Tasfiye sürecindeki 131 yatırım fonunda mağdur olan yatırımcıların zararlarının karşılanmasına yönelik kanun teklifi, öngörülen ödeme mekanizması ve hukuki sorumluluk hükümleriyle gündemdeki yerini koruyor. Düzenlemenin yatırımcıların zararlarının giderilmesi açısından önemli bir adım olduğunu belirten Avukat E. Alp Demirkaya, teklifin yalnızca ekonomik boyutuyla değil, kişilerin mülkiyet haklarını ve hukuki sorumluluklarını etkileyebilecek hükümleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirkaya, yatırımcılar için öngörülen 1 milyon TL'lik ara ödemenin devlet tarafından verilmiş bir ödeme garantisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Teklifteki mekanizmanın, tasfiye edilen fonların dağıtılabilir malvarlığı ve kanunda belirtilen diğer koşullar çerçevesinde uygulanabileceğini belirten Demirkaya, düzenlemenin kabul edilmesinin bütün yatırımcıların zararlarının tamamen karşılanacağı anlamına gelmediğine dikkat çekti.
1 MİLYON TL'LİK ARA ÖDEME HERKESE GARANTİ DEĞİL
Kanun teklifinin yatırımcıları en yakından ilgilendiren hükümlerinden biri, ara ödeme sistemini düzenleyen 4. madde olarak öne çıkıyor. Demirkaya'nın değerlendirmesine göre yatırımcıların net yatırım tutarları hesaplanırken fona yapılan nakit girişleri ile fondan gerçekleştirilen çıkışlar dikkate alınacak. Bu tutarların TÜFE ve Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalaması esas alınarak güncellenmesi öngörülüyor.
Böylece yatırımcıların paralarında enflasyon nedeniyle meydana gelen değer kaybının hesaplamaya yansıtılması amaçlanıyor. Ancak Demirkaya, enflasyona göre güncellenen tutarın tamamının mutlaka ödeneceği sonucuna varılamayacağını belirtti.
Teklifteki ara ödeme mekanizmasına göre, enflasyon endekslemesi uygulanmamış net yatırım tutarı 1 milyon TL'nin altında olan yatırımcılara bu tutara kadar, daha yüksek yatırımı bulunanlara ise en fazla 1 milyon TL ödeme yapılabilmesi öngörülüyor.
Dağıtılabilir kaynakların yetersiz kalması durumunda SPK'nın, net yatırımı en düşük olan yatırımcılardan başlayarak ödeme yapılmasına veya tüm yatırımcılar için belirli bir asgari ara ödeme tutarı uygulanmasına karar verebilmesi de düzenlemede yer alıyor.
Demirkaya, küçük yatırımcılara öncelik verilmesini önemli bulduğunu ifade ederken, ödemelerin hangi tarihte başlayacağının açıkça belirlenmemesini eksiklik olarak değerlendirdi. Avukata göre ödeme takviminin, hesaplama yöntemlerinin ve her fon için mevcut kaynakların şeffaf biçimde açıklanması gerekiyor.

YATIRIMCILARIN HAK SAHİPLİĞİ HANGİ KAYITLARA GÖRE BELİRLENECEK?
Teklifte yatırımcıların hak sahipliğinin belirlenmesi için Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), Takasbank, TEFAS ile saklama ve dağıtım kuruluşlarının kayıtlarının karşılaştırılması öngörülüyor.
Demirkaya, bu yöntemin gerçek hak sahiplerinin güvenilir kayıtlar üzerinden belirlenmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.
Fon portföylerindeki varlıkların borsa fiyatlarının gerçek ekonomik değerlerini yansıtmadığı durumlarda ise geri alım, toptan satış, özel işlem veya gerektiğinde borsa dışı satış yöntemlerinin kullanılabilmesinin önü açılıyor. Bu düzenlemeyle varlıkların aceleyle ve değerinin altında elden çıkarılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
GÖNÜLLÜ İADE, ETKİN PİŞMANLIK ANLAMINA GELMİYOR
Kanun teklifinde öne çıkan başlıklardan biri de olağan piyasa koşullarının üzerinde kazanç elde eden kişilere yönelik gönüllü iade mekanizması. Demirkaya'nın aktardığına göre bu kapsamda hem gerçeğe aykırı fiyatlarla değerlenen fonlardan çıkış yaparak emsal fonların olağan getirisini aşan kazançların hem de fiyatlarının gerçeğe aykırı oluştuğu belirlenen hisse senetlerinde objektif piyasa ölçütlerini aşan kazançların iadesi öngörülüyor.
Ancak Demirkaya, gönüllü kazanç iadesi ile Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki etkin pişmanlık hükümlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.
Belirli suçlar bakımından kanunda öngörülen iki kat Hazine ödemesi şartının yalnızca gönüllü iade yapılmasıyla yerine getirilmiş sayılamayacağını belirten Demirkaya, iadenin tek başına suçun kabul edildiği veya cezai sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına da gelmediğini ifade etti.
Teklifin gerekçesinde gönüllü iadelerin af, ibra veya sorumluluk kabulü niteliğinde olmadığına ilişkin açıklama bulunduğunu belirten Demirkaya, bu güvencenin kanun metninde de açıkça yer alması gerektiğini savundu.

SPK'NIN TESPİTİYLE ÖDEME HAKKI SINIRLANDIRILABİLECEK
Demirkaya'nın hukuki açıdan yeniden değerlendirilmesini istediği düzenlemeler arasında teklifin 3. maddesi de bulunuyor.
Söz konusu maddede, belirli sermaye piyasası ihlallerini gerçekleştirdiği veya bu ihlallere iştirak ettiği SPK tarafından tespit edilen kişi ve kurumlara tasfiye ve geri kazanım hesaplarından ödeme yapılmaması öngörülüyor.
