöntemin kontrol sağlanmayan, daha gerçekçi bir his verdiğini ve seyircinin görüntüyü fiziksel olarak daha fazla hissettiğini söyledi. Tercihin rastgele yapılmadığını, diğer unsurlar gibi elde kameranın da bir anlatı kurduğunu vurguladı.
Hızlı kurgu konusunda yaygın bir kanıyı düzeltti. Hızlı kesmelerin yalnızca hareketli filmlere ait sayıldığını, oysa psikolojik anlatıda da işlev taşıdığını vurgulayan Güneş, karakterin zihni hızlı çalışıyorsa, düşünceleri parçalıysa ya da panik yaşıyorsa zihin durumunun hızlı kurguyla biçimsel olarak anlatıldığını söyledi.
Renk tonundaki değişimi de tarif etti. Rengin eskiden çoğunlukla görüntü güzel görünsün diye seçildiğini, bugün ise mekân duygusu başta olmak üzere karakter psikolojisini aktarmak için kullanıldığını aktardı.
DİKEY ÇEKİM SİNEMAYA GİRMEYE BAŞLADI
Sosyal medyanın görüntü diline yansıdığını dile getiren Güneş, Türkiye yapımı bir dizinin dikey video çekimini kullanarak duyurulduğunu aktardı. Henüz dikey sinemadan söz etmenin doğru olmadığını, ancak bazı sahnelerde dikey çekimin göründüğünü kaydetti.

Nedeni telefon ekranına bağladı. Yönetmenin hem karakterin telefonda ne yaptığını hem de ekranda ne olduğunu seyirciye göstermek istediğini anlattı. Ekranın kimi zaman doğrudan kadraja yerleştirildiğini, kimi zaman görüntünün sonradan eklendiğini söyledi.
Yöntemin sınırı da var. Güneş, seyircinin uzun süre mesajı okumaya çalışması hâlinde sahnenin ritminin kaçtığını belirtti.
Bugünün yapımlarında kendisini en çok rahatsız eden noktayı da adlandırdı. Komiklik adı altında yapılan bazı şakaların bir kesimi aşağılamak için kullanıldığını söyleyen Güneş, böyle yapımların bunu yeniden üreterek topluma bir şeyler aşıladığını savundu.
SAHNE SÖYLEMEDİĞİNİ NASIL ANLATIYOR?
Kamera açısının anlamını iki cümleyle özetleyen Güneş, kamera karaktere aşağıdan bakıyorsa karakterin daha güçlü ve baskın göründüğünü, yukarıdan bakıyorsa daha güçsüz ve savunmasız gösterildiğini söyledi. Kesin bir kural olmadığını, genellikle böyle kullanıldığını ekledi.
Yalan söyleyen karakter için tek bir kalıp bulunmuyor. Yönetmenin neyi anlatmak istediğine göre konum seçtiğini belirten Güneş, şüphe duygusu uyandırmak isteyen yönetmenin karakterin yüzünü tam göstermediğini, kimi zaman aynadan yansıtıldığını, kimi zaman karakterle seyirci arasına mesafe konulduğunu aktardı.
Türk dizilerindeki sofra sahnelerini de yorumladı. Sofranın aile bağlarını, karakterler arasındaki ilişkiyi ve oturma düzenine göre kimin nasıl biri olduğunu göstermek için kullanıldığını söyledi.
Yalnızlığın nasıl kurulduğunu örneklerle anlattı. Karakterin kadraj içinde yalnız bırakıldığını, etrafında boşluk oluşturularak geniş alanda küçük gösterildiğini ve kalabalık bir sokakta tek başına yürütüldüğünü belirtti. Herkesin konuştuğu bir ortamda karakterin sessiz kalmasının da aynı işlevi gördüğünü ekledi.
İzleyicinin fark etmediği ayrıntıyı ise tek bir şeye bağladı. Güneş, arka planda kullanılan ortam seslerini işaret etti ve anlam üretmiyor göründüğü hâlde çok şey anlattığını söyledi.
Kadın karakteri değerlendirirken kullandığı ölçütü açıklayan Güneş, önce karakterin hikâyedeki işlevine ve bakış açısına baktığını söyledi. Karakterin erkek karakterin hikâyesini ilerleten bir nesne konumunda mı bulunduğunu, yoksa kendi arzuları, çatışmaları ve kararları olan bir özne mi olduğunu sorduğunu belirtti.
Kamerayı ikinci ölçüt olarak saydı. Karakterin bedeninin sürekli parçalanarak mı gösterildiğine, yoksa yüzü, bakışı ve eylemleri üzerinden mi tanımlandığına baktığını aktardı.
Erkek karakterlerde de kalıpların sürdüğünü söyledi. Güçlü, kontrol sahibi ve duygusunu göstermeyen karakterlerin sürekli karşımıza çıkarıldığını, son dönemde bazı yönetmenlerin kalıbı kırdığını belirtti.
Yan karakter için pratik bir ölçüt verdi. Senaryodan çıkarıldığında hikâyede bir değişiklik olmuyorsa o karakterin süs gibi durduğunu söyledi.
Türk sinemasındaki değişimi de tarif etti. Özellikle 2000'den sonra karakterlerin daha bağımsız, bireysel ve içsel anlatıldığını aktaran Güneş, bağımsız sinemada karakterlerin doğrudan iyi ya da kötü olarak yazılmadığını, iç çatışmalarıyla ve bazen doğru bazen yanlış kararlarıyla aktarıldığını söyledi.
İzleyiciye üç başlık önerdi. Kamerayı, sesi ve mekânın karakterle ilişkisini takip etmelerini istedi.
Film izlerken telefona bakmanın ne kaçırttığını da anlattı. Sessizlik ve bakış sahnelerinin bir şey anlatmıyormuş gibi göründüğünü, izleyicinin boşluk sandığı o anlarda ekrandan ayrılmasının anlatımı kaçırdığını söyledi.
Çocuklarla film izleyen ebeveynlere ise iki şey söyledi. Yapımın yaş grubuna uygunluğuna bakmalarını, çocukların sorularını sabırla dinleyip özenle yanıtlamalarını önerdi.




