Ağız kokusu, günlük yaşamı ve sosyal ilişkileri olumsuz etkileyen yaygın sorunlar arasında yer alıyor. Toplumda bu durumun çoğunlukla mide rahatsızlıklarından kaynaklandığı düşünülse de uzmanlar, ağız kokusunun temel nedeninin genellikle ağız içindeki problemler olduğunu belirtiyor.
Diş Hekimi Ayşenur Altındağ, Türkinform muhabiri Almila Kerküklü’ye verdiği özel röportajda, geçmeyen ağız kokusunun olası nedenlerini ve uygulanabilecek tedavi yöntemlerini anlattı. Altındağ, değerlendirme sırasında öncelikle dişlerin, diş etlerinin ve dilin incelenmesi gerektiğini, ağız içinde herhangi bir sorun bulunmaması hâlinde diğer ihtimallerin araştırılabileceğini söyledi.

AĞIZ KOKUSUNUN NEDENİ HER ZAMAN MİDE DEĞİL
Ağız kokusunun doğrudan mideyle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını belirten Altındağ, sorunun büyük oranda ağız içinden kaynaklandığını ifade etti.
Altındağ, “Ağız kokusuna sebebiyet veren her zaman mide değildir. Ağız kokusunun kaynağı büyük oranda ağız içidir. Öncelikle dişlerden, diş etlerinden ve dilden şüpheleniriz. Ağız içerisinde herhangi bir sorun bulunmazsa o zaman mide kaynaklı olabileceğini değerlendiririz” dedi. Bu nedenle ağız kokusu şikâyeti bulunan kişilerin sorunun kaynağını kendi başına belirlemeye çalışmak yerine ilk olarak diş hekimi muayenesinden geçmesi önem taşıyor.

ÇÜRÜKLER VE ESKİ DOLGULAR KOKUYA NEDEN OLABİLİR
Ağız içi muayenesinde öncelikle diş çürüklerinin ve daha önce uygulanan tedavilerin kontrol edildiğini belirten Altındağ, eski dolguların ve kanal tedavilerinin zamanla sorun oluşturabileceğine dikkat çekti.
Dişlerde bulunan çürükler, uygun olmayan eski dolgular ve kanal tedavileri, kırılan veya sızdırmaya başlayan restorasyonlar, ağız kokusuna yol açabilecek etkenler arasında bulunuyor. Bu bölgelerde yeniden çürük oluşması, kokunun kalıcı hâle gelmesine neden olabiliyor.
Gömülü dişlerin varlığı ve diş etlerinin sağlıklı olmaması da ağız içinde koku oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yalnızca görünen çürüklerin değil, daha önce işlem görmüş dişlerin ve diş etlerinin de ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

DİŞ ETİ KANAMASI GİNGİVİTİS BELİRTİSİ OLABİLİR
Dişlerde çürük veya restorasyon sorunu bulunmaması durumunda diş eti hastalıklarının değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Altındağ, ağız kokusuna neden olabilen iki önemli tablonun gingivitis ve periodontitis olduğunu belirtti.
Gingivitis, diş etinde meydana gelen iltihaplanma olarak tanımlanıyor. Hastalık genellikle diş etlerinde kızarıklık, şişlik ve kanama ile kendisini gösteriyor. Altındağ, gingivitisin temel nedeninin çoğunlukla diş plağı olduğunu ifade etti.
Düzenli temizlik ve doğru ağız hijyeni alışkanlıklarının kazandırılmasıyla gingivitisin tedavi edilebildiğini belirten Altındağ, diş eti kanamasının olağan bir durum gibi değerlendirilmemesi gerektiğine işaret etti.
PERIODONTİTİS DİŞ KAYBINA KADAR İLERLEYEBİLİR
Gingivitisten daha ileri bir diş eti hastalığı olan periodontitiste, iltihaplanma yalnızca diş etiyle sınırlı kalmıyor. Hastalık, dişi destekleyen kemik ve çevredeki periodontal dokuları da etkileyebiliyor.
Altındağ, periodontitisin ilerleyen aşamalarda kemik kaybına ve dişlerin kaybedilmesine kadar varabilen sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Geçmeyen ağız kokusu, diş eti kanaması ve dişlerde hareketlilik gibi şikâyetlerin bulunması durumunda diş hekimi kontrolünün ihmal edilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılacak muayene, hastalığın boyutunun belirlenmesi ve uygun tedavinin planlanması açısından önem taşıyor.
GÖZDEN KAÇAN NEDEN: DİL ÜZERİNDEKİ BAKTERİLER
Ağız kokusunun sorumlusu her zaman dişler olmayabiliyor. Altındağ, çoğu zaman gözden kaçan dil yüzeyinin de kokunun temel kaynaklarından biri olabileceğini vurguladı.
Dilin üst yüzeyinde biriken bakteriler ve yiyecek artıkları, ağız kokusunun ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bu nedenle günlük ağız bakımının yalnızca diş fırçalamaktan ibaret olmaması gerekiyor.
Altındağ, dişlerin temizliğine gösterilen özenin dil temizliğine de gösterilmesi gerektiğini belirterek bu amaçla dil kazıyıcısı veya dil fırçası kullanılabileceğini söyledi.
AĞIZ KURULUĞU VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARI ETKİLİ
Ağız kuruluğunun yanı sıra sigara ve alkol kullanımı ile yoğun kahve tüketimi de ağız kokusuna neden olabilen etkenler arasında yer alıyor.
Alkol tüketiminin tükürük akış hızını azaltarak ağız kuruluğuna yol açabildiğini belirten Altındağ, tükürüğün azalmasıyla birlikte ağız ortamının dengeleme kapasitesinin de düştüğünü ifade etti.
Uzun süreli kullanım sonucunda ağız içindeki pH dengesinin değişebileceğini kaydeden Altındağ, bu durumun ağız ortamını çürük gelişimine daha elverişli hâle getirebileceğini söyledi.
KALICI ÇÖZÜM İÇİN NEDEN ORTADAN KALDIRILMALI
Ağız kokusunun geçici ürünlerle bastırılması yerine temel nedeninin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Altındağ, kalıcı şikâyeti bulunan kişilerin mutlaka diş hekimine muayene olması gerektiğini belirtti.
Çürüklerin tedavi edilmesi, sorunlu eski restorasyonların yenilenmesi ve diş etlerinin sağlıklı hâle getirilmesi, ağız kokusuyla mücadelede uygulanması gereken temel adımlar arasında yer alıyor.
Altındağ, gerekli tedavilerin yanında alkol içermeyen ağız gargaraları ile şekersiz sakızların da hekim önerisi doğrultusunda kullanılabileceğini ifade etti. Ancak bu ürünlerin tedavinin yerine geçmediğini, öncelikle kokuya neden olan sorunun ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.