Demirkaya, idari bir kurumun tespitiyle kesinleşmiş mahkeme kararının aynı şey olmadığını belirterek, kişilerin mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen bu tür kararların hangi koşullarda alınacağının açıkça düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Avukata göre kararlara karşı başvuru yollarının ve yargısal güvencelerin netleştirilmesi, düzenlemenin hukuki belirlilik açısından önem taşıyan noktaları arasında yer alıyor.
FONLARDAN ÇIKARILAN VARLIKLAR İÇİN GENİŞ TAHSİLAT MEKANİZMASI
Teklifin 5. maddesi, fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri alınmasına yönelik kapsamlı bir sorumluluk mekanizması öngörüyor.
Demirkaya'nın değerlendirmesine göre şirketler arasında gerçekleştirilen kredi, borç, avans, teminat ve repo gibi işlemler, görünüşte mevzuata uygun olsa bile fonun menfaatine hizmet eden gerçek bir ekonomik amaç taşımaması ve hukuka aykırı değer aktarımına yol açması halinde geri kazanım kapsamına girebilecek.
Bu işlemlerden kaynaklanan zararlar bakımından öncelikle fonun kurucusu veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketinin sorumluluğu gündeme geliyor. Buradan tahsilat yapılamaması halinde ise sorumluluğu tespit edilen gerçek ve tüzel kişilerin, ayrıca birlikte hareket edenlerin şahsi malvarlıklarına başvurulabilmesi öngörülüyor.
Demirkaya, görevden ayrılmış olmanın geçmiş dönemde gerçekleştirilen işlemlerden kaynaklanan sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmayacağına dikkat çekti. Bununla birlikte kişisel sorumluluk belirlenirken ilgili kişilerin fiilleriyle meydana gelen zarar arasındaki bağlantının somut biçimde ortaya konulması ve etkili yargısal denetimin korunması gerektiğini vurguladı.
YARGILAMA BİTMEDEN MALVARLIĞI SATILABİLECEK Mİ?
Demirkaya'nın özellikle dikkat çektiği düzenlemelerden biri de teklifin 6. maddesinde yer alıyor. Bu madde kapsamında, ceza soruşturmalarında el konulan ve doğrudan fona iade edilemeyen bazı malvarlığı değerlerinin, TMSF'nin kayyım olarak atanması halinde yargılama sonucu beklenmeden satılabilmesine imkân tanınması öngörülüyor.
Demirkaya, bu hükmün kişilerin mülkiyet hakları açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Suçluluğu kesinleşmemiş bir kişinin malvarlığının satılmasının, daha sonra beraat kararı verilmesi halinde telafisi güç sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Demirkaya, bu durumda zararın hangi yöntemle ve hangi değer üzerinden giderileceğinin açıkça düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
Mağdur yatırımcıların zararlarının karşılanmasının önemli olduğunu belirten Demirkaya, bu amacın başka kişilerin anayasal haklarının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına yol açmaması gerektiğini kaydetti.
TMSF'NİN TAHSİLAT YETKİLERİ VE FONLARA ÖZEL HESAPLAR
Teklifte TMSF'ye, 6183 sayılı Kanun ve Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde güçlü takip ve tahsilat yetkileri tanınması da öngörülüyor. Demirkaya, bu mekanizmanın sorumlulardan tahsilat sağlanması açısından önemli bir imkân sunabileceğini belirtti.
Öte yandan geri kazanılan değerlerin TMSF nezdinde her fon için ayrı hesaplarda tutulması ve bu tutarların yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ile yatırımcılara ödeme amacıyla kullanılabilmesi öngörülüyor. Bu hesaplarda bulunan paraların kamu alacakları için dahi haczedilememesi ve teminat gösterilememesi de teklifin getirdiği korumalar arasında yer alıyor.
Demirkaya, bu düzenlemenin tahsil edilen kaynakların başka amaçlarla kullanılmasını önleme bakımından önem taşıdığına işaret etti.
KANUN TEKLİFİNİN GEÇMİŞE ETKİLİ HÜKÜMLERİ DE TARTIŞILIYOR
Demirkaya'nın dikkat çektiği bir diğer konu, düzenlemenin 17 Eylül 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde uygulanmasının öngörülmesi.
Avukata göre geçmişe etkili düzenlemeler, özellikle kişilere yeni malvarlığı sorumlulukları yükleyen veya mevcut haklarını sınırlandıran hükümler bakımından hukuk güvenliği ve belirlilik ilkeleri çerçevesinde incelenmeli.
Demirkaya, teklifin mağdur yatırımcıların zararlarını gidermeye yönelik yaklaşımını önemli bulduğunu ancak ödeme hakkının sınırlandırılması, şahsi malvarlıklarına yönelik tahsilat yetkileri ve yargılama tamamlanmadan varlık satılabilmesi gibi konuların komisyon aşamasında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“ASIL MESELE, BU MAĞDURİYETİN NASIL ORTAYA ÇIKTIĞI”
Demirkaya'ya göre yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağı kadar, bu ölçekte bir mağduriyetin hangi denetim ve gözetim eksiklikleri sonucunda ortaya çıktığının açıklığa kavuşturulması da önem taşıyor.
Sermaye piyasalarına duyulan güvenin yalnızca zararların giderilmesiyle yeniden tesis edilemeyeceğini belirten Demirkaya, benzer olayların tekrar yaşanmasını önleyecek denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Demirkaya, mağdur yatırımcıların haklarının korunmasıyla hukukun temel ilkelerinin güvence altına alınmasının birbirine alternatif olmadığını belirterek, düzenlemenin her iki amacı da birlikte gözetmesi gerektiğini kaydetti.


