RATEM Medyametre 2025 raporunu değerlendiren Kapadokya Medya Grubu Başkanı Mustafa Melih Tarlacı; televizyon ve radyonun güven gücüne dikkat çekerek, dijital çağda geleceğin en güçlü medyasının en hızlı değil, en güvenilir olan mecra olacağını vurguladı.
DİJİTALLEŞME VE TELEVİZYONUN DÖNÜŞÜMÜ
Televizyonun yüzde 82,5 ile en yaygın medya mecrası konumunu korumasını değerlendiren Tarlacı, ekranın gücünü çoklu dağıtım ağlarına borçlu olduğunu vurguladı:
Medyametre 2025 sonuçları bize şunu gösteriyor: Dijitalleşme televizyonu ortadan kaldırmadı, onu dönüştürdü. Bugün televizyon artık yalnızca klasik yayın cihazından izlenen bir mecra değil; IP televizyon, akıllı televizyonlar, YouTube yayınları, dijital platformlar ve mobil uygulamalar üzerinden de tüketiliyor. Yani televizyonun gücü ekranla sınırlı değil, çoklu dağıtım ağıyla büyüyen bir yapıya dönüştü. İnsanlar bir haberi televizyonda izledikten sonra aynı içeriği YouTube’dan tekrar izleyebiliyor, sosyal medyada paylaşabiliyor veya dijital arşivden erişebiliyor. Bu durum televizyonun erişimini azaltmak yerine genişletiyor. Sosyal medyaya göre televizyonun en önemli avantajı ise kurumsal denetim mekanizmalarına tabi olmasıdır.
YAPAY ZEKA ÇAĞINDA TELEVİZYONUN GÜVEN SİPERİ
İnternet ortamındaki kontrolsüz içerik üretimine değinen Tarlacı, televizyonun neden vazgeçilmez bir güven kaynağı olduğunu belirterek, "Özellikle günümüzde internette içerik üretmek son derece kolay hale geldi. Yapay zekâ araçlarıyla birkaç dakika içinde haber, görüntü, ses ve hatta gerçekmiş gibi görünen röportajlar üretilebiliyor. Bu içeriklerin büyük bölümü herhangi bir editoryal süzgeçten, doğrulama mekanizmasından veya hukuki denetimden geçmeden dolaşıma giriyor" diyerek televizyonun neden güven kaynağı olduğunu açıkladı.

SAHA ARAŞTIRMASI: TELEVİZYON BİR TOPLUMSAL AİDİYET ARACI
Kapadokya bölgesinde yürütülen saha çalışmalarına değinen Tarlacı, izleyici alışkanlıklarının arkasındaki sosyolojik faktörleri aktardı:
Kapadokya bölgesinde, özellikle Ürgüp’te 65 yaş üstü bireylerin zamanı nasıl değerlendirdiğine ilişkin yapılan bir saha incelemesinde de dikkat çekici bir sonuç ortaya çıkmıştı. Araştırmada, bu yaş grubunun dijital medyadan çok televizyon karşısında vakit geçirdiği görülüyor. Bu da televizyonun yalnızca bir haber aracı değil, aynı zamanda güven, alışkanlık ve toplumsal aidiyet aracı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla televizyonun gücünü korumasının temel nedeni teknolojiye direnmesi değil; güven, alışkanlık, erişilebilirlik ve denetlenebilirlik özelliklerini dijital dünyaya da taşıyabilmesidir.
İŞİTSEL MEDYADA DİKKAT ÇEKEN YÜKSELİŞ
Radyo yayınları ve dijital müzik dinleme sürelerinin iki yıldır artarak günlük 1 saat 43 dakikaya ulaşmasını değerlendiren Tarlacı, işitsel medyanın sunduğu özgür alana dikkat çekerek, "Bu veriyi radyo yayıncıları açısından son derece önemli ve umut verici buluyorum. Radyo, insanın hayatına eşlik eden bir mecra. Televizyon dikkat ister, sosyal medya sürekli görsel uyarı üretir; ancak radyo çalışırken, araç kullanırken, seyahat ederken, spor yaparken ya da günlük hayatın içinde kesintisiz olarak tüketilebilir" dedi.
EKRAN YORGUNLUĞU VE İNSAN SESİNİN GÜCÜ
Yoğun görsel maruziyetin insanları işitsel medyaya yönelttiğini ifade eden Tarlacı, radyonun güvenilirliğine vurgu yaptı:
Son yıllarda insanların yoğun ekran maruziyetinden yorulduğunu görüyoruz. Sürekli görüntüye ve kısa video akışına maruz kalmak dikkat dağınıklığını artırıyor. İşitsel medya ise daha az yorucu, daha kişisel ve daha samimi bir deneyim sunuyor. Amerika’da yapılan bazı medya güven araştırmalarında radyonun en güvenilir mecralar arasında öne çıkması da tesadüf değildir. Çünkü radyo, insan sesiyle kurulan doğrudan ilişkiye dayanır. Özellikle yerel radyolar açısından bu bağ çok daha güçlüdür.
YEREL RADYOLAR VE YÜZ YÜZE İLETİŞİM KÜLTÜRÜ
Yerel yayıncılığın toplumsal sorumluluğuna değinen Tarlacı, radyonun dijitaldeki geleceğini özetleyerek, "Yerel yayıncı, haberini yaptığı toplumun içinde yaşar. Haberi yaptığı kişiyle ertesi gün sokakta, pazarda, kahvede veya bir etkinlikte karşılaşabilir. Bu durum yerel medyaya hem samimiyet hem de daha yüksek sorumluluk yükler. Yerel radyoların güvenilirliği, sadece teknik yayıncılıktan değil; yüz yüze ilişki kurabilen bir iletişim kültüründen kaynaklanır. Bugün radyo artık yalnızca FM bandından ibaret değildir. İnternet radyoları, mobil uygulamalar, podcastler ve araç içi dijital sistemlerle birlikte işitsel medya yeni bir büyüme dönemine girmiştir. Ancak bu büyümenin merkezinde hâlâ 'insan sesi' ve 'güven ilişkisi' bulunmaktadır" ifadelerini kullandı.
DİKKAT EKONOMİSİ VE ALGORİTMA BASKISI
Medyametre 2025 raporunda ilk kez yer verilen "aşırı medya kullanımı" verilerini değerlendiren Tarlacı, katılımcıların yüzde 28,1’inin zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğini belirterek uyardı:
Bu veri bence araştırmanın en kritik başlıklarından biridir. Artık medya sadece bilgi sunmuyor; dikkat ekonomisi içinde zaman ve odak için rekabet ediyor. Algoritmalar kullanıcıyı platformda daha uzun süre tutmak üzere tasarlanıyor. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, kişiselleştirilmiş içerik akışı ve anlık bildirimler insan psikolojisini doğrudan etkileyen araçlara dönüşmüş durumda. İnsanlar çoğu zaman bilgi tükettiğini düşünürken aslında dikkatlerini tüketiyorlar.
YAYINCILIK ETİĞİ VE ALGORİTMA OKURYAZARLIĞI
Medya dünyasında etiğin ve yeni okuryazarlık modellerinin önemine değinen Tarlacı, "Meslek birlikleri ve yayıncılık sektörü olarak bu konuya yalnızca teknik değil, etik bir mesele olarak bakmalıyız. Çünkü dikkat, günümüzün en değerli kamusal kaynaklarından biri haline geldi. Özellikle yapay zekâ ile içerik üretiminin olağanüstü hızlandığı bir dönemde, 'üretilmiş içerik' ile 'doğrulanmış içerik' arasındaki farkı daha görünür kılmak zorundayız.
Bugün internette herhangi bir kanıt göstermeden içerik paylaşmak mümkündür. Bu kolaylık, bilgi üretimini demokratikleştirirken aynı zamanda bilgi kirliliğini de büyütmektedir. Yayıncılık etiği sadece neyin yayınlanacağını değil; nasıl, hangi yoğunlukta ve hangi sorumluluk duygusuyla yayınlanacağını da kapsar. Ben gelecekte medya okuryazarlığının yanında 'algoritma okuryazarlığı'nın da eğitim sisteminin önemli bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
KULLANIM İLE GÜVEN AYNI ŞEY DEĞİL
Sosyal medyanın yaygın kullanımına rağmen güven sıralamasında geride kalmasını ve televizyonun 6,57 puanla ilk sırada yer almasını yorumlayan Tarlacı, dijitaldeki bilgi kirliliğine dikkat çekti:
Araştırmanın bu sonucu çok anlamlıdır. Kullanım ile güven aynı şey değildir. İnsanlar sosyal medyayı yoğun biçimde kullanıyor; ancak gördükleri her bilginin doğru olduğuna inanmıyorlar. Çünkü dijital ortamda içerik üretiminin önündeki eşik neredeyse tamamen kalkmış durumda. Yapay zekâ destekli görseller, ses kayıtları ve videolar dezenformasyonu daha karmaşık hale getiriyor. Artık mesele sadece yanlış bilgi değil; gerçeğe çok benzeyen yanlış bilgidir. Bu nedenle güvenilir habercilik hiç olmadığı kadar değerli hale geldi. Televizyon ve radyo gibi denetime tabi yayın organlarının toplum nezdinde daha güvenilir görünmesinin temel nedeni de budur.
GÜVENİLİR HABERCİLİK İÇİN YAYINCILARA 6 MADDELİK SORUMLULUK
Tarlacı, dezenformasyon çağında kaliteli haberciliğin korunması için yayıncıların üstlenmesi gereken ilkeleri sıraladı:
Yayıncılara düşen temel sorumluluklar şunlardır:
Kaynağı doğrulamadan yayın yapmamak,
Yapay zekâ ile üretilmiş içerikleri açık biçimde belirtmek,
Hata yapıldığında şeffaf şekilde düzeltme yayınlamak,
Tıklanma kaygısını kamu yararının önüne koymamak,
Editoryal bağımsızlığı korumak,
Yerel ve ulusal ölçekte doğrulama mekanizmalarını güçlendirmek.
GAZETECİLİĞİN DEĞİŞMEYEN ÖZÜ VE YEREL MEDYANIN ROLÜ
Sektörün geleceğine ilişkin nihai değerlendirmelerde bulunan Kapadokya Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Melih Tarlacı, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
Özellikle yerel medya açısından güven unsuru çok daha hayati bir konudur. Yerel yayıncı, haberini yaptığı toplumun bir parçasıdır. İnsanlarla aynı sokakta yürür, aynı etkinliklere katılır, aynı sorunları yaşar. Bu nedenle yerel medya daha samimi olmak zorundadır; ama aynı zamanda daha doğru ve daha dikkatli yayın yapmak zorundadır. Sonuç olarak teknoloji değişebilir, platformlar değişebilir, içerik üretim araçları değişebilir. Ancak gazeteciliğin özü değişmez: doğruluk, denetim, şeffaflık ve kamu yararı. Geleceğin en güçlü medyası en hızlı olan değil, en güvenilir olan medya olacaktır.





